Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (4)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (4)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (4)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun. 

Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahımsemavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır. 

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz- 

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (*mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez. 

Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz.  Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Ey değerli kardeşlerim! Yüce Allah,Beled Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:

“Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi. Sen sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin? Bir köleyi azat etmektir; veya kıtlık ve açlık gününde kendisi açken yakın olan bir yetimi ya da toprakta sürünen bir miskinidoyurmaktır. Sonra iman edenlerden, birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.” (Beled11-12-13-14-15-16-17)

Akabe, nedir? Akabe,Sırat’tır; hesapmeydanını ile cennet ve cehennem arasını bölen Sırat’tır.Yine kendimize devamlı hatırlatmamız gerektiği gibi tabiri caizse bu,kıyamet günü merhalelerinden önemli bir merhaledir. Bu merhale “Diriliş” ile başlar “Neşr” ile devam eder ondan sonra“Haşr” (toplanma)gelir; insanlar mahşer yerinde haşrolunur ve uzunca bekleyecekler. Sonrasında Amel Defterlerinin dağıtılışı veya “Terazi”yani “mizân” safhasına geçilir.“Mizân” yani terazi, insanın amellerinin onunla tartıldığı tartıdır:

“Kıyamet günü için adalet terazilerini koyarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez. Bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa onu getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz.”(Enbiya 47)

Bundan sonra insana düşen Akabe’yi, Sırat’ı geçmesidir.Ki Sırat kıldan ince, kılıçtan keskin olarak tanımlanmıştır; uzunluğu gökyüzü ve yeryüzü arasındaki mesafe kadardır; altında cehennem ve ardında cennet vardır. Bu uzun ince, tehlikeli vehayatımızın esası olan bu köprüyü geçmek için dünya hayatında ip üzerinde nasılyürümek gerektiğini öğrenmek ya da ince bir köprü üzerinden geçmek gibi cambazlık hareketlerini öğrenmek faydasızdır.Sıratı geçmek için hepimizin ihtiyaç duyduğu şey, tabiri caizse sıradan olmayan bir ameldir; tahmin edilemeyecek bir amel. Öyle bir amel ki “iman edip salih amel işleyenler sonra bir birlerine sabır ve hakkı tavsiye ederler”dekinden daha üstün bir amel. Çünkü “sabrı ve hakkı tavsiye edenler”den olmak merhalesi zaten olması gereken temel merhaledir.Fakat bu yolu veya Sırat’ı geçmek isteyen kişiye düşen istisnai bir amelde bulunmasıdır; normal olmayan bir amel; namaz ve oruç dışında, namazı vaktinde kılmak ve sünnetleri yerine getirmek dışında bir amel. Tabii bütün bunlar da büyükamellerdir. Sen eğer Sırat’ı hızlı bir şekilde geçmek istiyorsan -Peygamber (s.a.v)’in de buyurduğu gibi: KimisiSırat’ı, bu şimşek hızıylageçecek. Bu uzun bir mesafe olmasına rağmen. Kimisi de fırtına rüzgarı hızıyla, kimisi de esip savuran rüzgar hızıyla geçecek; kimisi de at hızıyla, kimisi de insanın yürüme hızıyla veya emekleme hızıyla...- sen karar vereceksin; ya kurtulmuş olarak ya yıpranmış olarak ya da ateşe düşmüş olarak geçeceksin. Tabii bu Sırat Meryem Suresi’nde de zikredilmiştir:

“Sizden oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 71) 

Yani bu geçiş sürecinde ateşin dokunması kaçınılmazdır. Eğer şimşek hızıyla geçersen durum kolay ve zahmetsiz olur. Yok eğer geçiş yavaş bir şekilde olursa ateş, yavaş yürüyene dokunacaktır. Üstelik o ateş dünya ateşine debenzemez.Daha önce değindiğimiz ve devamlı değineceğimiz gibi Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayan muvahhid ve büyük günahlardan uzak durmuş Müslüman’ın nihai uğrak yeri kuşkusuz cennettir. Bunda kimsenin ihtilaf ettiği yoktur. Ve yine mescitlere gitmeyi ve Kur’an okumayı kendine alışkanlık edinenlerden bir kimsenin bu konuda kuşkuya düşmesine hacet yoktur. Günlük işler, cennete gitme kaygısıyla yapılmamalıdır. Çünkü günah işlese bilemuvahhid bir Müslümanın nihai uğrak yeri cennettir. Muvahhid için takdirler silsilesinin son halkası veya son durakcennettir zaten. Öyle bir amelde bulunmalısın kiölüm melekleri geldiği andan Sırat’akadar yapacağın yolculuğunu kolaylaştırsın.Çünkü bu yolculuk içinde bir çok merhale barındırır; daha önce zikrettiğimiz gibi mahşer günü “Diriliş” ile “Mizan” (*tartı) arasındaki zaman aralığını Yüce Allah: “süresi elli bin yıl olan bir günde...” diye haber vermiştir.-Bu öyle küçük bir gezinti değildir! –İşte ogün hesap da vardır.(Ramazan ayı derslerinde zamangeniş olduğu için bu konuya detaylarıyla değiniyoruz) 

O gün yani Mahşer Günü salihmümin ve özel bir dereceye sahip olanmümin,yakıcı güneşin gölgesinde olmaz, kafirin yakınında durmaz ve hiçbir şey onu rahatsız etmez. Öyle ki o elli bin  ona iki rekâtlık secde gibi gelir. Ve bu vakitte yani “Diriliş ile “Mizan” arasındaki zaman aralığında, Peygamber (s.a.v) “başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır” diye buyurmuştur. Yedi şahıs değil, yedi sınıfı zikretti; bunlarda diğerlerinde olmayan Allah’a ayrıcalıklı bir yakınlıkları vardır.Onları yakın kılan hususiyet, bir bakıma Akabe’ye benzer.Bu yedi sınıf: 

-Âdil devlet başkanı,

-Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, (yani ergenlik çağında fesada bulaşmamış, taatüzreyaşam sürmüş)

-Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine “Ben Allah’tan korkarım” diye yaklaşmayan adam,

-Kimse görmeden tenhâda Allah’ı anıp göz yaşı döken kişi,

-sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse, (yani hatta meblağısaymaksızın veren)

-Kalbi mescidlere bağlı müslüman, (mescitten çıkar çıkmaz hemen dönmek isteyen)

-Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan, (yani insanlarla olan alakanın ölçüsü

taattir; çıkar, akrabalık, arkadaşlık değildir. Yani basit bir şey değil;bir kimseyi ancak Allah için seversin. Ve bir kimseye ancak günah işlediği veya Allah yolundan uzaklaştığı için buğzedersin.

(Buhâri, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudûd 19; Müslim, Zekât 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesâî, Kudât 2)

İşte bu yedi sınıfıbaşka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, arşının gölgesinde barındıracaktır.Onlar için bekleyiş kolay geçecektir.

Müslüman bir kimseyi düşünün; mümin, namazında niyazında ve diğer ibadetlerini yerine getiriyorfakat günahkarlarla oturup kalkıyor, onları seviyor lakin onlarla birlikte işledikleri günaha girmiyor ama onlarla zaman geçiriyor. İşte bu kimsenin başına onların başına gelecek şeylerden bazısı gelecek. Neden? Çünkü “kıyamet gününde kişi, sevdiğiyle haşrolunur”da ondan.Yani onların başına gelen her şeyin yüzde yüzü onun da başına gelmeyecek; sadece bir kısmı gelecek. Yine bu bekleyiş vaktinde ‘sadık ve emintacir, peygamber (s.a.v) ile omuz omuza olacaktır.' Yetimi sorumluluğuna almış kişi de öyle..

O hâlde“Haşr” müddetindeHesaptan bir merhale vardır. Bundan da önce kabirde de Hesaba çekilmevardır; soru ve cevap... Sonrasında kabir ya cehennem çukurlarından bir çukur ya da cennet bahçelerinden bir bahçeye dönüşür.Kendilerinin âlim olduklarını iddia edip kabirde soru cevap ve Kabir Hesabı yoktur yoktur diyenlerle münakaşaya girecek değiliz. Çünkü onlarda ilimden bir kırıntı bile bulunmaz.

O halde şunu bilelim eğer sen muvahhid bir müslüman isen senin son uğrak yerinin cennet olduğu hususunda müttefikiz inşallah.Fakatoradameleklerin şekli,üslubu, rikkat, edep ve lütfu canını alırkenkiçekeceğin sıkıntı ya da kolaylık senin ameline göredir, “Andolsun (canları) boğarcasına şiddetle çekip alanlara...”(Nazi’at 1) Ayrıca kabirde geçireceğin merhale de vardır; tevhid ehlinden olduğu halde azaba çarptırılacak olanlar da vardır. En azından Peygamber (s.a.v) iki sınıftan bahsetmiştir: Bunlardan biri koğuculuk yapan diğeri ise idrarından sakınmayan, iyice temizlenmeyen kimsedir. (Buhârî, Vudû 55, 56, Cenâiz 82, Edeb 49. Ayrıca bk. EbûDâvûd, Tahâret 11; Tirmizî, Tahâret 53; Nesâî, Tahâret 26, Cenâiz 116; İbniMâce, Tahâret 26) Bunlar muvahhid ve musalli olan kimseler olduğu halde kabirde azap görenlerdir. Kabirden kalkınca da durum öyledir. Mesela hayatındainsanlarla iyi geçinmiş, namazını kılmış bütün farzlarını yerine getirmiş bir kimse  faiz yemişse kabirden delirmiş bir şekilde kalkacaktır:

“Faiz yiyenler, (kabirlerinden) ancak kendisini şeytan çarptığından deliye dönmüş bir adamın kalkışı gibi kalkarlar.” (Bakara 275)

Sonra bunu yapanlar kendilerine fetva bulmaya çalışırlar; falanca şöyle dedi de filanca böyle dedi de....
“Bu durum onların “alışveriş de faiz gibidir” demelerinden dolayıdır.” (Bakara 275)

Şimdi ortaya yeni bir şeyçıktı. Neymiş: “fâide” başka bir şeymiş adı “fâide”imiş. Adını değiştirince de helal olmuş. Faiz ise haram... Faiz, banka dışında olanmış, “fâide” ise bankada olanmış. Böylece helal oluyormuş(!) Halbuki hiçbir farkı yok... Geçen bir video izledim: Deniliyordu ki:“Avrupa ve Amerika’da ki bütün krizlerin temelinde “fâide” yatıyor. Dolayısıyla bu zalim sistemi yıkın! Bu öyle bir sistem ki sermaye sahibi çalışmadan dev kazançlar elde ediyorve faiz yoluyla alın terleri ile çalışan kimselerin malını yiyor. Bunu yapabilmesinin tek yolu sermayenin sahibiolmasıdır; insanları kendine borçlandırıp oturuyor sonra da insanlar sabahtan akşama, çocukluklarından yaşlanmalarına kadar sermaye sahibi rahat bir yaşam sürsün diye didinip yoruluyorlar.”

Velhasıl demek istediğim ölüm sakâratıiçin öyle çalışmalıyız ki kolay ve güzel geçsin. Sual, kabir, kabirden kıyam, mahşer vakti sonra mizan (*tartı) daha sonra amellerin ortaya çıkacağı gün için,işte bütün bunlar içinçaba sarf etmemiz lazım ki o gün amel defterini iftiharla kaldırıp “ bakın işte bu benim amellerim! Ne kadar güzel!” “Alın, kitabımı okuyun. Çünkü ben hesabımla karşılaşacağımı sanmıştım (anlamıştım)” (Hâkka 19 – 20)diyenlerden olabilmek için... 

“O, hoş bir hayat içinde, meyveleri sarkmış, yüksek bir cennette olacak. Onlara şöyle denilecek: “Geçmiş günlerde yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyiniz, içiniz!” (Hâkka21, 22, 23, 24)

Diğeri ise sahifelerini saklayarak “keşke ölüm her şeyi bitirmiş olsaydı” (Hâkka 27) diyecek. Yani keşke o öldüğüm ölümden sonra her şey bitmiş olsaydı: “Malım bana hiç bir yarar sağlayamadı, gücüm de yok olup gitti.” (Hâkka28, 29) diyecek.

Bütün bu merhalelerden sonra –ki bunlar öyle kolay merhaleler değildir- Sırat gelir.Sırat'tan hızlı bir şekilde geçmeyi istiyorsan muhakkak sıradan olmayan istisnai bir amel bulman lazım ki seni şimşek hızı ya da bundan az bir hızla geçesin. Böylelikle cehennem nârından hiçbir şey hissetmezsin.Nedir bu istisnai amel? Rabbimiz bu hususta bize BeledSüresi'ndeiki örnek verdi: “kıtlık ve açlık gününde kendisi açken başkasını doyurmak” tabii bundan öncesi “Fekkûrekabe” yani “bir boynu azadetmek” gelir. Ne demek bir boynu azad etmek? Bir köleyi satın alıp onu özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bu dönemde böyle bir uygulama yoktur ancak benzeri çoktur; misal: Senin malın varsa fakirlikten sürünen bir insanabaştan sona mükemmel bir hayat inşaedebilirsin; iş, ev ve sair... İşte bu, onu ihya etmektir.“Her kim onu ihya ederse, (diriltirse) bütün insanları ihya etmiş (diriltmiş)gibi olur.”(Maide 32) Allah iki misal vermişti; bir boynu azad etmek ya da açlık gününde birini doyurmak. Yani öyle bir gün ki bir ekmeğe ihtiyaç duyulan bir gün, bir tabak yemeğe ihtiyaç duyulan bir gün...

İşte böyle bir günde sen kendini, çocuklarını ve aileni mahrum bırakıp tanımadığın bir fakire vermektir. Yerde olan bir fakir. Yani toprak üzerinde sürünen...

Allahu alem bu ayetin en doğru tefsiri budur. “yakın olan bir yetimi ya da toprakta sürünen bir miskini” tabii bu sadece iki misal, bunların dışında da var. Ne var bunların dışında? Zalim bir devlet başkanı karşısında durmak, Allah yolunda şehit düşmek üzere öne atılmak ve malından mülkünden çekilmek. Peki bu mal mülkten çekilmek ne demek? Bunu çevremizde duymadık ama var böyle örnekler. Neydi ismi?Sübhanallahunuttum...

Neydi... Facebook’un sahibi mi diğerinin mi... (*cemaatten biri Bill Gates, diyor) yok yok Bill Gates değil... Milyarder biri... Tamam Mark Zuckerberg... İşte bu adam bütün servetini hayrat işlerine bağışladı evlatlarının her birine sadece on milyon bıraktı... Yani bu adamın ahiret anlayışı–tabii gene de Allah bilir- benim, senin ahiret anlayışımız gibi değildir... 
 

Sahabe tarihini okuduğumuz zaman şunu görürüz: Falan kişi malından mülkünden bir kere çekildi (*yani malını bir uğurda sıfırladı) falanca kişi malından iki kere çekildi. Ne demek oluyor bu? Yani mal mülk biriktirdi, biriktirdi sonra bunun hepsini hayır hasenata bağışladı; bir hayır işi yaptı veya bir mescit inşa etti veya fakirlere dağıttı sonra tekrarsıfırdan başladı...

Allahu Ekber! Böyle bir şey gördünüz mü? Şu ömrümüze kadar bunu yapan birini gördünüz mü? Tabii hayır işleri yapan görüyoruz ama o da devede kulak. Ancak bunu yapıp Allah ile kendi arasında saklamışsa o ayrı. Allah ondan kabul etsin.

O halde değerli kardeşlerim“Akabe”yigeçmemiz için istisnai bir amelde bulunmaya ihtiyacımız vardır. Herkes kendi gücüne göre bir şey yapmalı...

Bütün bu anlamlar ve daha fazlası Kudüslü mücaid Şeyh Fadi Ebu Şuhaydim hakkında bir şeyler okurken zihnimde yerini buldu. Onun bir eksiği yoktu; dindar, Kur’an hafızı, din alanında yüksek diplomalara sahip, Cuma hâtibi ve öğretmen bir kimseydi. Evlatlarına en güzel şekilde dini eğitim verdi. Bütün bunlar, tamamdı. Fakat Allah bilir”Akabe”yi geçmek istemiş olmalıki kalbi sağlam, ayağı sabit ve apaçık bir şekilde şehadete yöneldi.Vasiyet olarak yazdığı yazı, onun dinde nasıl derin bir anlayışa sahip olduğunu göstermeye yeterdir.İşte böylece her birimizinSırat’ı geçmeye yarayacak bir amelde bulunması lazım. Ve amelimizin hedefini cenneti aramaklasınırlandırmamamız lazım. Nihayetinde müminler için cennet garantidir. Bizim konuştuğumuz her birinde bir takım azap ve bir takım hesap bulunan merhaleler silsilesidir. Ve nihayetindeSırat’ı mümkün olduğu kadar en hızlı şekilde geçeceğiz inşallah.

Bunun ardından cennet gelir. Cennette de bir tane değildir. Cennetehli, köşkler ehline yani cennetin en üst katmanına sizin semadaki yıldızlara baktığınız gibi bakacaklar. Çünkü orda dereceler vardır. Şimdilik Sırat konusunda kalalım...

Orda bulunan dereceler ayrı bir ders konusu...

Sen eğer Firdevs Cenneti’ne ya da köşkler katına talipsen müminlerin devam ettiği namaz, oruç ve sair ibadetlerle yetinmemen ve çokça uğraş vermen lazım. Halihazırda içinde yaşadığımıza çağ,fesat ve fitneçağıdır.Bizim için hesap vermek hususunda kolaylık sağlanır. Çünkü katmerli bir şekilde artan fitne ve fesat çağında sadece iman üzreolmak hasebiyle Yüce Allah, hesabın önemli bir cüzünde bize yardımcı olacaktır; yani Hesap anında Yüce Allah'tan bir hediye olarak bir çok açığımız kapatılır. Çünkü fitnelerin yığınla bil olduğu fesat çağında yaşıyoruz. Öyle fitneler ki maalesef içine bir çok mümin dedüşüyor. Hatta bu büyükşehidşeyhimizin (*Fadi Ebu Şuhaydim) bile Suriye konusunda Halep konusunda v.b konularda 2013 – 2014 yıllarına ait gayrı selim konuşma kayıtları var; bir takım mezhepçi ve hizipçi konuşmalar...

Bu, herkesin üzerinden geçen bir fitneydi...

Bu fitneye herkes bulaştı ancak çoğu ondan kurtuldu, fakat foyası ortaya çıkan bu fikirleri halen savunan kimseler de yok değil. Suriye’de kurulan komplolar, mezhepçi tuzaklar ve benzeri bütün tuzaklar ifşa oldu...Adamın (*Fadi Ebu Şuhaydim) kafası net; o bu yola koyulduğu an bu fitneleri terk etti...Hiç birimiz masum değiliz, mühim olan herkesi sarmalayan bu fitnelerin içinde boğulup kalmamaktır. Öyle ki çeşit çeşit fitneler...

Bugün Lübnan’da da bariz örneklerini yaşıyoruz; iktisadi fitnelerden siyasi fitnelere, emniyet birimlerindeki fitnelere, siyasi ufkun kapatılmasına kadar daha nice fitneler mevcut. Direniş Gücü’ne (*Hizbullah) karşı yürütülen savaş da az bir fitne değil...

Misal, deyim yerindeyse sen siyasi hayatınıslâhı için uğraş verdiğinde kendin ile diğerleri arasında büyük bir fark görürsün; çünkü yaşam mefhumunu tümüyle değiştirmen lazım. Çünkü onlardaki yaşam mefhumuyemek, içmek, lezzet, şehvet ve havayı solumaktan ibarettir. Senin içinse yaşam demek; seni ahirete ulaştıran bir imtihandan ibarettir. Şöyle ki ahirette hasat etmek üzere ekmiş olduğun bir tarladan ibarettir. Bu da büyük bir fark! AyrıcaAmerika’nın arkasından yürümek onun için gayet normaldir; çünkü Amerika’da para var, sanayi var, etkin karar gücü var... Amerika ile yol yürümek lazım! 

Peki Amerika ile yürüyen rahat mı yaşıyor? İşte Türkiye, Amerika ile düşünemeyeceğiniz kadar yürüdü, kuşandığı İslâmi kılıfa rağmen tasavvur edemeyeceğiniz kadar yürüdü...

Peki bugün Türk Lirası ne kadar? Ve niye? Çünkü Erdoğan, Amerika’nın bazı taleplerini yerine getirmedi. Yani ona ya zelil, yaltak bir köle olacaksın ve hatta kendi halkının aleyhine veya kendine maslahatına zıt bile kurduğu tuzakları uygulayacaksın ya da seni düşman bilecek velev ki istediklerini yüzde doksan bile yerine getirsen sen düşmansın. Bütün açıklığıyla bugün bu örnek önümüzde duruyor. İhtilafın sebebi, sen nasıl olur da Rusya’dan S400 füzelerini alırsın!...

Yasak! Suriye’de ki bu kaç metrelik alandan çıkacaksınız, burası size değil Amerika’ya veya Kürtlere ait...(*Bunu Amerika, Türkiye’ye söylüyor) Amerika’nın verdiği bazı emirlerin yerine getirilmeyişi sebebiyle yaklaşık 70, 90 milyon Müslüman cezalandırılıyor! Üstelik verilen bir çok emir yerine getirildiği halde! İşte Amerika ile yürüyenin akıbeti budur.Ürdün de öyle, bugün Ürdün en yüksek borçlanma oranına ulaşmış durumda...

Mısır’da ise maşallah refah ve atılım var, Asvan’daşölenlerdüzenleniyor. Tümü borç! İlk fırsatta Amerika gelip ona (*Mısır’a) hadi parayı getir (!) diyecek. Allah rahmet eylesin Refik Harirî’nin(Lübnan Eski Başbakanı) durumu da de böyleydi: “para getirin, para getirin, para getirin...” derdi, tümü de borç!..

Onlardan biri bana anlatmıştı: Kendisine (*Refik Harirî’ye) gelip “yeter ki İsrail ile sulh yapmak istiyoruz de, bütün borçlar halledilir” diye teklifte bulunmuşlar. Çünkü Direniş Gücü zafer elde etmişti. Onlar da borçlarıteftiş ettiler; mezardaki ölünün borcunu bile çıkardılar ve daha nelerneler...

Bütün bunların hesabını senden (*Harirî’den)sordular. Bizzat sen, oğlun ve torunun 30 yıldır Lübnan’ın imarı için gelen parayıödemek durumunda kaldınız. Çünkü Direniş Gücü zafer elde etti ve Lübnan halkı şu veya bu şekilde Direniş Gücü’ne sempati duymakta... İşte, Amerika’yla yürüyenin akıbeti...

Allahu âlem, Harirî, hayatının sonuna hayatına başladığıhalden farklı olarak geldi ve bundan dolayı öldürüldü.Kesin olarak bundan dolayıdır demiyorum ancak kesine yakın bir yakînle bundandır diyorum. Neredeyse ona elimle dokunacak kadar bu hakikatten eminim. 

O halde ey kardeşlerim, bugün Lübnan’da refah bir yaşamın yolunuAmerika’nın arkasındayürümekte görenler yalancıdırlar. Bununla ilgili bir deyim var, söylemek istemiyorum... İğneler ve büyük iğneler deyimi...

Evet... kendilerince mümkün olan en güzel hayatı anlatırlar, ancak sen bunaen ufak bir itiraz getirdiğinde bitti... 

Geçen sizeEski Irak Başbakanı Adil Abdülmehdi üzerinden bir örnek vermiştim;vatansever bir geçmişe sahipti, daha sonra Amerika ile iş tuttu fakat Irak’ı canlandırmak için Çin ile anlaşmalar yaptığında onu direk uçurdular.

Kardeşlerim! Amerika ile yürümek şeytanla yürümektir. “Ey inananlar! Şeytanın adımlarını izlemeyin.” (Nur 21) Adım adım onu takip ederken ilk adımda “a ne kadar güzelmiş” dersin, ikinci adımda “tamamdır” dersin, üçüncü adımda ise öyle bir merhaleye ulaşacaksın ki ardında yürürken tattığın bütün lezzetleri, duyduğun bütün mutluluğu sana unutturacak acımasız bir darbe yiyeceksin. 

“Keşke kavmim bilseydi!” (Yasîn 26)

Hamd yalnızca Allah’adır. Selât ve selâm Allah’ın elçisi Muhammed’e âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun.  Allah’tan başka bir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna şehadet ederim. 

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının.”

Evet değerli kardeşlerim, temenni ediyorum ki her birimizin zihnindeahiret hayatının silsilesi kalsın; sırasıyla Diriliş’tenHaşr’e,Mizân’a,Amel Defteri’ne, Sırat’a ve dereceleriyle cennete ve derekeleriyle cehenneme...

İşte bu şekil, zihninde devamlı hazır bulunursa, yolunu düzeltecektir.

Kardeşlerim!

Hiçbirimizin tüm hayatı boyunca aynı ölçüdekalması mümkün değildir. Bu katiyen mümkün değildir! Mesela namaz esnasında olabileceğin en iyi şekilde olursun... Sahabe bu durumu Peygamber’e şikayet ettiler. Kendisi de “bu, beşerin tabiatıdır” diye buyurdu. Çünkü çarşıya çıkarsın, ticaret yaparsın, çocuklarının arasında olursunbu gibi farklı hallerde sende duruma göredeğişirsin. Bu normaldir. Zaten insandan da aksi bir durum istenmemiştir. Geçmişte açıklamıştık; Nefs-i emmare, kötülüğü emreder. Bu, insanların genelinde bulunur. Nefs-ilevvame ise yaptığı yanlışlar için kendini kınar. VeNefs-i mutmainne. Nefs-i mutmainne’ye ulaşırsak maşallah! Fakat ona kolaycaulaşılmaz...

Müminlerbile Rabbimiz Tövbe Süresi’nde onlara ne dedi: “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, Allah yolunda savaşa çıkın, denildiği zaman yere çakılıp kaldınız. Ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimliği ahirete göre çok azdır.” (Tevbe 38) Onlardan savaşa çıkmaları istendi, fakat onlar tereddüde düştüler. Nisâ Süresi’nd ise “Kendilerine: “Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin” denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir grup Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar ve: “Ey Rabb’imiz! Bizim üzerimize savaşı niçin farz kıldın, dediler” (Nisâ 77) mümin kimseler bunlar! Bunlar müminler! Fakat bazen öyle dönemler gelir ki insan zayıf davranabiliyor, yani sürekli aynı ölçü üzerine kalmayabiliyor...

Gene Muhammed Suresi’nde öyle:“İman edenler derler ki: "(Savaşa izin veren) bir sure indirilmeli değil miydi?" Nitekim kesin hükümlü bir sure indirilip içinde çarpışmadan söz edilince kalplerinde hastalık olanların sana, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün.” (Muhammed 20) Gene SaffSüresi’de tamamıyla bunun için inmiştir: “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?” (Saff 2) Yani: “Ey Rabbimiz! Amellerin en faziletlisini bize göster” dediğinizde size“cihad amellerin en faziletlisidir”dedik, ancak siz tereddüt ettiniz. Bu ayetler müminlere yöneltilmiş ayetlerdir! Dolayısıylahayatta iniş ve çıkışların bulunduğunun bilincinde olarak nefsine muamele etmelisin. Onu nasıl tedavi edersin? Kur’an ile, salihlerin sohbeti ile, mescitlerde bulunmak ile, peygamberlerin uğradıkları imtihanları hatırlamak ile ve Allah’ın ehl-i dünyayı nasıl cezalandırdıklarını görerek nefsini tedavi edersin. Ben Müminim, her şey tamam diyerek nefsini kendi başına terketmemen lazım. Devamlı şekilde onu tedavi etmelisin, ta ki zikrettiğimiz o seviyeye kadar ulaşabilsin. Allah'tan bizi o seviyeye çıkartmasını diliyoruz. 

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allah’ım! Efendimiz İbrahim ve âline salat ettiğin gibi efendimiz Muhammed ve âline salat et. 

Allahım (peygamber efendimiz) Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar...

Allah’ım! Dert ve tasamızı gider...

Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle.

Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir...

Allah’ım öfke ve gazabını üzerimizden kaldır, Allah'ım bizi yarattıklarının şerlilerine muhtaç eyleme,

Allah’ım ey rabbe’l alemin! Yarattıklarının şerlilerine karşı müstağni kıl!

Allah’ım hem dünyada hem ahirette şanımızı yükselt! Ve bizi dininde münafıklık yapanlardan kılma! Bizi sözü dinleyip en güzeline uyanlardan eyle!

Allah’ımşanımızı bizim şanımızı yanına yükselt ya Rabbe’l âlemin!

Bizi helal, güzel ve mübarek bir rızıkla rızıklandır. Babalarımıza,annelerimize ve üzerimizde hakkı olanlara mağfiret buyur! Hak ve din ehli olanlara yardım et yaRabbe’l Âlemin! Amellerimizi güzel bir nihayete erdir! 

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS ANALİZ

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

(Kaynak gösterilmeden iktibas edilemez)

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündemin Kodları - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım