Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (22)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (22)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (22)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’ olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Cenab-ı Allah şöyle buyurur: Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene and olsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.”

İşte senin içinde olan, beşeri olan nefis seni iyiliğe veya kötülüğe götüren şeydir. Allah sana hayrı ilham eder, hayrın yolunu gösterir. Fakat sen kendini bunun için hazırlamış ve bunu rabbinden istemişsen! Sen hayır yolunu sever ve ona rağbet edersen de Allah sana o yolu kolaylaştırır. Hidayet ve dalalet ile ilgili yapılan tartışmaların özeti budur.

İnsan kendini kontrol etmelidir. Çünkü insan kendisini iyi edecek ya da kötü edecek şeyi kendisi seçmekte veya belirlemektedir. Kendin için yaptığın şeyleri dış dünyadaki hallerin değişmesini gözeterek yapmalısın. Örneğin zorluk ve sıkıntıda iman sahibi olman gerekir. Aynı şekilde nimetlendiğin dönemlerde de imanını korumalısın. Şükür ve sabır, zenginliktede de fakirlikte de şiarın olmalıdır. Tevazu sahibi olman gerekir, zayıf veya yenilmiş olsan bile. Zafer kazandığında da tevazuyu koruman gerekir. Dış dünyadaki değişimlere rağmen halini muhafaza etmesini bilen Allah katında zafere ulaşmıştır.  Zamanın getirdiği değişimlerle davranışları değişen kişi ise nefsinin güdümünde olan birisidir demektir. Dünya ve yaratılanlar onu ele geçirmiştir, tersi değil. Allah bu duruma karşı bizi sıkça uyarır. Bununla ilgili sayılamayacak kadar çok örnekler vermiştir.

Buna örnek olarak verilen en meşhur kıssa Salebe b. Hatib’in kıssasıdır. Kendisi camide çok kaldığı için cami kuşu olarak isimlendirilen bir sahabeydi. Fakat sonra servet sahibi olma tutkusuna düştü. Peygamberimize Allah’ın malını arttırması için dua etmesini isteyerek yalvardı. Peygamberimiz ona şükrünü eda edeceğin az bir miktar şükrünü edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır dedi. O ise kendisinin imanlı olduğunu söyleyerek peygamberimizin nasihatlerine kulak asmadı. Peygamberimiz de ona –istemeyerek- dua ederek kendi haline bıraktı. Çünkü peygamberimizin duaları isterse kendisinin isteyerek yaptıkları olsun isterse de başkalarının talebi üzerine olsun gerçekleşir.

Böylece Salabe’nin malları çoğaldı. Tabi o zamanlar mal dediğimiz şey kağıt para değildi hatta altın bile değildi. Mal demek sürüler ve hayvanlar demekti. Onun da onlarca sürüsü oldu. Büyüdü, büyüdü öyle büyüdü ki koyunları vadileri doldurdu.. Bilirsiniz bu işler özel ilgi ve çalışma gerektirir. Cami kuşu denen bu adam sabah ve yatsıları kaçırmaya başladı. Çünkü çalışıyordu ya da yorgundu. Sonra cumadan cumaya gelmeye başladı sonrasında külliyen namazı bıraktı. Bunun üzerine peygamberimiz malının zekatını istemek için ona bazı ulaklar gönderdi. Fakat o mal tutkusuna kendini kaptırmıştı ve serveti onu ele geçirmekteydi.

Çoğumuz şu konuda hataya düşeriz: Nimet içerisinde olmak Allah’ın rızası, bazı şeylerden mahrum olmaksa Allah’ın gazabıdır sanırız. Oysa bu fahiş bir hatadır. İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der. Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der. İş öyle değil.” Allah sana dünyada kimseye vermediğini verebilir ama sen O’ndan uzak olabilirsin. Sana sadece sıradan bir elbise verir ama sen O’na yakın olabilirsin. Malın çokluğu, elde avuçta olanın artması hatta dualarının kabul olması bile senin Allah indindeki mevkini göstermez. Allah seni fakirlik, güçsüzlük ya da insanların hiç birisinin tercih etmeyeceği şeylerle sınar da sen O’nun sevgilisi olursun. Dolayısıyla ölçümüz bu sayılanlar olmamalıdır.

Neyse konuyu dağıtmadan Salebe’ye dönelim. Salabe çok para kazandığı için Allah’ın sevgilisi olduğunu düşünmüş olacak ki para vermekten erinmeye başladı. Hatta kendisine gelen heyete: Bu peygamberin istediği şey de nedir? Vallahi o kralların aldığı vergilere benzer dedi. Heyet bu sözlerin ardından olanları peygamberimize anlatınca peygamber efendimiz olanlara sıkıldı. Sonrasında Salabe yaptığı şeylerden pişmanlık duyarak Allah elçisinin yanına koştu ve malını kendi elleriyle getirdi: Ey Allah’ın elçisi ben büyük bir hata yaptım işte sana zekatım. Lütfen bunu kabul et dese de peygamberimiz onun parasını almadı. Onu almaktan yüz çevirdi. Rivayetler bize bunu böyle anlatır. Öyle ki peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer de onun zekatını almamışlardır. Salebe de işte bu şekilde ölmüştür. Nitekim Tövbe Suresinde Cenab-ı Hak onun için: "Münafıklardan bazıları da mal mülk verip zengin ettiği takdirde Allah’a daha çok itaat edip, fakirlere daha çok yardım edeceklerine söz verirler de Allah onlara istediklerini ihsan edince verdikleri sözleri unuturlar, cimrilik edip yoksulun hakkını vermezler!" Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için O da kalplerine, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu.” Buyurur.

Bu ayete göre Salebe münafık olarak öldü. Bazı müçtehitler, bu kıssanın doğru olamayacağını, tövbenin kapısını asla kapanamayacağını söylemişlerdir. Çünkü bununla ilgili ayetler var. Peygamberimizin –alemlere rahmet olarak gönderilmişken- bir insanın tövbesini kabul etmemesi çok düşük bir ihtimaldir derler.

Biz de deriz ki evet çıkış noktaları doğrudur. Evet bu büyük alimler ve bir takım arkadaşlarımız bu kıssayı doğru sayana taraf alıyor ve tavır gösteriyorlar çünkü bunun akideyi bozan bir şey olduğunu savunuyorlar. Deriz ki bu kıssa bizim kitaplarımızın neredeyse tamamında geçer ve doğrudur, açıklaması ise istisna bir olay olmasıdır. Evet tövbe kapısı açıktır ama her konuda bir istisna vardır. Çünkü peygamberimiz henüz olaylar olmadan önce onu uyarmıştı. İşte bu sebeple onun cezası çok ağır oldu. Allah en doğrusunu bilir.

Biz bu kıssayı olduğu gibi alalım ve herkes kendini o kişinin yerine koysun. Sen malın arttığında kendinin camide kalacağını garanti edebiliyor musun?

Namazın ve tevazun kalır mı yoksa kibirli bir adam olup yönünü başka tarafa mı çevirirsin. Aynı şey kuranda on fazla yerinde tekrarlanarak anlatılır: “İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken (her hâlinde bu sıkıntıdan kurtulmak için) bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş (hoş gösterilmiş)tir.” Yine Lokman Suresinde: “Onları (denizde,) bir dalga gölgelikler gibi kapladığında, dini Allah'a has kılarak ona yalvarırlar. Allah onları kurtarıp karaya çıkarınca, onlardan bir kısmı orta yolu tutar. Bizim âyetlerimizi ise ancak son derece kaypak, son derece nankör olanlar inkar eder.” Başka bir ayette:

“O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgârla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını (batıp boğulacaklarını) anlayınca dini Allah’a has kılarak “Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız” diye Allah’a yalvarırlar.”

Buyrulur.

Hastalıkta, darlıkta ve kriz durumlarında: Allah’ım yardım et! Allah’ım bana şifa ver diye sayıklarız. Zayıflıkta yardım isteriz. Ama Allah zorluğu kaldırınca insanların çoğu Allah’a şükretmez aksine şirk koşar. Mesela uçaktasın düşecek olsa insan korkarak Allah’a yalvarır ama uçak düşmezse o kişi: Tam düşecektik ama uçak bir manevrayla kendini kurtardı.” Gibi Allah’ı devre dışı bırakan değerlendirmeler yapar.

Şimdi biz burada kendi halkımız ve komşularımız arasında bununla ilgili gerçek bir olay işittik. Hikaye şu: 1920’li yıllarda geçiyor. Hatta torunlarından bazıları şuanda burada. Birkaç kişi kayıkla bir yere giderken kayıkları su almaya başlamış. Kayıktakiler içerideki suyu boşaltmaya başlamışlar, kayıkta bulunan birisi kayığın başına geçip dualar etmeye başlamış. Bir de ne görsünler gerçekten de su kayığa girmiyormuş. (Cemaatten la ilahe illallah sesleri) Böylece karaya çıkarlar. Karaya çıktıklarında diğer tüm kayıkçılar olayı merak edip tetkik etmeye başlarlar. Kayığı kaldırıp baktıklarında bir de bakarlar ki kayığın altındaki delikleri balıklar doldurmuş. Büyük büyük birkaç balık oraya sıkışarak can vermişler ve böylece suyun girişine mani olmuşlar. İşte buna kim inanır! Evet arkadaşlar bu ve bundan daha büyük olaylar imkan dahilindedir.

İşler Allah’ın elindedir. Kayıkta bulunan ve kurtulmak için adak adayanlar adaklarını gerçekleştirmiş iken içlerinden bir tanesi balığın tesadüfen oraya girdiğini savunmuştur. İşte kardeşlerim bu Allah’ın bir imtihanıdır. İçimizde imtihana düşmemiş hiçbir kimse yoktur. Ey insan! Kendine dikkat. Hata herkeste olur. Sahabeler bile örneğin Huneyn günü sayılarının çokluğuna kandılar, peygamberimiz bunun için onları uyarmıştı ama onlar sayılarına güvendiler ve çokluk bir işlerine yaramadı. Oysa peygamberimiz sekiz sene sonra Mekke’ye girdiğinde başı öne eğikti. Bunu çok anlattık. Allah Müslümanları sayı ve nitelik bakımından arttırmıştı ve Mekkeliler onların binlercesiyle baş edemedi. Bu çok büyük bir imtihandır. Peygamberimiz o övünç gününde adeta atı üstünde secde halindeydi, başını Allah’a eğmişti ve kibirli değildi.

Kendisine yirmi sene düşmanlık edenler karşısında duruyordu. Hatta Sad b. Ubade: “Bugün savaş günüdür, Allah bugün Kureyş’i zelil kılmıştır.” Dedi.  

Sad o zaman Mekke’ye giriş yapan beş farklı birliğin birisinin başındaydı. Bu söz üzerine peygamberimiz onu görevden alarak birliğin başına oğlunu geçirdi ve ona şunu salık verdi: Sen bugün melhame değil merhamet günüdür, bugün Kureyş zillet değil izzet buldu demelisin demiştir. Sonra Kureyşin karşısına geçerek ben sizin zannettiğiniz şeyi yapmayacağım demiştir.

Evet o zirvedeyken kibirlenmemiştir. Sen de ey mümin yensen de yenilsen de, zengin de olsan fakir de olsan kendini hep hayır üzere tutmalısın. Tarihimizde iki zıt örnek vardır. Biri emevilerde yirmi yıl hükümranlık yapan Abdülmelik b. Mervan. Bu adam iktidarı ele geçirmeden önce camiden dışarı çıkmayan, abid ve zahit bir kimseydi. Abdullah b. Zübeyr’e karşı çıkanları kınıyordu. Fakat başa geçince ibadeti bırakarak Haccac’ı vekil tayin etti. Ve ilk işi Abdullah b. Zübeyr’e isyan etmek ve onunla savaşmak oldu. Diğer örnek ise Ömer b. Abdulaziz’dir ki iki buçuk yıl hükümranlık etmişti. Hükümdar olmadan önce ferah ve lüksü sever, güzel elbiseler giyer ve havalı takılırdı. Fakat başa geçince abit oldu ve istikamet buldu. Hatta raşitlerden biri sayıldı ve belki de bazı konularda onları geçmiştir. Evet işte biz de bu şekilde olmalıyız.

Bugün bazıları Lübnan’daki direnişin kibirden kaynaklandığını söylüyor. Bizim zaferlerimizi insanların başına kaktığımızı ve bakın işte biz galip geldik dediğimizi düşünüyorlar. Bu çok dar bir anlamda doğru olabilir fakat genel olarak asla doğru değildir. Tamam başımızdaki bir iki kişi işte biz şöyleyiz böyleyiz diyerek diğerlerine siz de kimsiniz gibi bir tavır içerisine girmiş olabilir. Fakat genel olarak asla böyle bir şey yoktur. Aksine tevazu ve istikamet konusunda büyük bir örneklik sergiliyoruz. Biz zor bir imtihanla yüz yüzeyiz.

Direnişimizin devlet sayesinde sürdüğünü söyleseler. Ne devleti? Başımızdaki kişinin kellesini kurtarmak için her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunu biliyoruz. Evet buna net bir delilimiz yok ama ihtimal hep vardır. Fakat bu, dediğimiz şeylerin tersinedir. Eğer devletimiz büyüklenseydi başta bize dönüp siz de kimsiniz derdi. Yine bence de şuanki durum    şerre değil hayra delalet eder. Bekleyelim de görelim.

Fakat bunun dışında başka şeyler gördük. Ağlar mısın güler misin?

“Biz Caca’yla beraber daha çok şeyleri değiştirme imkanına sahibiz.” Diyenleri duyduk. Sen Caca ile beraberken neyi değiştireceksin? Abd’nin daha fazla yaptırım uygulaması gerektiğini düşünenler bile var. İşte bu Amerikan sevdası, eminim ki onların azı böyledir, hepsi değil. Burda bir sır var! Belki de bunlar petrolün çıkartılmasına engel olsun diye yapılan şeylerdir. Allah bilir. Fakat hakikat şu ki su bulanık. Bazı şeyler var ve biz bunlara cevap veremiyoruz. Başkan 2023 veya 2029 gibi bir tarih vermeden ve kimse de kendisine bunu soramadan bu türlü açıklamaları nasıl yapıyor? Şimdi bulunan petrolün 3/1’i işgal altındaki Filistin topraklarında bulunuyormuş. Geçen bu konuyu haykstayn’a sordular. Sayın Lübnanlılar. ABD asla bizim yanımızda olmaz. Bu ülkede bu direniş olsa da olmasa da bunu iyice aklınıza sokun. Özellikle kendilerinin bizi gülünç bulduğu bizim de kendilerine güldüğümüz bazı yöneticiler. Ülkeyi idare ettiklerini söylerler. Biz de onlara Abd ile olan ilişkilerinin devlet yönetmeyi niçin zedelemeyeceğini sorarız. Sizin düşman Siyonistler kavramını kullanmamanız yönetim dediğimiz şeyi yaralamıyor mu? Sizin ihanet geçmişiniz yönetmek dediğimiz şeyin zıddına değil midir?

Siz ihanetlerinize tövbe ettiniz mi? Suriye ve Filistin olaylarındaki iki yüzlülüğünüze tövbe ettiniz mi? Asla! Bunu yapmadılar. Yalancılar. Biz ise direnişe güveniyoruz. Gerektiği vakitte füzelerin fırlatılmasına da karşı değiliz. Ya da tankların. Ya da bilmediğimiz bir sürü savaş silahının. Tıpkı 2006 yılında Cornet Füzeleriyle direnişin hepimizi şaşırttığı gibi.. Ki bunlar savaşın seyrini değiştirmişti. Komutanımız: “Elimizde aklınıza gelmeyen aletler var.” Diyor. Önemli olan insanların ve direnişlerin toplum için ve insanlık için, büyük ülküler için çalışmasıdır. Ve asla değişmemesi gereken kural olan Kudüs için çalışmalarından sapmamasıdır.

Yine insanı ağlatıp güldüren ilginç bir örnek Joe Biden’dır. Seçim propagandasında Muhammed b. Selman’ın suçlu olduğunu salık veriyordu. Onunla asla görüşmeyeceğim ve ondan hesap soracağım demişti. Ama tabi sonra başını ellerinin arasına koyup düşündü: Şimdi bize petrol lazım dedi muhtemelen. Şimdi o Suudi Arabistana gelerek ondan petrol dilenecek ve vaatlerinden, ilkelerinden vaz geçecek. Washington’da Suud büyükelçiliğinin civarındaki sokakların ismini Cemal Kaşıkçı sokağı olarak değiştirdiler önce, fakat şimdi tam karşılarına Biden ismini taşıyan kocaman mekanlar açıyorlar. Bir de ABD adalet ve insan haklarından dem vurur. Mazluma zalim karşısında yardım etmek deyip dururlar ve Filistin başta olmak üzere bunun hep tersini yaparlar. Hele mazlum Arap veya Müslüman ya da üçüncü dünya ülkesi sayılan yerlerden olursa hep tersini yaparlar. Basının Ukrayna konusunda neler yaptığını gördünüz değil mi?

Hepsi çıkıp burası Irak değil, burası Suriye değil burası Ukrayna! Diyordu. Onlar beyaz tenli ve mavi gözlü insanlar diyorlardı. İşte ırkçılık böyle kendini gösterdi. Bunun gibi örnekler çoktur. Fakat ey insan, ey Müslüman, ey namaz kılan kişi nefsine dikkat et. Nefsinin temiz kalmasına, sadık kalmasına zorluk ve kolaylık durumlarına eşit yaklaşmasına dikkat et. Şiddette ve darlık zamanlarında, zafer veya hezimet durumlarında, başarı ya da kaybetmede, zenginlik ya da fakirlikte dinini hep muhafaza et. Bunu yaparsan kazananlardan olursun.

(Salavat, kelime-i şehadet getiriyor)

Böyle olaylar çoktur ve çok çabuk yayılır. Bu da Allah’ın bir nimetidir. Bu senin dürüstlüğünle ilgilidir, bu sayede kimseye aldanmadan ve ona takılmadan işin gerçek yüzünü görürsün. Lübnan’daki direniş hakkında konuşan bir çok kişi –ki bunların bir kısmı kalın kafalı ve kibirlidir- Mağrip’te normalleşme seminerlerine şahit olduk. Yahudilerle beraber bir seminer verildi ve İsrail’in Arap ülkeleriyle olan ilişkileri konuşuldu. İşte insanların gerçek yüzü bu şekilde ortaya çıkıyor ama neyse ki böyle olmayanlar da çoktur. Sen dininde sabit ol, Allah sana düşmanın gerçek yüzünü gösterir. Biz böyle şeyleri çok şey yaşadık ama isimleri ve ayrıntıları anlatmayalım.

Diğer başka bir konu ki sürekli yeniden karşımıza çıkmaktadır. Hindistan yine karışmaya başladı, Müslüman bölgelerde iki haftadır ya da üç haftadır bir yıldırma politikası izleniyor. Oysa oradaki Müslümanlar peygamberimize hakaret eden bir sözcüye olan tepkilerini dile getiriyorlar. Bana bu sorulduğunda herkese endişelenmeyin dedim. Bu adam ceviz kabuğunu dolduracak birisi değil ve üzerinde durmaya gerek yok. Ondan korkmayın dedim. Allah peygamberine biz seninle dalga geçenlere karşı sana yeteriz buyuruyor. Şimdi nasıl tefsir ederiz bu ayeti bilemem ama Hindistan’da da bu oldu. Gösterileri görünce geri adım attılar. Aynı şekilde Londra’da da Fatıma annemizle ilgili bir film çıktı. Fakat yapımcılar aşırı Şiilerdi. Bunlar yalan yanlış bilgilerle filmi çektiler ve efendimiz Ömerle ilgili bir sürü karalama yaptılar. Aşırı Şiilerin anlattığı şeyleri aktardılar, İngilizler bu filmi yasakladı sanırım. Bir zaman önce aynı Londra’da aynı binada çalışan aşırı sünni ve şii iki ofis bulunuyordu. Evet bunların ikisinin de yayın merkezi aynı binadaydı. Bunlar tabi ki de 200 yıl önceden etkileri süren Biritanya politikalarıdır. Böl ve parçala!

Ey Müslümanlar dikkat edin..

( Allah’ım İbrahim ve âline salat ve selam ettiğin gibi Muhammed ve âline salat ve selam eyle. Allah’ım İbrahim ve âlini bereketli kıldığın gibi Muhammed ve âlini bereketli kıl. Şüphesiz sen Hamidsin, Mecidsin.

 Allah’ım dert ve tasamızı gider, gazabı üzerimizden kaldır, meşakkatimizi feraha tebdil eyle, yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir, öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, hak olanı kalplerimize sevdir, hak olanda sözümüzü birleştir, halimizi daha iyi bir hale değiştir, halis mücahitleri üstün kıl, halis müminleri muvaffak kıl. Allah’ım İslam ve Müslümanlara hayır isteyeni bütün hayırlarda muvaffak kıl, İslam ve Müslümanlara şer isteyenin güçlü bir şekilde canını al, halimizi daha iyi hale değiştir, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, amellerimizi salih bir şekilde sonuçlandır…

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım