Türkiye'deki Terör Saldırısına İsrail'in Bakışı

Türkiye'deki Terör Saldırısına İsrail'in Bakışı
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Türkiye'deki Terör Saldırısına İsrail'in Bakışı

 

İstanbul'daki terör saldırısının ardından siyonist rejim medyasında çıkan analizlerden bikr örnek: 

İSTANBUL'DAKİ PATLAMA ERDOĞAN'IN SİYASİ KONUMUNU VE POPÜLARİTESİNİ TEHDİT EDİYOR

Zvi Bar’el, 14 Kasım 2022

İstiklal Caddesi ile Taksim Meydanı, uzun yıllardan beridir, Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerinin favori hedeflerinden olagelmiştir. İstiklal Caddesi, onu popüler bir turistik cadde haline getiren kafeler, restoranlar ve işyerleriyle doludur.

Pazar günkü gibi, en az 6 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan bir patlama, korona salgınında aldığı yarayı tamir etmeye çalışan turizm endüstrisine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konumuna ve ülkenin prestijine yönelik ciddi bir saldırıdır.

Hükümet, “vatandaşlar arasında paniği önlemek ve soruşturmanın herhangi bir zorlukla karşılaşmadan ilerletilebilmesini sağlamak” adına, saldırıyla ilgili her türlü bilgi, fotoğraf ya da görüntünün yayımlanmasını (ki sosyal medyada paylaşılmışlardı) acilen yasakladı.

Türkiye’deki özgür medyanın eksikliği düşünüldüğünde, hükümet, bu saldırı öncesinde istihbarat teşkilatının (eğer varsa) hangi bilgilere sahip olduğuna; gündüz gözüyle, Türk istihbaratının yıllardan beridir yakından takip ettiği, sayısız güvenlik kamerasıyla izlenen ve gerek üniformalı gerekse sivil polis memurlarının devriye gezdiği bir caddede nasıl böyle bir patlamanın gerçekleşebildiğine dair zorlu sorulara cevap veremeyecek gibi görünüyor. 

İlk şüpheler, genellikle olduğu gibi PKK militanları ile hala Türkiye’de aktif şekilde bulunan İŞİD hücreleri üzerinde yoğunlaştı. Fakat Türk hükümetinin düşmanları bu iki örgüt ile sınırlı değil.

Türkiye’nin Kürt gruplarıyla süregelen 40 yıllık kanlı mücadelesi, sivil, polis ve askerlerden oluşan on binlerce insanın hayatına mâl oldu. Bu, sonu olmayan bir savaş.

Türk güçleri hem ülkenin güneydoğusunda hem de Irak’ta harekatlar düzenleyerek PKK üslerini bombalıyor. Türk güvenlik güçleri, ülkenin Kürt bölgelerini bir demir yumrukla kontrol altında tutuyorlar. Ve bu bölgeler, resmi olarak ilan edilmese de fiilen düşman bölgeler oldular.

2011’de çıkan Suriye iç savaşı, ayrı bir kanlı cephe yarattı. Türkiye Suriye’nin bir bölümüne girdi ve Cerablus ile Afrin gibi kentlerle birlikte, geniş Suriyeli Kürt bölgelerini işgal etti.

Türkiye, terör örgütü olarak tanımladığı PKK ile iş birliği yaptıklarını iddia ettiği Kürt hareketlerine karşı mücadele adına Suriye sınırında 170 km uzunluğunda ve 30 km genişliğinde bir alanı kontrol altında tutmak istiyor. Bu istek tam olarak yerine getirilememiş olsa da Türk güvenlik güçleriyle bölge halkı arasında sürtüşme ve şiddetli çarpışmalara neden oldu.

Türkiye, Suriye’nin bu bölgeleri üzerindeki kontrolünü Ulusal Suriye Ordusu isimli bir şemsiye örgütün altında faaliyet gösteren 40 silahlı milis gücünün yardımıyla gerçekleştiriyor. Özgür Suriye Ordusun bir kolu olan Ulusal Suriye Ordusu 2017 yılında kuruldu.

ÖSO, Esad hükümetine karşı çıkan halk ayaklanması sırasında, başlarda en büyük askeri güçtü. Fakat yıllar içerisinde, onlarca silahlı güce bölündü. Bu güçler, Türkiye’den para ve silah desteği aldılar fakat zaman içerisinde, Türk komutanlara ve şemsiye gücün liderlerine olan bağlılık ve itaatleri giderek azaldı.

Bu sebeple Türkiye, bu milis gruplarını, daha birleşik, itaatkar ve etkili bir çerçevede emir altına almaya; tüm milis güçlerinin özel harekat odalarını kapatmaya ve daha önce El Kaide’ye bağlı El Nusra cephesi olarak bilinen Tahril el-Şam örgütüyle bir anlaşmaya varmaya karar verdi.

Bu Türk dayatmasını milis komutanlarının hepsi kabul etmedi. Hatta bazıları, Türkiye’nin Kasım başında düzenlediği konferansa katılmayı dahi reddetti. Bu komutanlar, Türk baş komutasının ya da Kuzey Suriye’de Türk himayesiyle kurulan geçici hükümetin otoritesini kabul etmeye yanaşmıyorlar.  

Bu ayrışmanın ve Türk diktesine karşı böylesi bir karşı çıkışın, bu milis güçleriyle Türkiye arasında yeni bir çatışma cephesi açacağını anlamak zor değil. Geçmişte de bu tür anlaşmazlıklar, şiddetli çarpışmaların fitilini ateşlemişti (bu milislerin Türk topraklarına herhangi bir saldırıda bulunduklarına dair bir bilgi olmamasına rağmen).

Fakat İstanbul’daki saldırının failleri bulunamadığı sürece, olağan şüpheliler arasına, güçlerini ve Türkiye için tehdit oluşturabilme kabiliyetlerini kanıtlama yolları arayan Suriyeli örgütler de dahil edilecektir.

3,5 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, son zamanlarda binlercesini Suriye'nin kuzeyinde Suriye hükümetinin kontrolü altında olmayan bölgelere geri göndermeye başladı. Hatta onlar için on binlerce ev inşa etme sözü verdi. 

Bu hareket, Suriye'de hayatlarının risk altında olacağından ve iş ya da başka gelir kaynaklarının olmayacağından korkan mülteciler arasında muazzam bir muhalefet yarattı. Mülteciler, Türkiye'de devlet maaşlarından ve kamu hizmetlerinden yararlanıyorlar.

Mülteciler ve Türkler arasındaki şiddetli çatışmalara dair haberler günlük sıradan olaylara dönüşmüş durumda ve Türk uzmanlar Türkiye'deki Suriye varlığını ülkenin ekonomisini ve güvenliğini tehdit eden bir "saatli bomba" olarak tanımlıyor. Ancak bu çatışmalara rağmen, mülteci kamplarında veya kampların dışında yaşayan mülteciler arasında saptanan herhangi bir terörist hücre yok.

Şu anda Erdoğan'ı ve Türk istihbaratını endişelendiren soru, amacı veya bahanesi ne olursa olsun, bunun bir münferit saldırı olup olmadığı; ve yüzlerce insanın öldüğü ve binlerce kişinin yaralandığı 2015'ten 2017'ye kadar süren bir dizi dehşetengiz saldırıya benzer bir saldırılar dizisine yönelik hazırlığın gerekip gerekmediğidir. Bu saldırılar, Türkiye'nin Kürt örgütlerine karşı cepheyi ülke dışına taşıma ve ülkeyi koruyacak bir coğrafi güvenlik bölgesi oluşturma stratejisini şekillendirmişti.

Bu strateji Türkiye'yi ABD ve Avrupa ile diplomatik bir çatışmaya soktu. Ancak Erdoğan, kendisini eleştirenlere yanıtı, yurt içinde gerçekleşen terör saldırılarının çarpıcı şekilde azaltılmasındaki başarısını överek verdi.

Son saldırı, Erdoğan’ın, Avrupa'nın – özellikle de Türkiye'nin NATO’ya katılımları konusundaki nihai onayını bekleyen İsveç ve Finlandiya'nın – ülkelerinde bulunan Kürt aktivistleri iade etmesi ve terörist faaliyetler için üs görevi gördüğünü iddia ettiği Kürt iletişim ve refah merkezlerini kapatması yönündeki taleplerine hizmet ediyor. Aynı zamanda, Suriye içinde bir savunma kalkanı kurma stratejisinin bile Türklerin güvenliğini tam olarak sağlayamayacağını gösteriyor.

Bu sadece bir güvenlik sorunu değil; aynı zamanda, muhalefetin önümüzdeki Haziran ayında yapılacak seçimlerde kendisine karşı yarışacak ciddi bir adaydan yoksun oluşuna rağmen, Erdoğan'ın siyasi konumunu ve son iki yıldır düşüşte olan popülaritesini de tehdit ediyor. Erdoğan’ın şu anda ihtiyaç duyduğu son şey, Türk lirasının çöküşüne ve yüzde 85'in üzerinde bir enflasyon oranına neden olan bir ekonomik krizin yanı sıra, ülkenin güvenlik durumunun kontrolünü de kaybetmiş olarak görülmek.

KHA (KUDÜS HABER AJANSI)

Kaynak: https://www.haaretz.com/middle-east-news/2022-11-14/ty-article/.premium/istanbul-explosion-threatens-erdogans-political-position-and-popularity/00000184-72dc-d0b6-a5ee-ffdd37ea0000?mid6275=open&mid9690=open

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım