Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (27)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (27)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (27)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

 Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık nimetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de buna şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Kardeşlerim, geçen hafta -Allah’ın izniyle- yakın geleceğimizi değiştirecek olaylar meydana geldi. Filistinli kardeşlerimiz Yahudi siyonistlere hakiki bir der vermeyi başardı.

Yahudi medyası olayları ört pas etmek için sadece psikolojik destek almak için bir kaç vatandaşının hastaneye kaldırıldığını onun da aslında bir yaralanma vs. Değil korku olduğunu söylüyor. Oysa böyle değildir. 90’lı yıllarda İsrail’e giden bir kardeşim bana onların kendi rezilliklerini gizleyemeyeceklerini, çünkü içlerinde farklı farklı ekollerin olduğunu ve her türlü kötü durumun mutlaka ayyuka çıkacağını söylemişti. Aslında Lübnan’da da durum böyledir. Çünkü farklı farklı bir sürü grup var. Neyse.. Bu çok önemli değil. Önemli olan şudur ki İsrail Filistin’in gönderdiği füzelerden ciddi manada etkilenmiştir ve hasar görmüştür. Bu haddizatında çok önemli bir hadisedir.

Bundan daha önemsiz olmayan ikinci bir durum ise şudur:

Maalesef Filistinde de binlerce kurban verdik, bir sürü bina yıkıldı ve can kayıpları yaşandı. Fakat bir anne sadece tek başına bir anne her şeye karşı direndi! İbrahim Nablusi’inin annesinin yaptığı konuşmayı hatırlıyor musunuz? Her şeyden önemli olan şey o koca yürekli annedir. Böyle kadınları, kadınlığın hakikatini tarihte ve günümüzde onların aleyhine söykenen her şeyi tersine çevirecek şekilde ortaya çıkarırılar. O kadın tabutu gülümseyerek taşıdı! İşte bu ruh başka bir şeyde yoktur, herkes İbrahim Nablusi’dir diye diye çocuğunu uğurladı..

Kardeşlerim! Bu hiç kolay bir şey değildir. Bu ilim gerektiren bir konudur, bir parti ya da grup ya da ekole bağlılık gibi yapay bir şey değildir. Çünkü islam kültürüne bağlılık böyle şeylerin üzerindedir. Böyle olaylar bizim kanaatlerimizi kesinleştirir.

İşte bu iki konuyla başladım çünkü bu iki konu bize geleceğin kapılarını açacaktır ve bunlar sıradan iki olay değildir.

Bunlar Yahudilerin bilinçlerine öyle yer ediyor ki, bu olayları birer tohum gibi düşünün.. Siz unutsanız bile onlar asla unutmaz. Seyyid Hasan Nasrallah Yahudi siyasetinde Ankebut suresiyle ilgili bir şey aktarmıştı. Mecliste birbirilerine sen bizim evimizi örümcek (Ankebut) yuvasına çevirdin yok sen çevirdin diye birbirileriyle didişirlermiş. Geçen hafta Yezid’i konuşmuştuk. Fıkhı ve tarihi anlamda her şeyi anlattık. Ulema arasında herkesin aynı şeyi düşündüğünü ve kimsenin ona hilafet payesi vermediğini, aklı başında hiç bir müslümanın da ona prim vermeyeceğini söylemiştik. Saygı duyulmayacak bir kimsyedi.. Belki tarihimiz boyunca 4-5 kişi bundan farklı düşünmüştür, onların da bir kıymet-i harbiyesi yoktur. Kardeşlerim fıkhi ve tarihi tartışmalar, sünnilik şiilik tartışmaları.. Bunlar sadece bağnazlık getirir, 50 yıllık tecrübem ve okuyarak elde ettiğim tarih tecrübesi bana bunu gösterdi.

Dediğim gibi, bu konularda tartışmak sadece kin, nefret ve inatçılık gibi duyguları canlandırarak başka hiç bir işe yaramıyor. Oysa bizim bugün bu tartışmaları unutup ortak bir alanda anlaşmamız gerekiyor: Direniş. Evet direniş bugün ortak alanımızdır. Filistindeki direniş Lübnan’daki direnişin bir parçasıdır. Bu direnişte sünni-şii diye bir şey yok. İşte ortak alanımız bu, siz fıkhı ve mezhebi tartışmaları avama bırakın. Bunlarla bizim işimiz olmaz. Bazı sitelerde insanı üzen, rezalet haberler okuyorum: Neymiş efendim, Tel Aviv İslami Üniversitesi varmış! İslam şeriatında uzman kişiler yetiştirmek, kurumun amacıymış! Amaçları mehzep ayrılığını güçlendirmek, hatta sonradan Daeşli bir komutanın oradan mezun olduğu ortaya çıktı vs.

Sünni-Şii çatışması İsrail ve Amerika’nın birinci amacıdır! Bundan kaçınmamız gerekiyor. Hem de elimizden geldiğince. Bu tartışmalar bize hiç bir şey katmıyor bunu kesin kesin bilmemiz lazım.

Biz burada sünniliği konuşacak ve onu savunacak olsak.. Hüccet ve burhanlarla.. onların güçlü bir fıkhı, tarih ve kuranı doğru anladıklarını gösterebiliriz. Tabi ki bazı aşırılıklar ve bazı kırmızı çizgilerimiz hariç bunu söyleyebiliriz. Şimdi dönelim konumuza. Yezitle ilgili meseleyi anlatmıştık. İkinci konu yani sünni olsun şii olsun herkesin ittifak ettiği konu, Hz. Ali’nin şahsiyetidir. Sünnilerde bile genel kabul, bildiğiniz gibi sahabenin üstünlüğü onların içinde de dört halifenin de ayırıcı taraflarıdır. İmam Hanife’de fazilet konusunda Ebu Bekir ve Ömer’den sonra Osman ile Ali arasında uzun süre kararsız kalmış, sonrasında cumhura uyarak Osman’ı öne yazmıştır. Abdullah b. Ömer el-Hattab: Peygamberimiz zamanında, Ebu Bekir ve Ömer’e kimseyi denk görmezken Ömer şöyle derdi: Ali’de üç şey vardır ki onların bende olmasını yüzlerce kırmızı deveye sahip olmaya tercih ederdim. Fatımayla evlenmiş olması, Hz. Peygamberin evinde yaşıyor olması, Hayber günki yaptıkları..

Fatıma, ümmetin annesidir. Bir çok sahabe onu istemişse de peygamberimiz onu Ali’ye vermiştir. Ev konusu da evleri bloklar gibi düşünün, aynı avluya açılan evlerde her biri bir odada kalıyordu. Duvarları bitişikti. Peygamberimiz Ali’nin kapısı hariç diğer tüm kapıların kapanmasını emretmişti. Üçüncüsü ise zaten bilinen bir şeydir. Peygamberimiz Yahudilere iki üç sefer düzenlemiştir. Zafer müyesser olmayınca peygamberimiz: “Yarın bayrağı öyle birine vereceğim ki o Allah’ı sever, Allah da onu. Zafer onun eliyle gelecektir.” Deyip Ali’ye vermiştir. Hz Ömer, bayrak sahibi ve önder olmayı o gün hariç hiç istememiştim diyor. Herkes peygamberimizin önüne o kişi benim benim diyerek atlasa da o kimseye tevecchüh etmiyor ve birini arar gibi dolaşıyordu. Nihayet, Ali nerede? Diye sordu. Ali’nin bir rahatsızlığı olduğu söylendi. Peygamberimiz onu çağırtarak gözlerini ovarak hastalığı giderdi. Bayrağı ona verdi ve Hayber fethedildi.

Bu tarz kahramanlıklar çok çok vardır.. Ali’nin kale kapısını taşıdığı, sekiz kişinin taşıyamadığı sanki meleklerle Ali’nin taşıdığı söylenmiştir. Evet Ebu Bekir ve Ömer’e denk kimse yoktur ama bizzat Ömer Ali’nin üstünlüğünü kabullenir. Bunu şöyle de düşünebiliriz, evet bir padişah bir kral bir yönetici çok önemlidir ama bazen mesela bir tiyatro yazarı, sheaksper’i düşünün.. bütün krallardan daha önemli olur. Mısır’da Taha Hüseyin’in Kral Faruk’tan çok daha önemli olduğu kesindir mesela. Tabi bunlar örnek. Ali’nin hususi, özel bir kıymeti var. Bu onun halife oluşuyla ilgili değil. Bu konuda ayrıntılara girmeyeceğim. Burada ismet konusunda bazı kardeşlerimizden ayrışıyoruz tabi. Bu imkansız bir şey. Tabi fıkhi konulara girmek istemiyoruz, ama tek bir şey anlatmak istiyorum. Günahtan korunmayı anlayabiliriz tabi ki ama hatadan korunmuşluk, imkansızdır.

Çünkü bizzat peygamber bile, haatadan korunmamıştır,. Bakın dikkat edin günah demiyorum, hata diyorum. Kuran’da on kere uyarılmıştır, ictihad ettiği bir konuda hatta paylanmıştır. Allah’ın helal kıldığı şeyi nasıl haram kılarsın!.. Gibi ayetler vardır. Hanımları yüzünden kendine bal yemeyi yasakladığında.. Bu örneklerden bir tanesidir. Bedir Savaşında uyarılmıştır hem de şiddetli bir şekilde Peygamberimizin aldığı karar dolayısıyla sert bir şekilde uyarılmıştır. Zeynep b. Cahş hadisesi.. Onu Zeyd ile evlendirmiştir, boşandıkları zamanda Allah emretmesine rağmen Zeynep’le evlenmekten çekinmiştir. Allah da ona: Allah’a apaçık olan şeyi sen gizlemeye çalışıyorsun! Oysa korkulmaya daha layık olan Allah’tır denmiştir. Şimdi bu nedir? Çok şiddetli bir uyarıdır. Evet Peygamberimiz alemlere rahmet olarak gönderilmiştir, evet o Adem’den son insana kadar herkese şahitlik edecektir. Peygambere asilik edenler o gün (kıyamet günü) yerin dibine girmek isteyecekler mealinde ayetleri hatırlayalım. İşte bu aynı eoygamberdir. Peygamberlerin mührü olan, şefaat hakkı olan, havzun başında ümmetini bekleyen peygamber odur. Ama Allah onu bu şekilde uyarmıştır.

Ehli beyt kisa ehlidir. Bu rivayet Ümmü Seleme’den gelir. Fatıma, Ali ve Hasan – Hüseyin’i bir örtü altına getirmiş ve bunlar benim ehlimdir demiştir. Ümmü seleme ben onlardan değil miyim deyince, hayır ama sende hayır üzerinesin demiştir. Bu apaçık bir hadistir. Kimse burda bir şeyi kıvıramaz. Şimdi 12 imamın masumiyeti için delil getirilen ayeti de bu şekilde anlamak gerekir. Evet bu çok tartışmalı bir konudur, günahtan korunmuşluk.. Elbette baş göz üstüne buna inanır ve biliriz ama hatadan korunmuşluk diye bir şey yoktur. İsmet meselesi, hilafet meselesidir ama Ali’nin kıymeti hilafetten aşkındır. Burada bu konuyu noktalıyorum. Daha fazla uzatmayalım.

Bir Tv kanalında bunların daha fazlasını anlattım.

Nehcu’l-Belaga kitabı -Hz. Ali’den aktarılan- ki mezhepler konusunda serbest düşünceli birisi aktarmıştır. Sünniler için delildir, Şiiler için değil! Tabi bu konu bir çok hutbe ve dersi gerektirir.

Esef veren durum şu ki biz çocukken okurduk ve bize tavsiye edilirdi fakat ilimde yol alınca tekrar okuduğumuzda neyin ne olduğunu gördük. Bu söylediğimizin iki delili şudur:

Birincisi, kitap boyunca aşırı vurgulu şekilde Hz. Ali’ye Hz. Ömer’i övdürür. İkincisi de Sakife Beni Saide’de yaşanan olaylardır ki bir çok Şii bu olayları son derece abartır. Oysa bu bizim delilimiz falan değildir, biz bunu gelecek haftaya bırakalım. Özetle şunu söyleyeyim, şakşıkiyye hutbesi diye geçen üçüncü hutbe, peygamberimizin vefatından 25 sene sonra Hz. Ali’nin sinirlenerek Ebu Bekir ve Ömer hakkında yaptığı konuşmadır. Bu konuşma çok ağır ve şiddetlidir.  Rivayete göre Abdullah b. Abbas ona, kendisi o ateşli konuşmayı yağarken içinde fıkhi sorular olan bir mektup getirip soruları göstermiştir. Hz Ali hepsini cevaplamış ve ortalık sessizleşmiştir. Sonrasında vaazı dinleyenlerden bir tanesi Ey Hasan’ın babası anlattığın konuya geri dön dese de bir daha asla o konuya dönmem demiştir. 25 Sene sustuktan sonra böyle yapmıştır, Muaviye’yle savaşırken bunu yapması da kayda değerdir. Şıkşıke kelimesi de zaten bu anlamda kullanılır. Durulmak demektir.

Hatta bu fiil genellikle deve için kullanılır, Ali de kendisini kızgın deveye benzetmiştir. Kendini sinirlendikten sonra durulan deveye benzetmiştir.

Bir daha konuşmayacağını söylemiştir. Bunları ayrıntılandırmak gerekir. Fakat mezhepsel tartışmalar çıkmaz sokaktır ve hayra asla götürmez. Sünneti gerçekten temsil eden birisi olsaydı

Yapılan bu tartışmaların anlamı olurdu. Peki sünneti kim temsil ediyor? Ezher’in rektörü mü? Hayır. O Sisi’nin köpeğidir. Yukarıdan emir almadan bir belge bile dolduramaz. Suudda zaten durumu biliyorsunuz. O Selman’la ilgili bir çok şey anlattım tekrarlamak istemiyorum. Ama oradaki hocalar ya hapse ya da ölüme maruz kalıyor. Hint alimleri vs. Etliye sütlüye zaten karışmaz. Mağrib ülkesinin müftüsü.. Onların da dini sultanların dinidir. Baştaki ne derse o. Tüm dini hareketler ABD, İsrail’e su taşıyor. İçlerinden bir tek Katar var..

Çoğu ülke de zaten kapılarını hiç utanmadan ardına kadar açık tuttu, şimdi isimlerini saysak bitmez.

Humeyni bize kendimizi ABD’nin iki dudağı arasına bakmaktan kurtaracak bir. Vizyon bahşetti. İran ve direniş özgürlüğünü kaybetti. İslam alemi kölelik yaparken biz özgürdük.

Kim ne derse desin, şunu bilmeliyiz: Humeyni ve İran’ın siyasi vizyonu yer yüzünde başka hiç bir kimsede yoktur!

Evet ABD, İsrail, Batı ve Siyonizm karşısında sonuna kadar özgürdüler. Güney’den Rusya’dan vs. Herkesten daha özgürdüler.

Bugün sünniliği savunanların dini petroldür. Dini maldır, dini servettir. Sen Allah katında bir hiçsin. Ne Ebu Bekire, ne Ömer’e, ne Osman’a, ne Ali’ye benziyorsun. Ne Şafii’ye ne Hanefi’ye hiç bir kimseye benzemiyorsun. Sen bu dairenin dışındasın. Sufinin dediği gibi: Taptığınız ayağımın altındadır. Bunu bir alimler topluluğuna söylemiştir. Bunu söyleyince kafir mi oldu? Hayır, asla bastığı yeri kazdıklarında bir gömü altın buldular. Dünyada sünni fıkhını temsil eden bir ülke yoktur. Şii kardeşlerimiz sünni komutanların peşinden yıllarca gidebilmiş ve onlarla mücadele edebilmiştir. Bunu ileride de göreceğiz.

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzab 56)

 Allah’ım İbrahim ve âline salat ve selam ettiğin gibi Muhammed ve âline salat ve selam eyle. Allah’ım İbrahim ve âlini bereketli kıldığın gibi Muhammed ve âlini bereketli kıl. Şüphesiz sen Hamidsin, Mecidsin.

 Allah’ım bizi mağfiretinle bağışla ve bize merhamet et, bizi affet ve kendinden başkasına muhtaç etme, kafirlerin tuzağını geri çevir, anne ve babalarımızı mağfiret eyle, Kuran’ı kalbimizin baharı kıl. Allah’ım bizi muzaffer kullarından eyle, bizi galip gelen ordundan kıl, bizi onlara korku ve hüzün yoktur dediğin kullarından eyle. Allah’ım bize hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı nasip et ve batılı batıl olarak göster ve bizi ondan uzak tut, bizimle ol; aleyhimizde olma, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım Filistin’deki, Lübnan’daki ve her yerdeki kahraman mücahitlerimize yardım et, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım anne babalarımıza ve üzerimizde hakkı olanlara mağfiret buyur.

 “Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım