Şeyh Mahir Hammud'dun Cuma Hutbeleri (2)

Şeyh Mahir Hammud'dun Cuma Hutbeleri (2)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'dun Cuma Hutbeleri (2)

 Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun. 

Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır. 

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz- 

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani'olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez. 

Allah'tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Abdullah oğlu Muhammed’in O'nun Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz. 

Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah'tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Ey kardeşlerim, bilmelisiniz ki hilâf (*çeşitlilik) insanın tabiatının parçalarından bir parçadır. 

“Rabbin dileseydi insanları bir tek ümmet yapardı. Ama onlar ihtilaf edip durmaktadırlar, Rabbinin rahmet ettikleri hariç. O, onları bunun için yarattı. ” (Hud/118-119)

 Hilâf çeşitlilik manasında; ayrıklık, münazaa ya da muhalefet anlamında değil. 

Hilâf, insanın kişiliğini ortaya çıkarır; doğruluğunu yalanından, istikametini sapkınlığından, gösterdiğini sakladığından ayırt ederek her şeyi ortaya serer. 

Müslümanlar, ehli kitapla anlaşmazlığa düşünce Rabbimiz onları “ortak söze” gelmelerine davet etti:

 “De ki: “Ey kitap ehli! Aramızda ortak olan bir söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi eş koşmayalım ve Allah’ı bırakıp birbirlerimizi Rabb edinmeyelim.” Eğer yüz çevirirlerse: “Şahit olun ki, biz Müslümanlarız” deyin.” (Al-i İmran/64)

 (Yüce Allah) Müşrikleri de uyardı:

“De ki: “Size bir şeyi öğütlüyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker durup sonra düşünmenizi. (Göreceksiniz ki) arkadaşınızda hiçbir delilik eseri yoktur. O ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.” (sebe’46) 

Yani ikişer, üçer, dörder şekilde düşünün hele gerçekten sizi bu dine davet eden adam deli mi akıllı mı diye...

Sonra şunu buyurur: 

“O halde biz veya siz, ikimizden biri, ya doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindedir.” (Sebe’/ 24)

Yani belki de biz bir yanlışlık içerisindeyiz, gelin tartışalım...

Sonra Yahudileri de kınar ( çünkü Yahudiler hakem olarak tağut birini tercih ettiler) ve şöyle buyurur:

 “Kendilerine Kitaptan bir nasip verilenleri görmedin mi? Aralarında Allah’ın Kitabı hükmetsin diye çağrılıyorlar da, onlardan bir bölümü yüz çeviriyor. Onlar, işte böyle yüz çevirenlerdir.” (Al-i İmran 23) 

Başka bir ayette de şöyle buyurur: 

“Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmedin mi? Onlar, tağuta ve cibt’e inanıyorlar ve diğer inkâr edenler için: ‘Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır’ diyorlar.” (Nisâ 51)

Bir müşrik bir Yahudiyle anlaşmazlığa düştü Yahudiye: “Gel sorunumuzu Muhammed’e götürelim aramızda o hakem olsun, dedi. Yahudi ise bu teklifi reddederek; cahiliyye ehlinden falanca birine gidelim o Muhammed’ten daha iyidir, dedi. Kastettiği kişi tağut biri. 

Velhasıl herhangi bir anlaşmazlık için muhakkak bir hakem, herhangi bir ihtilaf için de (çözüm için) muhakkak bir merci gerekir.

“Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah’a ve Peygamber’e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisâ 59) 

Yani merci, hakem, terazi, kanun bunlar şarttır. 

Tam da burdan yola çıkarak, bu söyleyeceklerimi sizin işitmediğinizi varsayarak hiç eğip bükmeden Riyad’a veya İbni Selman artık nerde ikamet ediyorsa sözümü oraya yöneltiyorum ve diyorum ki: Ey İbni Selman! Sen hangi kanuna dayanarak bize düşmanlık ediyorsun? Bize bir ilke veya bir kanun veya bir şeriat veya bir örf veya bir yasa göster ki onu kendi aramıza hakem koyalım. Kuşkusuz bunda kazanan biz oluruz. Hiç farketmez ister Allah’ın şeriatına gidelim ister uluslararası bir kanun merciine ya da genel siyasi ilkelere ya da hakiki Araplığın prensiplerine müracaat edelim biz kazanırız ve seni haksız çıkartırız, bizim gerekçelerimiz daha güçlü çıkacaktır.

Sen bize ancak orman kanunuyla, vahşi kanunuyla, zayıfın aleyhindeki güçlünün kanunuyla, Allah’ın alçalttığı mustazaf aleyhindeki müstekbirin kanunuyla galip gelirsin. 

Şeriata göre bizden üstün değilsin. Bilakis biz senden üstünüz. Bunu destekleyecek tefsire mahal vermeyen apaçık ayetler vardır. 

Bazı sahabeler kendi aralarında tartıştılar. Bunlardan biri de Peygamber (s.a.v)’in amcası Abbas’tı. Dedi ki: “ben hacılara su veriyorum, bundan daha faziletli bir iş var mı!” Talha bin Şeybe ise dedi ki: “Kâbe’nin anahtarı bendedir, ne zaman istesem içine girerim. Benden daha faziletlisi mi var!” 

Ali, onlara “mücahitler, sizden daha hayırlıdır, siz İslam’a giresiniz diye savaşanlar sizden daha hayırlılar” dedi. 

Tartışmayı Resulullah (s.a.v)’a getirdiler bu sefer hakem alemlerin rabbi olan Allah'tı. Hiçbir tefsire yer bırakmayan apaçık ayetleriyle şöyle buyurdu:

“Hacılara su vermeyi ve Mescidi Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden(in yaptığı) ile bir mi tutuyorsunuz! Allah katında bir olmazlar. Allah zalimler topluluğunu doğru yola sahiptirler

İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda canlarıyla, mallarıyla cihad edenler Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler. Kurtuluşa erecek olanlar da onlardır. Rableri onları kendi katından bir rahmet, hoşnutluk ve kendileri için içerisinde tükenmeyen nimetler bulunan cennetlerle müjdelemektedir. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Muhakkak ki büyük ecir Allah katındadır.” (Tevbe/19-20-21-22)

Sen Haremeyn’i himaye ediyorsun ha! Evvela sen yalancısın! 

Sen ve etrafındakiler ve seninle birlikte olanlar Mescid’ül-Haram’a ihsan üzre hizmet ettiğini farzedelim. Yine de Gazze ve onun tünellerinde ya da Lübnan’ın güneyinde ya da tekfircilere karşı Suriye’de, Irak'ta ya da Yemen’de iki gün cihad eden küçük bir mücahit senden ve bütün sülalenden daha hayırlıdır! Bu Kur’an’ın açık hükmüdür. 

Yoksa sen Yemen’deki halkı öldürmeyi, Suriye’yi harap hale getirmeyi cihad mı sandın!? Ve bunu yapmayı hangi hukuka göre cihad olarak gördün!? 

Biz Allah'ın kitabını hakem olarak görüyor ve sen bizden üstün değilsin biz senden üstünüz diyoruz! Çünkü biz İslâm’ı savunduk, Araplığı koruduk, toprağımızı özgürleştirdik ve İsrail’in burnunu defalarca yere sürttük! 
Yoksa sen bize malınla mı üstünlük taslıyorsun?! Oysa malın hiçbir kıymeti yoktur; o sadece bir süs ve arttırma yarışıdır.

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir oyalanma, bir süs, aranızda övünme ve malları ve çocukları artırma yarışıdır. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur ve sen onu sapsarı görürsün. Sonra da çer çöp oluverir.” (Hâdid/20)

Yine bu bağlamda Yüce Allah, buyurdu ki:

“Biz hangi beldeye bir uyarıcı gönderdiysek muhakkak oranın refah içinde şımarmış olanları: “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz” dedi. Ve: “Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız ve bir azaba uğratılacak da değiliz” de demişlerdir.” (Sebe’ 34-35)

“Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de çocuklarınızdır. “ (Sebe’ 37)

Senin malın seni ne Allah’a yaklaştırır ne  şeriatın hamisi kılar ne de İslam ya da Araplık adına sözcü yapar. Bilakis sen köy ve şehirlerin sürekli tahrib edilmesine sebep olan alçak tarafın sözcüsün!

Bize şeriattan, Kur’an’dan, Hadis’ten bize karşı haklı olduğunu gösteren bir ayet, bir hadis ya da şeri bir hüküm getir. Bulamazsın. Ancak kendi elinle yazdıklarını, “bu Allah'tandır” dersin.

Bir ülke bina ettiğini iddia ediyorsun fakat bina ettiğin şey yok olacak olan bir miras ve şahsi bir böbürlenişten ibarettir. Bundan fazlası değil.

Uluslararası Hukuku mu hakem kılalım? -tabi yazılı metninden bahsediyorum, uygulamadakinden bahsetmiyorum. İnsan Hakları Komisyonu, UNICEF, BM ve benzeri kuruluşların yazılı metinlerinde var olan ama uygulanmayan kanunlar- bunların tümü seni ve egemen devletlere karşı yapılan saldırganlığı kınayacaktır. Tabii elimizde olsaydı biz egemen devletler istemezdik; biz tek bir devlet istiyoruz; o da “okyanustan körfeze kadar”(*Arap milliyetçilerin tek devlet olma idealini taşıyan slogan) değil; Endonezya’dan Nijerya’ya kadar.

Fakat biz şuan içerisinde bulunduğumuz gerçeklikten konuşacak olursak, bunlar egemen devletler, bunlara saldırma hakkını kendinde nasıl buluyorsun?! 

Esirler, öldürülüyor, hatta öyle bir muameleye maruz kalıyorlar ki İsrail hapishanelerinde kardeşlerimize ve kahramanlarımıza yapılanlardan daha kötü bir muamele...

Hangi uluslararası kanun seni koruyabilir ki? Doğru, bugün uluslararası kanun lal ve dilsiz kesilmiştir. Hatta taraf tutmaktadır. Fakat biz kanunun yazılı ilkelerinden bahsediyoruz. Yemen sana saldırdığı için sen kendini savunuyorsun iddianı doğrulayacak ve bizi bununla ikna edecek tek bir ilke getir. Bu senin yalan bir söylentindir. Hadi   Suudi’yi müdafaa ettiğine bizi ikna et ki biz de senin yanında duralım. İşte sen bunu yapamazsınız, sen mustazaf aleyhindeki düşmancı ve müstekbir mantığıyla saldırganlığı tercih ediyorsun.

Ubey İbni Halef’in kölesi olan Bilali Habeşi’n hür olmasına tahammül etmediği gibi sen de tahammül etmiyorsun. Ki Bilal onu bir efendi değil; bir insan olarak muhatap alıyor ve onu sorguluyordu. Ve olanlardan sonra Bilal “ahadun ahad” dedi ta ki Allah onu hür kıldı. 

Sen de öyle! İstiyorsun ki Yemen halkı, senin yanında birer zelil köle olsun, senin yanında ki şımarık zenginlerin nezdinde çirkin olarak görünen işleri yapsın... 

Fakat tarih, insanların sevdiği şekilde kalmaz. Şöyle bir göz at tarihe: Orda ümmetlerin durumunun nasıl değiştiğini; kölemenlerin hükümdar olduklarını, kölelerin ise efendi olduklarını ve daha nice şeyler görürsün.  

Daha önce de defalarca söylediğimiz gibi uzun zamandan beri saygı duyacağımız bir Arap Zirvesi olmamıştır... sadece 1962 yılındaki Hortum Zirvesi hariç; “ (*İsrail ile) ne barış olacak ne müzakere olacak ne de tanıma” sözlerinin denildiği o zirveye saygı duyuyoruz. Kapatıldı.

Arap Birliği Genel Sekreteri’nin hiçbir plan programı yoktur. Kardahî, ona “bize bir şeyler ver” dediği zaman: “sonra bakarız” diye başından savıyor. Yani bu adam aslında müstekbirin sözcüsüdür; petrolün sözcüsüdür! Şımarmışların sözcülüğünü yapıyor; Arap halklarının sözcülüğünü değil! 

Geçen hafta da söz ettiğimiz gibi... Araplık üzerine konuşan kimseler! Hangi Araplıktan bahsediyorlar? Bunlar Arap değil; bedevi kimselerdir. 

Tekrar ediyorum cahiliyye devrinde Araplara dair olan her şey, topyekûn iğrenç ya da kötü değildi. Samuel’den Anter’den, Züheyr’den ve daha nicelerinden söz ettik... Tabii bu detaylandırılmaya muhtaç bir mevzu. Fakat onlar Arapların birbirlerine sahip çıkmasının gerekliliğinden, Arap toplumundan bahsederlerse o zaman biz de onlara açık bir şekilde şunu dememiz lazım: Araplık olması gerektiği gibi Arapların birliği, Siyonizme karşı çıkma, Arapların birlik olma çağrısı, toplumsal adalet, emperyalist Amerika’ya karşı tavır almak anlamına geldiği zamanlar siz o zaman Araplığa karşı duruyordunuz; onu recm ediyordunuz, ona küfrediyordunuz, ondan beri duruyordunuz. 

Bugün siz (*İsrail ile) normalleşme adımları atan, aldatmaca, siyonizm ve Amerika’ya teslim olan Araplığının yanındasınız. 

Elhamdülillah Mısır’dan bir ses çıktı, bildiğiniz bazı sebeplerden dolayı çıkmaz diye korkuyorduk. Geçen hafta el-Ezher Rektörü sevgili kardeşimiz Şeyh Ahmed et-Tayyib güzel bir konuşma yaptı, konuşmasında: “İbrahimî din olarak adlandırdığınız şeye artık bir son verin!” dedi. Tabii o ve papa ve İmarat’tan (*BAE) bir grupla gidip İslam ve Hristiyanlık dinleri arasında dayanışma vesikası imzaladılar. Tabii bu güzel bir şey, yani içinde İslam’a aykırı bir şey yok. Fakat bunu saptıranlar var; İbrahimî din bir dindir, demeleri gibi... Fakat Allah ecrini versin Şeyhü'l-Ezherî (*Ezher Rektörü), onlara “artık buna son verin! İbrahimî din diye bir şey yoktur.” dedi.

Dinler arasındaki farkları ortadan kaldırmayın! Evet, biz Müslümanlar’ın Hristiyanlarla savaşmasından yana değiliz; bilakis biz, birlikte güven ve barış içerisinde yaşamaktan yanayız. Fakat bu, başkaları için akidemizden vazgeçeceğimiz anlamına gelmesin. Veya akidelerin birbirine girip her şeyin birbirine karışması durumu ortaya çıkmasın. 

Yine aşırı laikçi kimliğiyle bilinen Kahire Üniversitesi’nin rektörü titretici bir söz yöneltti: “Bugün, hakkında konuştuğunuz Araplık, teslimiyetçi ve aldatıcı bir Araplıktan ibarettir...”

Araplık, bu değildir ve böyle de olmayacaktır!... Lübnan'nın siyasi hayatında artık cüceler, küçük adamlar Araplıktan söz eder oldu ve her şeyi de tahrif ediyorlar!... 

Neyse konuya dönelim... Siyaset mi? Siyasetle mi çözüm istiyorsun? Siyasi bir programın var mı? Siyasi projen nedir? Yoksa Kızıldeniz kıyısında, Hakabe yakınındaki Neom Şehir Projesi mi senin siyasi projen? (*Neom, Suudi Arabistan’ın Tebuk Bölgesi’nde Prens bin Selman tarafından planlanan bir şehirdir.)  Artık bu mekan Dubai'deki ahlaksız yaşama rekabet edecek bir yer haline gelecek. Projeye göre bu mekan Lübnan’ın yüz ölçümünden daha geniş olacak. Fısk ve fücur için tasarlanan bir mekan! Emri bil maruf ve nehyi ani’l münker ilkesinden çıkmak için tasarlanan bir proje. Bu bilinen bir şey zaten açıklama gerektirmez. Tabii Tramp, onlardan parayı alınca projeyi geçici olarak durdurmak zorunda kaldılar... nedir peki senin siyasi projen?...

İran’ın yayılmacı siyasetine karşı koyduğunu iddia ediyorsun. İran’ın yayılmacı siyaseti nedir? Biz de bilelim. Senin ve seninle birlikte olanların bundan kastı şiileştirme daveti ise yalan söylüyorsunuz. İşte Gazze yıllardır, hatta onlarca yıldır İran’dan sınırsız yardımlar alıyor orda şiileştirilmiş bir kişi var mı? Orda bir tek Hüseynîye var mı? Bu yardımlara karşılık olarak Filistin’deki mücahitlerden herhangi bir talepte bulunan oldu mu? Hangi yayılmacı siyasetten bahsediyorsun? Sen yayıl, sana engel çıkan mı var! Filistin davası, ümmetin vahdeti ve müstekbirlere karşı durma şiarlarını sen taşı! senin arkanda yürüyeceğiz. Filistin davasını ilk sıraya yerleştirmeyen herhangi bir projenin İslâmî proje olarak isimlendirilmesi mümkün değildir. Sonra, İslâmî vahdete davet ve Amerikan müstekbirliğinin nüfuzu ve sultalığına karşı koyma... Bu dosdoğru şiarları taşımayan her proje, başarısız projedir; ayrıca ne İslamîdir ne de Arabîdir. 

O halde siyasi kriterlere göre başarılı bir projeden bahsedeceğiz: her nerde bulunursa bulunsun Tahran’dan Gazze’ye kadar tüm direniş güçleri birleştirecek. Ve her nerde olursa olsun Endonezya’dan Hindistan’a kadar, Ural dağlarına kadar, Afrika’nın kalbine kadar bir gösterici (*protestocu) ya da bir yazar ya da bir hâtip onda İsrail’in zevalini, direnişin gerekliliğini, ümmetin vahdetini, Amerika’nın müstekbirliğine, nüfuz ve sultasına karşı çıkmayı konuşacak. İşte bu da Direniş Gücü (*Hizbullah’tan bahsediyor) eksenin husularından biridir; mezhebî, etnik ya da başka mensubiyeti her ne olursa olsun...

Peki sende ne var? Delilini getir... Planın nedir? Amerika’nın emrinden çıkabilir misin? Amerika’nın ufak bir emrini yerine getirmeyebilir misin? Aksine geçen hafta da söz ettiğimiz gibi Amerika’nın politikası bir çok noktada Suudî’nin politikasından daha iyi olmuştur. Bugün olduğu gibi; Amerika ve Fransa mevcut hükümetin düşmesini istemiyor hatta başarılı olmasını istiyorlar. Burda bir parantez açalım: Kardeşlerim Lübnan’da bugün cereyan eden olaylar sadece yolsuzluğa bağlanamaz; yolsuzluk bunun temel sebebi olsa da. Hafızamızı tekrar yoklayalım: Irak’ın kısa bir müddet önceye kadar ki Başbakan’ı ne yaptı? Bu adam 70’li yıllarda Beyrut'ta yetişti ve el-Fetih'e bağlı Öğrenci Birliği olarak adlandırılan öğrenci hareketine bağlıydı. O vakitler bu hareker, el-Fetih’in savaşçılarının en seçkinleriydi. İşte bu vatanîlik fikrinden kendine bir şeyler alıp korudu... Ne yaptı? Çin ile yollar, köprüler ve hastaneler inşaatı ve elektrik tesisi için bir anlaşma yaptı, bir kuruş bile masraf yapmadan; karşılığını boşa akan petrolle ödedi. İmzayı atınca ona “bu yasak!” denildi. Bir başka Iraklı siyasetçi demişti ki: Hiçbir Irak başbakanı yok ki ilk başa geçtiğinde ona Amerikalı bir temsilci gelip “sakın ola elektriği ıslah etme!” demiş olmasın. 

Biz Lübnan’da olarak... doğrudur kardeşler... Yolsuzluk var, mal mülk dağıtımı var, hırsızlık oluyor... Fakat ülkede Amerikan’ın nüfuzu olduğu sürece elektriği ıslah etmek için hiç kimseye müsade edilmez. Çünkü bu, Lübnan’da operasyan yapma işaretidir. Biz Amerika'nın nüfuzundan sıkıntı çekiyoruz. Bu sadece bir örnek ey kardeşler... Daha sayamayacağımız nice örnekler var.

O halde siyasi bir projeden konuşacaksak, bize hakiki bir çözümden bahsedin. Amerika’nın nüfuz ve sultasının üzerinizdeki kirinden silkinin! ki çözümü görelim. Bunu yapabilecek misin? Suudî, üretim yapacak bir fabrika, hatta küçük bir şey kurabilir mi? Onlara sadece batarya geri dönüşüm imalatı, tekerlek geri dönüşüm imalatı ve bazı petrol mamülleri imalatı hususunda izin verdiler. Bundan fazlası yasak! Yasak! Böylelikle ülkelerimiz tüketim sahası olarak kalsın; değerli bir şey ne üretsin ne imar etsin. 
Yine tekrar söyleyecek olursak: İslâmî Şeriata ile sana delil getiriyoruz ey Muhammed bin Selman! Uluslararası Kanun ile biz kazanıyoruz ve delil getiriyoruz, senin delilini de çürütüyoruz. Siyasi programdan ise sende hiç bir şey yok. Araplık fikri ve Arap kavmiyeti ise bununla hiçbir alakan yok. Sen bize ancak orman kanununyla galip gelirsin. O da senin kendi gücünle değil; Amerikanın ve siyonistin gücüyle. O da her an gidebilir. Biliyorsun, Amerika ve siyonitler, senin gibi nicesini ansızın ortada bırakıp gitti. Güçsüz olarak ortada kaldılar. Sen şimdi güç ve servete sahipsin. Tıpkı yırtıcı hayvanların gücünü kullandıkları gibi gücünü kullanıyorsun. Fakat yırtıcılar veya bazı yırtıcılar leş yemezler, çocuk öldürmezler, yuvaları harap etmezler. Fakat sen, çocukları, kadınları öldürüyorsun, leş yiyorsun, yuvaları bombalıyorsun ve şehirleri yıkıyorsun! Kuşkusuz bu, cahiliyyedir; yeni şekliyle cahiliyyedir. Fakat  Allah’ın izniyle galib biziz.

Elhamdülillah, salat ve selam Allah’ın elçisi efendimiz Muhammed’e, âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed’in onun elçisi olduğuna şehadet ederim. Ey iman edenler Allah'tan sakının! 

Evet Lübnan zayıf ve (*fikren) bölünmüş bir vaziyette... Fakat zayıflığımızın büyük bir oranına sebep biziz. Bugün siyaset, ahlak ve vefa  dersleri veren bazı boş boğazlılar diyorlar ki: Suudîye karşı vefalı olmalıyız. Çünkü bizi yedirdi, içirdi ve ölümden kurtardı. Bunlar yalancıdırlar. Geçen hafta söz etmiştim ve bütün kaynaklardan teyit etmiştim: sadece bir milyar! Refik Harirî tarafından akışkanlığı *(likitide) kolaylaştırmak için Lübnan bankalarına emaneten getirilmiştir. Ve 25 temmuz saldırganlığı gününde Suudî, bu meblağı geri almayı talep etti. Borç istidadı... O zaman Amerika müdahale edip “şimdi bunun vakti değil, en azından savaş bitsin sonra..” dedi onlara. Uzmanlardan aldığım bilgiye göre sonra bu borç geri ödendi. 2010’da bitti, İyi. bir milyarı hediye olarak vermediler ödünç olarak verdiler ve geri aldılar. 

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Merkezi’ne göre Muhammed bin Selman... Niye Muhammed diyoruz...bin Selman diyelim... Muhammed demiyelim... Bu isme yazık... Sallallahu ala Muhammed... Salat ve selam getirin! Hz. Muhammed ondan ve emsalinden beridir. İbn Selman son yedi yılda, Yemen'e açtığı savaşta bir trilyon dolara bir silah aldı, yani 1000 milyar dolar!

Bizden geri aldığın bir milyar doların minnetini mi yapıyorsun? Yüce Allah’ın Velid bin Muğira h Az miktar verdi ve (gerisini) sımsıkı elinde tuttu.”akkında haber verdiği gibi: 
 “ (Necm 34) 

Necm suresinde... “ekda” ne demek? (*Söz konusu ayetteki kelimeyi tefsir ediyor) yani durdu demek. “Ekda” ne demek? Şöyle toprağı kazan birini düşünün, kazıyınca önüne bir kayalık çıkar ve durur. “Ekda” yani durdu. Bize biraz verdi sonra “ekda” (yani durdu). Sadece bu değil:

“Ey iman edenler! minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın” (Bakara 264) 

Bize neden bu minnet ve eziyet? Mal sebebiyle mi? Tabii inkar etmiyoruz gençlerimiz orda çalışıp ailelerine gönderiyorlar... Buna mani olurlar mümkün olsa... İkincisi onlara karşılıksız verilmiyor. Şu boyda diplomalara sahip Lübnanlı 5000 Riyal alıyor. En düşük düzeyli Amerikalı ise, 15, 20 ve 30 bin Riyal alıyor. Çünkü o Amerikalı veya Kanadalı veya Britanyalı veya Avustralyalı... 
Bize neyin minnetini yapıyorsunuz? Sonra detaylı soruşturmalar yapıyorlar; kime gönderiyorsun? Ailene... Ne kadar? Ailen ne iş yapar? Evde kim var? Belki bir zaman sonra göndermelerine mani olurlar... Kovmaları da mümkün, bilmiyorum... 

Bize minnet etmeye hakkı yoktur... 

(*Cemaatten biri konuşuyor: orda çalışan Lübnanlılar, memleketlerine dönmeleri halinde geri gitmiyorlar...) Evet doğru, hatta ikamet izni bile olsa geri dönmesi yasaktır... mahbus bırakıyorlar ki nefesini kessinler... 

Yani, “Az miktar verdi ve (gerisini) sımsıkı elinde tuttu.”(Necm 34) işte bu onlardan biri. Veya “Ey iman edenler! minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın” (Bakara 264)

Sonra bir milyardan söz ediyorsunuz... Sizden biri ne kadar harcıyor? Maribo’ya, İspanya’ya hatta Tanca'ya sadece havayı koklamak için oraya gitmek maliyeti kaç?... Tanca, Fas’ta bir şehir. Gerçekten çok güzel bir şehir; bu tarafından Akdenize şu tarafından ise Atlas Okyanusu’na kıyısı vardır... Her bir prensin orda bir toprak parçası ile beraber uzun geniş bir köşkü bulunmaktadır. Ve hizmetçiler 24 saat çalışıyorlar. Ancak prens, her on yılda sadece bir kere o köşkü ziyaret ediyor. İşte buna para koyuyorsunuz sonra bize size para verdik diyorsunuz be yalancılar, be melunlar! O halde bize minnet edecekleri hiçbir şey yok... Biz Allah’ın izniyle Lübnan’dan, Gazze’den, Suriye’den izzet ve onurun anlamını bilen bütün şereflilere izzet ve onur dağıtacağız. Fakat sen kalkıp onurlu olmanın anlamını bilmeyen birilerine yeryüzündeki bütün onuru versen, kıymetini bilmezler, onu anlamazlar,  onunla uyum kurmazlar... Çünkü onlar zillete, bayalığa alışkınlar...  Ve la havle ve la kuvvete illa billah! 

“Kuşkusuz Allah ve melekleri, Nebi’ye salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salat edin. Tam bir bağlılıkla salat edin.” (Ahzab 56)

Allah'ım efendimiz İbrahim ve âline salat ettiğin gibi efendimiz Muhammed ve âline salat et. Efendimiz Muhammed ve âlimi, efendimiz İbrahim ve âlini mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! gam ve kederden kurtar bizi... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle.... Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım! Dinimizi güzelce yaşat ki o bizim güvencemizdir. Dünyamızı düzelt ki o bizim geçim kaynağımızdır. Ahiretimizi hazırla ki o bizim son durağımızdır. Hayatımızda her türlü hayrı ziyadesiyle ihsan eyle. Ölümümüzü de her türlü şerlerden muhafaza eyle. Allah’ım öfke ve gazabını üzerimizden kaldır ve bize düşmanlık edenlere karşı galip getir, Allah'ım islam ve müslümanlar için hayır isteyene onun hayırla muvaffak kıl, Allah’ım İslam ve müslümanlar için şer isteyeni ise muktedir ve güçlü bir şekilde onun canını al. Allah’ım kalplerimizi taatinde birleştir, sözlerimizi dininde bir kıl. Allah’ım bizimle ol; aleyhimizde değil. Allah’ım kafirlerin, düşmanların, münafıkların tuzağını bizden geri çevir ya rabbe’l alemin. Allah’ım halimizi en güzel hale çevir, zafer ve izzeti bize tattır ya rabbel alemin. Allah’ım, münafıkları ve din tacirlerini rezil rüsva et. Allah’ım Halimizi en güzel hâle çevir, babalarımıza annelerimize mağfiret eyle, işlerimizi hayırlısıyla sonuçlandır. 

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS ANALİZ

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

(Kaynak gösterilmeden iktibas edilemez)

ÜÇÜNCÜ HUTBE İÇİN TIKLAYINIZ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündemin Kodları - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım