Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (26)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (26)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (26)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

 Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık nimetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de buna şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Cenabı Allah, Al-i İmran suresinin hemen başında şöyle buyurur:

O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih âyetlerinin ardına düşerler. Oysa onun gerçek manasını ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar, "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Bu inceliği) ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin. Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez."

Bu ayetler ne anlama gelir? Allah kendi kitabı için onda apaçık ayetler bulunur diyor. Açık seçik, belirli, hüccete konu olan ayetler. Hemen peşinden de Cenabı Allah, anlayamayacağınız ya da çoğunuzun anlamayacağı ayetler vardır diyor. Çünkü insanlardan bir kısmının kalbinde eğrilik vardır. Bu insanlar içlerindeki nifak gereği anlaşılmayan ayetlerin ardına düşer ve onları dillendirirler.

Bunu fitne çıkması için yaparlar. İslamın başından beri bu var olan bir hadisedir. Kuran bize fitnelerin sürekli olduğunu öğretir. Bazı olaylar fitneye sebep olur, bazı insanlar onları onaylar bazıları inkar eder. Örneğin İsra ve Mirac hadisesi. Onun Kudüse’e gittiğini inkar edenler fitneye düşüp kafir oldular inananlarsa imanla şerefyab oldu. İşte her zaman böyle zayıf imanlılar ve güçlü imanlılar bulunur. Yine Peygamberimizin Uhudda şehit olduğu zannedilince bazı insanlar toplaşıp peygamber öldüyse iş bitmiştir savaşı bırakalım gibisinden düşündüler. Bir kısım insan ise eğer o öldüyse siz de ölün! Ondan sonra yaşamanın anlamı nedir diyerek onlara karşı çıktı. Bunun üzerine: “Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.” (Ali İmran, 144) ayetleri indi. Bu Kuran’da da tarihte de hayatın kendisinde de hep karşılaştığımız bir şeydir. Bazı insanlar sürekli fitne ararlar.

Direnişimiz hakkında insanları şüpheye düşürmeye çalışanlar, bir lideri kendi bağlıları önünde küçük düşürmeye çalışanlar, bazı islami hareketler konusunda insanları şüphelendirenler.. Bazen bilerek olayları sabote eder, kendi çıkarlarına göre olumsuz çıkarımlarda bulunurlar. Evet, bunu evlerimizde bile yaşıyoruz.. Senin düzenini bozmak isteyen birisi gelip sana eşini kötüleyebilir, onu da sana kötüleyebilir.

Şuan içinde bulunduğumuz günler, her sene tekrarlanan fakat bu sene çok yoğun geçen bir dönemdir. Zor ve yorucu günler içerisinde Aşure Gününü icra ediyoruz.

Bu gün, münafıkların ve fitne çıkarmak için kalpleri eğri olanların en çok kullanabileceği günlerden bir tanesidir. Bu gün normalde müslümanların bir ve beraber olabilmeleri için en uygun gündür. Fakat kalplerinde fitne olanlar.. Ya yalancı ya da doğru olmayan fikirlere kapılırlar. Ya da ancak tefsirlere sığacak genişlikte konuları istedikleri kırparak yaklaşarak olayları sabote ederler. Biz bu minberden defalarca bu konuyu paylaştık. Kardeşlerimizden hangi konularda ayrıştığımızı ve onlarla hangi konularda anlaştığımızı, bu tartışmanın nasıl idare edileceğini defaatle konuştuk. Kimler bu tartışmaya girebilir? Tabi bunu bile çok ayrıntılı biçimde anlattık. Fakat bizim bu konuda müsellem yani hakkı verilmiş sağlam düşüncelerle yürümemiz gerekiyor. Elimizden geldiğince yaşanması muhtemel fitnelerin de önünü keserek bu işleri konuşmalıyız.

 Birinci olarak şunu takdir etmeliyiz: Hz. Hüseyin’in önemi, makamı ve büyüklüğü.. Bunu herkes kabullenmeli ve bu konuda asla tartışmamalıdır. Bunu sahih hadislerden ve büyük alimlerin sözlerinden alıyoruz. Avam tabakasının çıkarımlarından değil!

Hasan ve Hüseyin Cennet gençlerinin efendisidir hadisi kesinlikle sahih ve doğru bir hadistir. Bu onların hayatlarını bir hatayla ya da yanlışla bitiremeyeceklerini gösterir. Bu konuda fitne çıkarmak isteyen eğri kalplilerin söylemine inat bu böyledir!

Hayatlar, sonlarına göredir. Hayatının nasıl bittiği çok önemlidir. Eğer cennet gençlerinin efendisi Hüseyin Efendimiz hayatının sonun yanlış tamamlamış olsaydı onun her şeyi hatalı sayılırdı. Demek ki durduğu yer doğruydu. Hz Hüseyin’in zamanındaki imama isyan ederek hataya düştüğünü söyleyen değersiz azınlık cahillerin önde gidenidir. Ne hadis okurlar, okusalar da anlamazlar. Bunun sebebini açıklayabiliriz ama şimdilik gerek yok. Önemli olan Hüseyin ve Hasan efendilerimiz cennet ehlinin efendileridir.

Diğer bir hadis ise iki torunum imamdır. İkamet etseler de kuud etseler de imamdırlar. Dikkat edin bu hadiste imam lafzı geçer. Peki hadiste geçen oturmak ve kalkmak ne anlama gelir? Yani savaşsalar da savaşmasalar da onlara uymak zorundasınız demektir. Hasan efendimiz Muavie’yle barışarak savaşı sonlandırdı.. Hicri 41. ay vahdet yılı oldu. Bu Peygamberimizin başka bir hadisinin de doğrulanması demektir: Benim oğlum Hasan’ın eliyle Allah iki müslüman grubu barıştırır.

Hz Hasan henüz çocukken Peygamberimiz söylemiştir. Hem de hutbe verdiği bir esnada Hasan efendimizin evden çıkıp minberin önünde durduğu bir anda. Sonra peygamberimiz aşağı inerek onu kucağına almıştır. Sonra bu sözü söylemiştir. Ne de doğru söylemiştir!

Hüseyin ise razı olmamıştır. Muaviye hakkında ihtilaf çok olsa da şunu biliriz: Hz. Hasan ve Hüseyin’le kıyaslanacak hatta onu da geçtim, Mekke’nin fethinden önce müslüman olanlarla kıyaslanacak birisi değildir. En azından bunu biliyoruz ve bu konuda konuşulacak çok şey var. Mekkenin fethinde müslüman olanlar zaten İslamın zaferinden sonra müslüman oldular, galip dine girdiler, biraz önce savaştıkları dine. Tabi ki içlerinde dini kemale eren mükemmel insanlar oldu ama durum budur. Buhari’de şu hadis geçer: Ebu Süfyan oğlu Muaviye Şam valisiyken -Hz. Ömer zamanında, sonradan Hz. Osman yetkilerini genişletmiştir- Şam’a gider. Oğlu Ebu Sufyan’a bir sürü hediyeyle geri gönderince Hz. Ömer onu sorguya çekmiş ve bunlar beytülmal’ın ganimetleri sana nasıl verebiliyor diye çıkışmıştır. Bu hediyelerin tamamını dağıtmıştır.

 Suudlu meşhur bir alim bunu okudu diye ülkeden sürülmüştü. Ülkedeki bağnazlık derecesini görüyor musunuz? Adam Buhari’den rivayet aktarıyor buna bile karşı çıkıyorlar. Şimdi ben de bunları Küleyni’nin kitabından okumuyorum ki! Ama yine de bağnaz insanlar duymak istemiyorlar. Bir başka olay Hz. Ali halifeyken kardeşi Akil yanına gelmiştir ve ondan bir şeyler istemiştir. Hz. Ali ona vermemiştir ama Muaviye vermiştir. Buradaki tartışma o kafir mi bu mümin mi tartışması değil. Bu hassasiyet meselesi ve imanda dereceler var. Muaviye zaafları olan bir adamdı. Ama evet gerçekten tam bir siyaset ve devlet adamıydı. Yirmi sene hilafeti elinde tutarak Kıbrıs’tan Konstantiniyye’ye kadar dayandı. Biz onu dini bakımdan eleştiriyoruz yoksa siyasi dehasına onu eleştirenler bile laf söyleyemez. Hz. Ali’ye -tüm haşmeti ve karizmasıyla beraber- sırt çevirip insanların Muaviye’ye gitmesi basit bir hadise değildir. Nechu’l-Belaga’da bile bunu anlatan pasajlar vardır. Muaviye bir el işaretiyle kitleleri sürükleyebiliyordu. Bu anlamda Hz. Hasan’ın barış isteğini de anlamak gerekiyor. Ortada mücbir sebepler vardı. Hz. Hasan bir çok sahabenin vefatından sonra bu kanı durdurmak istedi ve onlardan sonra bu şekilde yaşamanın kendisine zül geleceğini düşündü. Apar topar bir anlaşmayı kabul etti kaldı ki o anlaşmaya bile çoğu maddeleri tarafından riayet edilmedi. Hz. Hüseyin ise kalkışma gerçekleştirdi. Hadisi hatırlayalım, ayakta da olsalar otursalar da onlar imamdır!

Yezid’e gelelim. Yezid babası kadar değildi, avcılık, kadınlar gibi bir çok zaafı vardı. Siyasi olarak bir vizyonu vardı. Yezid belki de babasının vizyonu ve siyasi bilgisinden birazcık bir şeyler taşısaydı belki Hz. Hüseyin efendimiz de Hz. Hasan gibi yapardı. Ama Hz. Hüseyin’in sözü açıktır: Yezid, haram yer cariyeleriyle eğleşir merhametsizdir… Benim gibi biri ona biat etmez dedi ve sonuna kadar da haklıydı. Zaten Yezid’in hükümranlık günleri de bunu ispatlamış oldu. Hz. Hüseyin’in haklılığı ortaya çıktı.

Muharrem ayının başından on gün boyunca Hz. Hüseyin’in etrafı çevrildi.. Oklar fırlatıldı, susuz bırakıldılar en fazla yetmiş kişilik bir aileye bir orduyu musallat ettiler. Onlar da öldürmekle yetinmediler, kafalarını kesip şehirlerde dolaştırdılar. Kadınları rezil duruma düşürdüler vs. vs.

İşte Yezid’in hükümranlığı.. Sonraki senelerde bunu Harra Hadisesi takip etti. Şimdi de bu olayı anlatalım:

Her zaman söylerim: Ey taziye meclislerinde kerbela ile mersiye okyan kurralar. Bununla yetinmeyin. Harra’yı da anlatın. Çünkü bu hadise Yezid’in gerçek yüzünü ortaya çıkartıyor. Kerbela’da Hz. Hüseyin, ehli beyt ve neredeyse 70 kişiyi öldürdü ve dediğimiz gibi bununla yetinmeyip cesetlere bu şekilde davrandı. Harre olayı ise şudur:

 Harre, Medine’de bir bölgedir ve oranın halkı bir heyetle Yezid’in yanına gelmiştir. Ona ne yaptığını sormuşlar, Kerbela gibi konuları dile getirmişlerdir. Yezid de onları karşılamış, hediyeler vermiş ve ikramlarda bulunmuştur. Fakat onlar bu göz boyamalara aldanmadan oradan ayrılmış, Medine-i Münevvereye dönüp hırkalarını çıkarmış ve şu hıtkaları çıkardığımız gibi yezidin de hilafetinden çıktık demişlerdir. Bir darbe ve kalkışmanın tohumlarını ekmeye başlamışlardır. Evet bu askeri olarak çok hatalı bir karardı çünkü medine şehir olarak kuşatılmaya müsait bir bölge ve bunların sayıları çok azdı. Zaten bir ordu güçleri de yoktu. Belki de savaştan başka bir yolla -o da nasıl olurdu bilemiyorum- problemlerini çözebilirlerdi. Ayrıca kendi aralarında bir komutan da seçemediler. Biraz ensar biraz muhacir vardı içlerinde. Üçüncü olarak Ali b. Hüseyin de medine ehli arasındaydı. Ki diğer torun ve çocukların çoğu orada öldü. Dikkat edin vefat edenlerin içinde ismi ömer olan vardı, osman olan vardı, ebu bekir olan da vardı! Hasan’ın çocuklarından Hasan Müsenna ve Hüseyinin oğullarından Ali b. Zeynelabidin kaldı. Bunlar da küçük diye oldukları halde bırakılmıştı..

Biz sana kevseri verdik ayetinde dendiği gibi peygamberimizin soyu çok genişti ama çoğu o hadise de vefat etti. Yine de dünyanın her yerinde torunları vardır. Peygamberimizin soyu da bu iki zat üzerinden yürümüştür ve onun kadar torunlarını bildiğimiz ikinci bir kişi yoktur.

Ali Zeynelabidin’e Harre hadisesinden önce danışılsa da o bu hareketi onaylamadı. Abdullah b. Ömer de Medine’de yaşardı ve o da katılmadı.. Önemli olan konu şu ki bundan sonra bir çatışma gerçekleşti ve Yezit kendi ordularının başına çok beter birisini atadı:

Müslim b. Ukbe! Bu Kuran’da bir kıssada ismi geçen bir kişinin oğlududur ama ne yazık ki insanların çoğu bunu bilmez. Furkan Suresinde: O gün, zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene, keşke falancayı dost edinmeseydim. And olsun ki beni, bana gelen Kuran'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor buyrulur.”

Bu ayetin hikayesi şudur: Ukba ebu Muays isminde biri vardır. Müslüman olmuş ve Ebu Cehile bunu söyleyince Ebu Cehil de ona tekrar kafir olup Muhammed’in dininden çıkıp (haşa) onun yüzüne tükürmeden seni aramıza almayız der. Ve bu adam bunu yapmıştır fakat tükürüğü kendi yüzüne dönmüştür. Ölene kadar da öyle kalmıştır. Bu adamın oğlu Müslim b. Ukbde’dir. Yezid Medine halkına açacağı savaşta yönetimi bu adama vermişti. Tarih kitaplarımızda ona müslim yerine müsrif denir çünkü öldürmede aşırı gitmiştir. Yezid savaştan sonra medinenin kadınları ve mallarını bile kendine helal görmüş ve tecavüzler yaşanmıştır. 700’e yakın sahabe, sahabe çocuğu ve yakını ölmüştür. Aşure günü peygamberimizin ailesi, yani onun neslinin tohumları canlarını yitirmişken harre gününde sünnetin tohumları demek olan sahabeler vefat etmiştir. Bunu yapanlar sadece kendi hegomanyalarını isteyen insanlardı. Mal isteyen hükümdarlık isteyen hayır adına hiç bir şey istemeyen kimselerdi. Onları savunmak boşuna ve  batıldır. Onları savunmak neredeyse küfürdür. Zaten İbni Teymiye hariç onları savunan kimse de göremezsin. Şimdi de tabi onun savunularını da onamaya çalışılan şeyler yazılıp çiziliyor, bunlara hiç gerek yok tamamen beyhude işlerdir.

O halde Harre hadisesi kerbeladan sonra ama onun nüvesini içinde taşıyan ve en az onun kadar trajik olan bir hadisedir. Fakat sayı bakımından yani medinede ölüdürülen insan ve tecavüz edilen kadın sayısı kat be kattır. Öyle ki camide öldürülenlerin cesetleri üzerine kedi köpek dadandığı bile yazar. Kerbelada bir taciz hadisesi olmamıştır. Abdullah b. Zübeyir oradayken Kabe işgal edilmiştir. O bölgeler yedi sekiz sene boyunca özerklik gibi idare edilmişti. Mekke mancınıklarla saldırıya uğratıldı öyle ki örtüleri yandı. Bu esnada Yezit, o zalim ölmüştür. Peki nasıl öldü? Vuruldu mu, düştü mü? Hiç birini bilmiyoruz ve hiç bir tarihçi de bilmiyor. Bir çok rivayet Lübnan civarında öldüğünü yazar, av sırasında tabi.. İstediği bir ceylanın peşinden giderken yanındaki arkadaşlarından ayrıldığını ardından yoprularak bir yere sızdığını anlatırlar. Sonrasında bir adam gelerek ona su ikram etmiş, ona benim kim olduğumu biliyor musun? diye sormuş ismini söyleyince kılıcını çekip onu vurmuştur. Doğru mu değil mi bilmiyoruz ama bildiğimiz tek şey iktidarda bulunduğu yıllarda işlediği günahlar, ayıplar dillendiremeyeceğimiz yanlışları vardır

Zibari ya da Zebari diye okunan birini sarayda yanına aldırmıştır. Bu adam Bedir’de müşriklerin safında dedesi, dayı çocuklarını ve dayılarını yitirince Uhuddaki görece başarıyı esas alarak onlar adına şiir yazmıştır. “Keşke büyüklerim bu günleri görseydi.” diye başlayan bu şiirlere bir de “Mekkelilere ne vahiy geldi ne haber onların derdi paraydı.” gibisinden şiirler yazarak nübüvveti inkar ediyordu.

Bunları saymakla bitiremeyiz bilmemiz gereken şey şu ki bizim herkesle anlaştığımız konu budur. Yani Yezid’in pozisyonu.. İhtilaf ettiğimiz konuları da gelecek haftalara bırakalım…

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzab 56)

 Allah’ım İbrahim ve âline salat ve selam ettiğin gibi Muhammed ve âline salat ve selam eyle. Allah’ım İbrahim ve âlini bereketli kıldığın gibi Muhammed ve âlini bereketli kıl. Şüphesiz sen Hamidsin, Mecidsin.

 Allah’ım bizi mağfiretinle bağışla ve bize merhamet et, bizi affet ve kendinden başkasına muhtaç etme, kafirlerin tuzağını geri çevir, anne ve babalarımızı mağfiret eyle, Kuran’ı kalbimizin baharı kıl. Allah’ım bizi muzaffer kullarından eyle, bizi galip gelen ordundan kıl, bizi onlara korku ve hüzün yoktur dediğin kullarından eyle. Allah’ım bize hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı nasip et ve batılı batıl olarak göster ve bizi ondan uzak tut, bizimle ol; aleyhimizde olma, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım Filistin’deki, Lübnan’daki ve her yerdeki kahraman mücahitlerimize yardım et, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım anne babalarımıza ve üzerimizde hakkı olanlara mağfiret buyur.

 “Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım