Velayeti Azerbaycan-İran Hakkındaki İddiaları Cevaplandırdı

Velayeti Azerbaycan-İran Hakkındaki İddiaları Cevaplandırdı
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Velayeti Azerbaycan-İran Hakkındaki İddiaları Cevaplandırdı

İRAN İLE AZERBAYCAN ARASINDAKİ SON MESELELERE İLİŞKİN ALİ AKBER VELAYETİ’NİN GÖRÜŞLERİ: BEN DE BİR AZERİ’YİM! AZERBAYCAN HALKI DA GÖZÜMÜZÜN NURUDUR

İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamanei’nin uluslararası ilişkiler başdanışmanı Ali Ekber Velayati, İran'ın Azerbaycan topraklarına saldırma veya kontrol etme niyetiyle ilgili söylentilere dair açıklamalarda bulundu.

Bu açıklamaların önemli kısımlarının tercümesini sunuyoruz:

"Ali Ekber Velayeti’nin babası Hacı Mirza Ali Asgar’dı ve Rüstemabad Şemiran bölgesindendi. Atalarım Hacı Ali Asgar, Hacı Muhammed Hüseyin ve Hacı Muhammed Ali, molla Rüstem Abadi’nin dostlarındandı. Dönemin seçkin ve büyük alimlerinden olan Şeyh Murtaza Ensari’nin talebelerinden ve Şeyh Fazlullah Nuri'nin yoldaşı ve silah arkadaşıydı.

Anlatılanlara göre Hacı Ahund Merci-i taklid unvanına sahipti, ancak tedbir gereği kendi risalesini yayınlamaktan kaçınmıştı. O, dindar bir insandı ve Irak ve İran âlimleri arasında çok saygı görüyordu.

Ben de diğer İranlı kardeşlerim gibi kendimi Azeri olarak görüyorum ve bununla gurur duyuyorum. Ben İran’ın Elburz Dağları’dan olmama rağmen, İran'ın her yeri benim evimdir. Ben de diğer İranlılar gibi gururla İran'ın her köşesini ruhumun ve kalbimin bir köşesi olarak görüyorum ve onu korumak için ziyaret ediyorum.

Büyük şairimiz, Nizâmî Gencevî, bu bölgenin Azerilerindendi. O hepimizden önce İran’ı şu sözleriyle anmıştır.  

“Bütün dünya bedendir ve İran kalptir

İran dünyanın kalbidir, hiç kuşkusuz kalp bedenden değerlidir…”

Nizami'nin askeri hayatı boyunca, merkezileşme ve siyasi birliğin eksikliği nedeniyle İldenizliler, Şirvanşahlar, Ahmediler ve Şeddâdîler gibi yerel yönetimlerin Azerbaycan ve Kafkasya bölgesini yönettiklerine dikkat edilmelidir. Nizami böyle bir dönemde İran adını şiirinin en kıymetli öğesi yapar. Çünkü büyük şair İran tarihinin başlangıcından beri Azerbaycan’ın, İran'ın önemli bir parçası olduğu ve her zaman da öyle kalacağını bilmektedir.

Azerbaycan'ın İranlıların kaderindeki özel rolünü incelemek için tarihin tozlu raflarına bakmak gerekir. Dr. Muhammed Moen ve Henry Corbin’ın araştırmalarına göre, İbn Hurdâzbih, Yâkût el-Hamavî, Belâzürî, İbn el-Fakih el-Hamadani, Mesûdî, Hamza El- İsfahani, İbni Yakut, Hamdullah el-Müstevfî, Ebü'l-Fidâ ve El-Bîrûnî dahil olmak üzere tüm İranlı ve Arap tarihçiler ve coğrafyacılar eski İran peygamberi Zerdüşt’ün Azerbaycan halkından olduğuna inanıyorlardı.

Ebu Cafer Taberî’nin Taberi, Ali İbnü'l-Esîr’in El-Kâmil fi't-Tarih ve Mirhand’ın kaleme aldığı Ravzatü's Safa adlı eserinde, Zerdüşt’ün aslen Filistinli olduğunu ancak insanları Allah’ın dinine davet etmek için Azerbaycan'a göç ettiği görüşünü kabul ediyorlardı.

El-Mesûdî’nin Murûc ez-Zeheb ve Ma'âdin el-Cevâhir (Altın Bozkırlar), Hamza El- İsfahani Târîhu sinî mülûki’l-arz ve’l-enbiyâ adlı eserlerinde şöyle yazıyor:Vishtaspa 50 yaşındayken üç yıllık hükumeti döneminde Zerdüşt Azerbaycan'dan onun yanına gelmişti.”

Şehristanî’nin Milel ve Nihal adlı eserinde şöyle der: Zerdüşt Purşasab’ın oğluydu, Vishtaspa döneminde ortaya çıkmıştır, babası Azerbaycan’dan ve annesi Rey’dendi. Her halükârda, bugün İran dediğimiz büyük toprakların her yerinde insanlar bu tek tanrılı peygamberin dinini benimsemiştir.

İslam'ın doğuşuyla, İranlılar bu dine yöneldiler. Böylece İslam'ın ortaya çıkmasından sonra İran, İslam dünyasının bir parçası oldu. Ancak İranlılar, İslam'a karşı hüküm süren Emevîlerin zulmünü gördükten sonra İslam'ı savunmak için Emevîlere isyan ettiler ve onları tahttan indirdiler.

İslam'ın başlangıcından beri İranlılar, İslam çağrısının dünyadaki sancağı olmuştur. Fakat Bağdat ve Şam halifelerinin (Beni Abbas ve Beni Emevî) başarısızlıkları ve hükumetlerinin adaletsizliği, İran başta olmak üzere İslam dünyasının birçok yerinde Müslümanların onlara karşı ayaklanmasına neden oldu. Birbirleriyle olan iletişim eksikliğinden dolayı İran yerine birkaç ülke kurulması ise gayet doğaldır.

Zalim ve gaspçı Abbasi hilafetinin Hülâgû Han’ın ellerine düşmesi, Şiilerin bağımsızlık kazanmalarına olanak sağladı. Ayrıca her şeyi kapsayan, adalet arayışı içinde olan bir Şii hükumeti kurmak için yaygın faaliyetler başlatmasına fırsat verdi.

Moğollar tarafından kurulan İlhanlılar hükumetinin son yıllarında, büyük Şii fakihlerinden biri olan İbnü'l-Mutahhar el-Hillî, (H. 648-726) gibi büyük alimler, Şii fikri temellerini güçlendirmek için bir kitap derlediler. Öyle ki, Şiilerin bu kolektif idealinin gerçekleşmesi durumunda, bunun için uygun temeller bulunacaktı.

Safevî döneminden önce İran içindeki ve dışındaki Şii merkezlerle ilişkilendirilen en büyük Şii hareketi, Serbedârîler hareketiydi.

Şii hükumetinin fikrî temellerini güçlendirmek için liderler, Cebel Emel fakihlerini halka yol göstermeye ve Şii fıkhına dayalı bir askeri sistem kurmaya davet ettiler. Bu nedenle, hükumet sisteminde Şii içtihatlarının varlığının öncüleri olarak kabul edilirler.

Timurlular döneminde Şiilerin inançlarını büyütme ve genişletme imkanları yoktu. Bu hanedanlığın son döneminde Sultan Hüseyin Baykra'nın (H. 842-911) sarayında bir nebze de olsa ortam sağlanmış ve eğilimler ortaya çıkmış hatta Kum, Ray, Sabzevar ve Mazandaran'da Şii merkezleri kurulmuştu. Ancak buna rağmen İslam dünyasında Şii sisteminin kurulması hala mümkün değildi.

H. 907 yılında Azerbaycan'ın yiğit oğullarından Şah İsmail, bu belirsiz görüşü birdenbire değiştirdi. Timurlular ile Akkoyunluların yıkılmasından sonra oluşan bitkinlik döneminde ortaya çıkan fırsatı değerlendirerek büyük ve güçlü Safevî devletini kurdu.

Şah İsmail İranlıların dini temelleri ve Şii mezhebi doğrultusunda ülkenin kaybolan bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü yeniden sağladı.

Şah İsmail'in Tebriz'de tahta geçmesinden bu yana İran'ın milliyetinin ve bağımsızlığının temelleri yenilendi ve güçlendi. Ülke medeniyetinin parlak bir aşamasına girdi. Şah İsmail'in Tebriz'e gelişi İran tarihinde çok önemli bir olaydır. Çünkü (12 imam) Şii mezhebinin İran topraklarında resmileştirilmesi, yeni kralın taç giyme töreninden sonraki ilk eylemiydi.

İlk bakışta tamamıyla dini görünen bu hareketin ve bu siyasetin izlenmesinin İran'ın iç ve dış sosyal ve siyasi hayatında çok önemli ve değerli sonuçları olması uzun sürmedi.

İran'ın bu önemli dönemini incelerken, tarihin şaşırtıcı niteliklerinden biriyle karşılaşıyoruz. Doğru bir dinî inanç, bir memleketin farklı etnik grupları arasındaki derin farklılıkları ortadan kaldırır ve milletin dirilişinde etkili olur.

İran genelinde Şii mezhebine inananlar, yavaş yavaş tüm siyasi, ırksal ve sınıfsal farklılıklarını unutarak kendilerine "İranlılar" adını verdiler ve İran kimliğini yeniden oluşturdular.

Aslen Azeri olan Safeviler, İran ile ilgili büyük ve yeri doldurulamaz hizmetlerin kaynağı olmuşlardır ki bunlardan en önemlileri:

- Dağınık İran'ın yeniden birleşmesi

- İran kimliğinin yeniden tanımlanması

- İran milletinin temellerini güçlendirmesi; İslam dini ve on iki imam (Şii) inancı, Fars dili ve İslam şeriatını destekleyen İran gelenekleri, birleşik İran toplarına bağlılık ve halkının Şii dini ve inancında insanların bölgesel ve siyasi kimliği kazanmasıdır.

Safevî hanedanının Şii mezhebini resmileştirilmesinde Azerbaycan'ın önemini anlamak için, bu bölgenin Safevî hanedanının ortaya çıkışından önceki tarihine de bakmalıyız. Tebrizlilerin Şii belgelerinden biri de İlhanlılar dönemine kadar gitmektedir. Muhammed Hüdabende ve Ebu Said döneminde, Reşîdüddîn Fazlullah-ı Hemedânî vezirlik yapmasının yanı sıra çok önemli kitaplar yazmış ve oğlu Gıyâseddin Muhammed ile İlhanlılar döneminde bilim ve edebiyatın gerçek destekçilerden olmuştur.

Reşîdüddîn, insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan kapsamlı bir ilim merkezi, "Rabi Raşid" üniversitesini kurmuştur. Reşîdüddîn’in öldürülmesinden sonra üniversite yağmalansa da eserleri, İran tarihi ve kültüründe sonsuza kadar kaldı.

Reşîdüddîn’in âlimleri ve soyluları onurlandırma, ilim ve kültürü yayma çabaları, İlhanlı yönetiminin sınırları ve toprakları ile sınırlı kalmamış, dünyanın en uç noktalarında bir bilim adamının olduğu her yerde onlarla irtibat kurmuştur. Ayrıca bilimle meşgul olan kimselere iyilik yapmaktan çekinmiyor ve ne zaman âlimlere bir tehlike gelse, onları temize çıkarmak için büyük gayret sarf ediyordu.

Reşîdüddîn İlhanlı topraklarının her yerinden altı bin öğrenciyi Tebriz’deki Rabi Raşidi üniversitesinde topladı ve şunları söyledi: “Tebriz âlimlerinin çoğu on iki imam inancına yani Şii mezhebine bağlı olduğu için, adı okunan öğrenci ve öğretmenleri hepsinin bu mezhebe geçmesi şartı getirilmiştir.”

Yani Azeriler çok eskiden beri Şii idiler ve bu yüzden Tebriz camiinde Şah Abbas'ın hutbesini okudular.

Safevî döneminden sonra Azeri halkının, yani asil İranlıların yüzyıllar boyunca Roma istilalarına karşı durdular. İran bütünlüğünü yeniden sağlamak için yaklaşık 500 yıl çalıştılar.

Azeriler, Abbas Mirza komutasında Ruslarla yaklaşık 12 yıl savaşmış ve imkanları olmamasına rağmen Büyük Petro'nun sıcak sulara ulaşmasına ve bu konudaki vasiyetini gerçekleştirmesine izin vermemişlerdir.

Azeriler anayasada önemli bir rol oynadılar. Herhangi bir lise öğrencisine Meşrutiyette rol alan önemli isimleri sorsanız, Settar Han (H. 1284-1332) ve Bakır Han'ın (H. 1278- 1335) adlarını mutlaka zikredeceklerdir. Her ikisi de Azerbaycanlı siyaset adamlarındandı.

Bir zamanlar Melik Mansur Şah Sultaneh’in isteğiyle 1911 veya H. 1329'da Rus çarlığı Azerbaycan'dan Horasan'a kadar İran'ın büyük bir bölümünü işgal etti. Mirza Ali Ağa Tebrizi h. 1330 yılında, Aşura günü (Cuma) yedi arkadaşıyla beraber asılarak öldürüldü. Şeyh Muhammed Hiyabani de o dönemde zorbalık ve zulümlere karşı çıktığı için idam edilenler arasındaydı.

Türk Daily Sabah adlı gazetede bir köşe yazarı, yazısında şu ifadeleri kullandı: “İran'ın yeni hedefi Azerbaycan. Çünkü Azerbaycan Cumhuriyeti güçlenirse İranlı Azerilerin Tahran'dan Bakü'ye dönme ihtimali vardır.”

Bu yazıyı yazana diyorum ki: Siz ne İran'ı biliyorsunuz ne Azerbaycan’ı ne de Azerbaycanlıları. Bu yazarda biraz gerçekçilik olsa ve kalemiyle gerçekleri yazmak istese Azerbaycan'ı İran'ı ziyaret eder sonra da bu bölgenin kültürüne sahip insanlarla İran'ı konuşurdu.

Bu makaleyi kaleme alan kişi, hatasını telafi etmek istiyorsa, Tebriz çarşısının başından sonuna kadar en az bir kere yürümeli ve oradaki esnafla konuşmalıdır. Tebriz çarşısında bulunan sermayenin Güney Kafkasya bölgesinde olan sermayelerin hepsinden daha fazla olduğunu da bilmelidir. Eğer bir sorunla karşılaşırlarsa çok fazla yardımsever ve cömert olan Azerilerin veya Azeri olan tüm İranlılardan faydalanabilirler.

Şu anda İran, potansiyel olarak ve fiilen dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. İran’ın halkına sunduğu tüm imkanlardan, yararlanan yaklaşık 4,5 milyon Afgan vardır. Bu kadar çok mültecisi olan ve uluslararası yardım almadan misafirlerini cömertçe karşılayan bir ülke daha bilmiyorum. İran'da Afganlar ırklarından dolayı herhangi bir saygısızlığa maruz kalmıyorlar. Afgan kardeşlerin çocukları olağan hayatın yanı sıra İran'da okul ve üniversitelerde okuyorlar. İranlıların bu tutumu İslam'ın emirlerine olan inançlarına dayanıyor ve bu nedenle Afgan mültecilerin çoğu İran'da ikamet ediyor. Yalan haber yapan bilmelidir ki İran üniversitelerinden 16.000’den fazla mezun ve 13.000 eğitimi devam etmekte olan Afgan asıllı öğrenci bu topraklarda yaşamaktadır. Azeri vatandaşlarımız da Afgan misafirleri ağırlamada önemli bir rol oynuyor.

Ülkemizin başında İran Azeri’si, tam bir bilgelik ve cesarete sahip büyük şahsa sadece İran halkı değil aynı zamanda tüm direniş hattının da saygı duyulduğunu ve anıldığını kim bilmez? Yemen'den Irak'a, Suriye'ye, Lübnan'a ve Filistin'e kadar herkes onun liderliğini biliyor. Kendisi bütün İslam aleminde direniş cephesinin ana kurucusudur. Bugün Amerika ve Siyonizm’e karşı ayakta durmanın en önemli unsuru olan cephedir.

Günümüzde Kur'an-ı Kerim'in ayrıntılı bir tefsirine başvurmak isteyen herhangi bir Müslüman, Allame Tabâtabâî’nin yazdığı “El Mizan fi Tefsir'ul Kur'an’a” mutlaka başvuracaktır.

Şiiliğin derinliğini ve Ehl-i Beytin doğruluğunu öğrenmek istiyorsa, onun için en önemli kaynak Abdül Hüseyin Emini’nin yazdığı El-Gadir kitabıdır.

İslam ve Şii felsefesini Batı felsefesi ve İrfanla karşılaştırmasını merak edenlerin, Allame Muhammad Taki Caferi Tebrizi'nin kitabına başvurması gerekecektir.

Şii İrfan araştırmacıları, İmam Humeyni'yi (ra) yetiştiren İrfan kaynağını aradıklarında, Seyyid Ali Gazi Tabâtabâî’ye mutlaka atıfta bulunacaklardır.

İran'ın Doğu Azerbaycan Eyaleti'nde Heştrud şehrine mensup olan modern tarihin en önde gelen matematikçisi Profesör Muhsin Hashtroudi de bizim içimizdendir.

İran halkı arasında dindarlık ve takvanın sembolü olan Ayetullah Ahmed b. Muhammed Erdebili de Azeri’dir.

Dışarıdan gelen yabancı uyruklu Azerbaycan demokratlarının işlerini engelleyen kişi ise Azeri asıllı Ayetullah Seyid Yunus Erdebili’dir.

Ülkemizin Cuma imamlarından en adaletli ve takva sahibi merhum Ayetullah Seyyid Esedullah Medeni (1360-1293), Tebriz'de Cuma imamıyken mihrapta şehit edilmiştir.

Bugün yüksek sesle her yerde şöyle söylenmelidir ki her Azeri İranlıdır ve her İranlı da Azeri’dir. Üstelik o Azeri ve İranlı, İran dışında ve başka bir pasaporta sahip olsa bile durum değişmez. Dünyanın herhangi bir yerindeki bir Azeri fikrini sansürsüz bir şekilde ifade edebiliyorsa ya İran vatandaşıdır değilse bile kalbinde İran’ın ayrı bir yeri ve sevgisi vardır. İran ve Azerbaycan karşıtları istese de istemese de bu durum her zaman aynı kalacaktır.

Ama bazılarının Azerbaycanlılarla benzetmeler yapmasına neden olan konu Güney Kafkasya'nın kaderidir.

Bu bölgede Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Rusya, İran ve Türkiye olmak üzere 6 ülke bulunmaktadır. Geçmişte iki yüz yıl kadar, Büyük Kiros döneminden Feth Ali Şah dönemine kadar bu bölgenin güvenliği İran'ın elindeydi.

Çarlık yönetiminin bölgeyi işgal etmesinden sonra Sovyetler Birliği'nin dağılışına kadar onların kontrolünde olan çarların egemenliğine girmiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bazı ülkeler iyi niyetle bazıları da açgözlülükle bölgesel güvenliği sağlama bahanesiyle Güney Kafkasya bölgesinde bulunmak istediler.

Bugün dünyadaki saldırganların başında gelen Siyonist Amerikalılara ve hiçbirinin bölgeye müdahale etmek için bir nedeni olmayan NATO ve Avrupa Birliği buna gönüllü oldu. İran İslam Cumhuriyeti, bu hassas bölgenin güvenliğini sağlamanın tek yolunun bölge ülkelerinin bilinen bir formülü olan üç artı üç, yani Rusya, İran ve Türkiye'den geçtiğine inanmaktadır. Diğer tarafta ise Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan vardı.

Böyle bir durumda her gün Avrupa'dan ya da Amerika'dan bir yabancı gelir, bu bölgede devriye gezer ve biz buraya çatışan iki ülke arasında güvenliği sağlamak ya da uzlaştırmak için geldik der. Dünyanın en asil ve köklü insanları arasında yer alan bu bölge insanı sanki ne yapacağını bilemiyor.

Bu müdahaleciler bilmelidirler ki İran İslam Cumhuriyeti ve bölge ülkelerinin çoğu, başkalarının burada yuvalanmasına ve bu bahaneyle yolsuzluk yapmasına izin vermeyecektir. Kesinlikle başaramayacaklar çünkü bu bölgenin insanı yeterince büyümüş ve kendi bölgesini yönetebiliyor.

Son haftalarda kimisi cehaletten kimisi de kasıtlı olarak İran'ın Azerbaycan Cumhuriyeti ile savaşmak istediğine dair söylentileri yaydılar. Ancak bu İran'a atılan en korkakça iftiradır. İran'ın Kafkasya'da veya başka bir yerde, özellikle de komşularına, aynı cins, ırk, dil, din, gelenek ve tarihe sahip insanlara, yani Azerbaycan Cumhuriyeti halkına saldırmak gibi bir niyeti yoktur. Azerbaycan gözümüzün nurudur.

İran yüz bin yılı aşkın kültürel, sosyal ve siyasi tarihe sahiptir. 1,6 milyon kilometreyi aşan yüzölçümü, 90 milyona yakın nüfusu vardır ve 15 ülke ile komşudur. Ayrıca konumu itibariyle coğrafi Avrupa, Asya ve Afrika olmak üzere 3 kıtaya uzanır. İran, İslam medeniyetinin ana kurucularındandır ve büyük enerji rezervine sahip ülkedir. Buradaki eğitimli kişiler, başka insanların topraklarını kullanmaya ihtiyaç duymaz. Fakat Azerbaycan veya bazı diğer ülkeler, vatandaşlarının İran'daki Meşhet veya başka şehirlere gitmemeleri için vizelerini tek taraflı olarak iptal edebiliyorlar.

Azerbaycanlı bir aile 3 yaşındaki kız çocuklarıyla İran'a gelir ve ailesiyle birlikte Meşhed'e gider. Bu ziyaretten sonra Azerbaycan’da bu küçük kıza Meşhedi Hanım diye seslenirler.

Azerbaycan'ın merhum Cumhurbaşkanı Sayın Haydar Aliyev (1923-2003), İran'a gelip Meşhed’i ziyaret ettiğinde, Rehber (Ali Hamaney) ile görüşmesinde kendisinin Meşhedi olduğunu tekrarlamıştır.

Öte yandan Kuzey Aras Azerileri ile aramızda bir ayrılık olmasına rağmen sınırları kaldırıp bir yer işgal etmeye çalışmıyoruz. Azerbaycan halkının kendisi ülkeyi yönetiyor ve bu tür alakasız sözlerin ve suçlamaların yeri yoktur. Ayrıca İran ve Azerbaycan düşmanları boşuna uğraştıklarını bilsinler.

Azerbaycan halkı kendisini yönetiyor ve bu tür asılsız sözlerin ve suçlamaların yeri yoktur. İran ve Azerbaycan düşmanları boşuna uğraştıklarını bilmelidir. Bugün İran'ın gücünden dolayı Amerika ve Siyonizm dahil düşmanları ondan korkar. Lakin korku kendi düşmanlarımız, Azerbaycan'ın düşmanları ve komşu ülkelerimizin düşmanları içindir ve dostlarımız için geçerli değildir.

Diğer önemli bir nokta ise, dünyanın farklı yerlerinde oluşan gerilim ve sorunların en önemli faktörlerinden biri sınır anlaşmazlıklarıdır. Bu nedenle çok değerli deneyimlere sahip olan hükumetimiz, sınırlarda yapılacak en küçük bir değişikliğin, komşu ülkelerin vücudunda her zaman bir yara olarak kalacağı bilincindedir. Dolayısıyla biz, bölge halkların ve komşu milletlerimizin mutluluğunu istiyor ve bölgedeki huzurun bozulmasını istemiyoruz. Ama bölgedeki 6 ülkeden birileri sınırları aşarak İran'ın kuzeybatısındaki güvenliği bozmak isterse, buna mutlaka karşı çıkarız ve önünde dururuz.

İran'ın açıklaması: “Birleşmiş Milletler Tüzüğü'ne aykırı her türlü yasa dışı değişikliğe karşı çıkmak” şeklinde özetlenebilir. Yani ülkelerin sınırlarına saygı duyulur, biz veya başka bir ülke fark etmeksizin, herhangi bir ülke (komşularımızdan biri veya birkaçı) bu norm ve kurala aykırı hareket etmek isterse, karşı çıkarız. Çünkü buranın (Güney Kafkasya) ihtilafların ve sorunların merkezi ve yeri olmaması herkesin çıkarına olduğunu biliyoruz. Çünkü güvenliğin tüm bölgede yok olmaması için, komşu ülkeler arasında farklılığa yol açacak hiçbir eylemde bulunulmamalıdır. Buradaki güvenliğin bölge dışındaki ülkelerle bir ilgisi olmadığını ve bu bölge ülkeleri yeterli büyümeye sahip olduğu için Avrupa Birliği ve NATO'nun kendisini buna (güvenliği sağlamaya) mecbur hissetmemesi gerektiğini vurguluyoruz.

17 Kafkas şehri maalesef İran'dan ayrıldı ama biz güncel gerçeklere göre yaşıyoruz ve Azerbaycan'dan nostaljik olarak bahsetmek istemiyoruz. Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Azeriler bizim kardeşlerimiz, anne babalarımızdır. Biz onları kesinlikle destekleyeceğiz ve yardım edeceğiz.

Azerbaycan Cumhuriyeti bugün İran'ın varisidir. Çar I. Nicholas döneminde İranlıların, özellikle de Azerilerin uzun direnişlerinden sonra Gülistan ve Türkmençay antlaşmalarıyla bu bölge İran'dan ayrıldı. Halk, ideolojik ve kültürel olarak işgalci güçlerin baskısı altındaydı. Bu nedenle başta Necef Eşref olmak üzere İran ve Irak'taki birçok Şii mezhebine mektuplar göndererek durumlarından şikâyet ettiler. Dönemin Şii alim ve otoritelerinin insanları cihada teşvik etmek için bir cihat risalesi hazırlama çabalarının sebebi, ilahi emirlere uyan dindar insanların, çoğu zaman baskı altında olmasıydı.

Alimlerin arasından ilk defa Ayetullah Şeyh Muhammed Hüseyin Kaşif'ul Gıta kendisi kaleme aldığı “Kaşif'ul Gıta” adlı eserini Feth Ali Şah’a takdim etmiştir. Şehîd-i evvel lakabıyla tanınan Muhammed b. Cemâliddîn Mekkî’nin yazdığı “El-Lümʿatü’d-Dımaşḳıyye” adlı eserini Serbedârîler’in son hükümdarı olan Ali-yi Muayyad bin Mesut’a takdim etmiştir.

Şeyh Muhammed Hüseyin Kaşif'ul Gıta’da Feth Ali Şah’a şöyle demiştir: “Kâfirlerin hakimiyetini durdurmaya çalış, ben ise sana ve Abbas Mirza'ya şefaat edeceğim.” Bunun üzerine 143 Şii alim ve yetkili bir cihat risalesi imzalayarak krala sunmuş ve İran ile Rusya arasında savaşlar başlamıştır. Ancak yeterli güce sahip olmadıkları için, Abbas Mirza yenilmiştir. İran halkının o dönemdeki eylemleri, daha çok İran ve Irak alimlerinin görüşleri üzerinden belirleniyordu.

İran İslam Cumhuriyeti bugün bile bölge halkının mutluluğundan başka bir şey istemiyor ve bölgedeki hiçbir ülkenin topraklarında gözü olmamıştır. Azerbaycan bir gün yabancı bir ülke tarafından saldırıya uğrarsa, İran komşu ülkeyi sonuna kadar destekleyecektir.

O dönemden sonra Rusya'da Bolşevik devriminin eşiğinde ve o ülkede komünist hükumetin kurulmasının ardından dönemin Sovyetler Birliği'nin lideri olan Lenin, Rusya'ya bağımlı bütün devletlerin bağımsız olabileceğini ilan etti. Daha sonra İran tarafından tanınan Azerbaycan dışında kimse bu açıklamaya olumlu yanıt vermedi.

Kafkas Müslüman heyeti kendisine Azerbaycan Milli Şurası adını verdi ve 28 Mayıs 1918'de yeni Azerbaycan devletinin kuruluşunu ilan etti. Azerbaycan'ın Güney Kafkasya’nın, güney ve doğu kısımlarından oluşan egemen bir devlet olduğunu, bu cumhuriyet başta komşuları olmak üzere bütün milletlerle dostane ilişkiler içinde olmaya kararlı olduğunu ilan etti.

Eşitlik Partisi, Azerbaycan hükumetinin ana organını oluşturdu ve yeni bağımsız hükumetin oluşumunda ana rolü oynadı ve temelde Azerbaycan Cumhuriyeti, o dönemde Azerbaycan adı giderek popüler olana kadar Eşitlik (Musavat) adıyla tanınıyordu.

Elbette Azerbaycan Cumhuriyeti'nin adı dönemin medyası tarafından protesto edildi. Buna cevaben Eşitlik (Musavat) Partisi lideri Muhammed Emin Resulzâde, İran'da da tercüme edilen ve Ra'ad gazetesinde basılan ve yayınlanan "Azerbaycan'ın Özerkliği" başlıklı bir makale yazdı. Ra'ad gazetesinde yayınlanan yazıda, "Gazetelerimizde Azerbaycan'ın bağımsızlığını tartıştığımızda bazı çatışmaların hedefi oluyoruz ve bize karşı yapılan bu protesto, muhaliflerin yaptığı bir hatanın sonucudur.” Kafkasya Türkleri ve Kafkasya ötesindeki Müslümanlar, Azerbaycan'ın bağımsızlığından söz ettiğimizi duyduklarında, merkezi Tebriz olan İran hükumetinin topraklarında bulunan Azerbaycan'ı kastettiğimizi sanıyorlar ve ne zaman "Azerbaycan kardeşler" desek, İran'da ikamet eden Azerbaycanlı kardeşlerimizi de kastettiğimizi düşünüyorlar. Bu itiraz, mantıklı olmadığı gibi sözlü ifadesi de hatalı ve olasılık dışıdır. Çünkü bugün Azerbaycan, coğrafi olarak Azerbaycan ile sınırlı, Aras Nehri'nin ötesinde İran'ın bir parçasıdır. Ama etnik köken açısından bakıldığında, Azerbaycan kelimesi Erivan, Gence ve Bakü valiliklerini kapsar ve bu bölge de Azerbaycan'dır.

Ancak Azerbaycan, bağımsızlığını henüz resmen tanımamış yeni bağımsız bir ülke olarak büyük güçlerin siyasi oyunlarından zarar görmüş ve bekası onların kararlarına bağlı olmuştur.

Bu durum iki ülkenin Azerbaycan ve İran'ın, iki önemli ve tarihi yılı kararsızlık ve kalıcı bir pasiflik içinde geçirmelerine ve tarihi fırsatı gerektiği kadar kullanamamalarına neden olmuştur.

KHA (KUDÜS HABER AJANSI)

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım