Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (21)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (21)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (21)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık nimetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de buna şahitlik edenlerdeniz.

Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Değerli kardeşlerim, Muhammed Suresi’nin dört sayfasında savaş konu edinir, hatta bu özelliğinden dolayı kendisine Savaş Suresi de denilir. Lakin bu surenin hangi savaş sonrasında veya hangi dönemde indiğine dair hiçbir müfessir bize haber vermedi. Misal Enfal Suresinin Bedir Savaşından sonra, Ali İmran Suresinin bir kısmı Uhud Savaşından sonra, Ahzap Suresinin Ahzaptan (*Hendek) sonra, Haşr Suresinin Nadir olayından sonra indiğini biliyoruz ancak bu surenin hangi olaydan sonra indiğine dair bize bir bilgi ulaşmadı. Ancak şu açık ki, Yüce Allah, bu sureyle savaşların değişmez ilkelerini tespit etmiştir. Öyle ilkeler ki, bunlar savaştan savaşa veya merhaleden merhaleye değişmez ilkelerdir. Bu ilkelerin en önemlisi ayetin şu cümlesinde geçmektedir:

 “Allah dileseydi onlardan öc alırdı. Ancak sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle emrediyor). Allah yolunda öldürülenlerin ise (Allah) amellerini boşa çıkarmayacak.” (Muhammed 4)

Yani Allah dileseydi, hazırlanmayla, silahlanmayla, mal toplamayla, savaşmayla, öldürme ve öldürülmeyle yormazdı. Tüm bunlara gerek kalmadan Allah, onlardan öc alabilirdi, Ahzab gününde size rüzgarla yardım ettiği gibi, Bedir gazvesinde kum fırtınasıyla, düşmanı uyutmasıyla ve sizin de müşriklerin de gördüğü üzere meleklerle size yardım ettiği gibi… Ancak zafer siz evlerinizde oturarak gelmez. Zafer ancak elinizden gelen tüm uğraşı verdikten sonra acziyet noktasına vardığınız anda gelir. Ayetlerde ne buyuruluyordu:

 “Onlar ki inkâr ettiler ve Allah'ın yolundan alıkoydular, (işte Allah da) onların amellerini giderip-boşa çıkarmıştır. İman eden, salih ameller işleyen ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden (gelen) bir gerçektir- iman edenlerin kötülüklerini örtmüş ve durumlarını düzeltmiştir. Bu, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, iman edenlerin ise Rablerinden gelen gerçeğe uymaları dolayısıyladır. İşte Allah insanlara örneklerini böyle açıklar.” (Muhammed 1, 2, 3)

 Bir sonraki ayette ise “İnkâr edenlerle (savaşta) karşı karşıya geldiğinizde hemen boyunlarını vurun” diye buyruluyor. Yani müzakerelere girin değil veya telim olun değil veya “bir gün senin ilahına taparız bir gün de sen bizim ilahımıza tap” gibi bir çıkış yolunu araştırmayın. N diyor? “İnkâr edenlerle (savaşta) karşı karşıya geldiğinizde hemen boyunlarını vurun” diyor ve ekliyor: “Sonunda onları yenik düşürüp üstünlük sağladığınızda (esirleri) sıkı bağlara bağlayın” diyor. Ayetin devamı ise şöyledir: “Artık bundan sonra ya lütufta bulunu(p serbest bırakı)n veya fidye karşılığı salıverin. Savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar böyle sürdürün.”  Yani ya karşılıksız olarak onlara haydi selametle deyiverin ya da fidye karşılığında salı verin deniyor. Ve ayetin devamında temel ilke ortaya konuyor: “İşte böyle; eğer Allah dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı.”

 Yani Allah’ın size ihtiyacı yok. Ankebut suresinde de bu minvalde şöyle bir ayet geçmektedir:

 “Kim cihad ederse ancak kendi için cihad etmiş olur. Çünkü Allah'ın alemlerden hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.”

 Yine İslam hususunda da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 “Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: 'Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir.”(Hucurat 17)

 Yani senin Allah üzerinde hiçbir hakkın yok. Bilakis O’nun senin üzerinde hakkı var. Hem toplumsal hem verdi bakımından sizin Allah’tan bir alacağınız yok; onun sizden alacağı var.

 Ayeti tekrar hatırlayalım:

  “Sonunda onları yenik düşürüp üstünlük sağladığınızda (esirleri) sıkı bağlara bağlayın. Artık bundan sonra ya lütufta bulunup serbest bırakın veya fidye karşılığı salıverin. Savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar böyle sürdürün. İşte böyle, Allah dileseydi onlardan öc alırdı.” Ayet Allah dileseydi size gerek kalmadan da onlardan öc alırdı diyor. Peki buna rağmen neden insanlara görev veriyor? Bunun cevabı da ayetin devamında: “Ancak sizi birbirinizle imtihan etmek için böyle emrediyor.”

 Yani Allah, sizi, dininizi, imanınızı sınıyor. Ne kadar sabredeceğini, bu cihad uğruna neler verebileceğini; malını mı, evladını mı, canını mı, vaktini mi vereceğini veya zaafa mı düşeceğini, Tebük’teki münafıkların yaptığı gibi türlü türlü mazeretlere mi sığınacağını imtihan etmek istiyor. Bazıları bir çok gerekçe öne sürerek bir sürü bahane buldu. Fakat Ahzab’taki müminlerden bir kısmın ne güzel sınandıklarına bir bakın. Ne demişlerdi?

 “Mü'minler (düşman) birlikleri(ni) görünce: "Bu Allah'ın ve Peygamberinin bize vaadettiğidir. Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. (Bu) onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.” (Ahzab 22)

 Bunu Müminler ne zaman söyledi? Düşman birliklerini alt ettikleri zaman değil; bilakis düşman birlikleri Medine’yi dört bir yandan kuşatmışken, aç, susuz kalınmışken, yürekler ağza gelmişken bunu dedi. Ne dedi müminler: “Bu Allah'ın ve Peygamberinin bize vadettiğidir” dediler. Peki Allah ve Resulü size ne vadetmişti? Sınanmayı, tecrübe edilmeyi, imtihan edilmeyi vadetti. Sabredeceğiz ve bizi bundan kurtaracak Allah. Yani ordular neredeyse onların evini yıkacak üzereyken zafer kazanacaklarına kesin olarak inanıyorlardı. “İşte bu Allah ve Peygamberinin bize vadettiğidir, Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir" dediler. Bu onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.”

 Bu bir imtihandır. Peki ayette geçen “sizi birbirinizle imtihan etmek” ifadesi ne anlama geliyor? Bu nefislerin imtihanıdır. Bu imtihan çeşidi bizim üzerimizden çok geçti. İşgal buraya ulaştığında aralarında ilim ehli de bulunan birçok kişi teslim olmanın fetvasını araştırmaya koyuldular. İsrail’le iş yapmanın fetvasını bulmak için uğraş verdiler. Öyle ki, bazıları işi “İsrail oğullarını aleme üstün kıldık diyen rabbimiz değil miydi” demeye kadar getirdiler. Üstelik bunun böyle olmadığını bildikleri halde bu zırvaları sayıyorlardı. Evet, Rabbimiz belli bir merhale aralığında kendilerine bir üstünlük verdi fakat sonra bu üstünlüğü kıyamet gününe kadar sürecek bir lanetle değiştirdi. Bu laneti, zilletle, sürülmekle tercüme etmek mümkündür. İnsanlar ayette buyrulduğu gibi Allah’ın ve insanların ipine tutunarak ayakta kalır. İşte Yahudiler de insanların iplerinden sayılan Amerika’nın ipine tutunarak ayakta duruyorlar. Tabii şimdi Amerika, ondan önce Britanya, Fransa, hatta Sovyetler Birliği ve daha nice ülkeler onlara yardım etti.

 Allah dileseydi onlardan öc alırdı. Ancak sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle emrediyor). Allah yolunda öldürülenlerin ise (Allah) amellerini boşa çıkarmayacak. Onları amaçlarına ulaştıracak ve hallerini düzeltecektir. Onları kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.” Haber verilen bu imtihan şartları ve idrak telkininden hemen sonra diğer ayette şöyle buyrulur:

 “Ey iman edenler! Siz eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam tutar.”

 Bu böyledir, sadece son ayeti getirerek “Allah’a yardım edersiniz O da size yardım eder” derseniz olmaz, onun öncesi de var, yani orda haber verilen sınama, savaş, uğraş var. Ali İmran suresindeki ayet neydi:

 “Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, şunu biliniz ki, Allah'ın affı ve rahmeti, onların topladıkları bütün şeylerden daha değerlidir. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah'ın huzurunda toplanacaksınız. Allah'tan olan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın.”

Yani Allah’ın yardımına nail olmak için bazı şartlar vardır. Başkalarının hayatı sevdiği kadar senin de ölümü seveceğin anların olması lazım. Senin dünyada zahit olman lazım, haksız bir yere bir mümine hatta hiçbir insana zarar vermeyeceğin bir edebe sahip olman lazım. İşte bu şartlar sağlandıktan sonra “Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder” vadi gerçekleşir. İşte bü böyledir değerli kardeşler.

 Devamlı zikrettiğimiz gibi, bir takım zorlama tefsir etmelere başvuruyorlar. Kuranî metnin tefsirini yapmaya güç yitiremezler ancak ayetleri bağlamından kopararak okurlar. Bizim önümüzde şimdi bu ayet var: “Allah dileseydi onlardan öc alırdı” ayeti… İsrailoğullarını bir rüzgarla, bir hastalıkla veya bir depremle alt etmek Allah’a zor gelmez. Fakat burada bir yönüyle “ey Müslümanlar neredesiniz? hele bir sizi görelim!” anlamına gelebilecek “sizi birbirinizle imtihan etmek” ayeti devreye girer. Evet bu hususta ümmetin çoğu başarısızlığa düştü. Buna ilişkin Yüce Allah bir çok ayette şöyle buyurmuştur:

 “Bedeviler küfürde ve nifakta daha katıdırlar” (Tevbe 97)

 “(Düşman) birliklerin(in) gitmediklerini sanıyorlardı. Birlikler yeniden gelseler çölde bedevilerle birlikte bulunarak sizin haberlerinizi sormayı isterlerdi. İçinizde olsalardı da ancak çok az çarpışırlardı.” (Ahzab 20)

 “Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi onun için hazırlık yaparlardı.” (Tevbe 46)

 Ey Filistin edebiyatı yapanlar, savaş, cihad ve Arap milliyetçiliği naraları atanlar, izzet ve iftihardan bahsedenler hani nerde hazırlığınız be yalancılar!? Elinizde mal ve imkan bulunduğu halde hazırlık yapmaya güç yetiremiyorsunuz. Elinizdeki silahlar depolanmak için değil kullanılmak içindir. Doğru yerde kullanılması içindir; onunla ihtilaflı olduğunuz bir Müslümana karşı kullanmak için değil.

 “Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi onun için hazırlık yaparlardı. Ama Allah onların savaşa çıkmalarını hoş görmedi ve onları durdurdu. Kendilerine: "Oturanlarla birlikte siz de oturun" denildi.” (Tevbe 46)

 Açık olmamız gerekirse Saddam hazırlığını yaptı; dünyada eşi benzeri olmayan devasallıkta füze, savaş ekipmanı ve neredeyse yenilmez bir ordu hazırladı. Ancak devamını getirmedi, “Eğer katı kalpli, kaba birisi olsaydın muhakkak etrafından dağılırlardı” ayetinin

 mesajına uygun hareket etmedi. Bir gün İran’la, bir gün Küveyt’le savaştı; bir gün ülkesinde bulunan kesimleri hapislere tıktı…

 Bazen sen gerekli silah, ordu ve diğer hazırlıklarını tam olarak yapmış olsan da zafer elde edemezsin. Çünkü sen zafere münasip değilsindir. Örneğin Cemal Abdulnasır’ın niyeti halisti Allahualem. Fakat ordusunun komutanlarının bir kısmı uyuşturucu bağımlısı, bir kısmı zinakar, bir kısmı katil ve saire… Bu bilinen bir şey, kendisi de bunları biliyordu… Yine ayeti hatırlayalım:

 “Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi onun için hazırlık yaparlardı. Ama Allah onların savaşa çıkmalarını hoş görmedi ve onları durdurdu. Kendilerine: "Oturanlarla birlikte siz de oturun" denildi. Onlar eğer sizinle birlikte savaşa çıksalardı aranızda bozgunculuk yapmaktan başka size bir katkıları olmazdı” (Tevbe 46, 47

 Bakın şu ayetler normalleşmecilere tatbik olunabilen ayetlerdir. Onların saftan ayrılmaları hayırlı oldu. Gerçek yüzlerini ortaya çıkarmaları hayırlı oldu; kimliklerinin ve Siyonistlerle olan irtibatlarının ifşa olması hayırlı oldu. Ve gerçekte bu normalleşmeciler ancak Siyonistlerin eliyle yönetime geldi ve ancak onların direktifleri doğrultusunda hükmettiler. Onlar her zaman Siyonistlerin yedek gücü olarak kaldılar. Siyonistler zayıfladıklarını hissettiklerinde büyük Siyonist Trump normalleşme adımlarının atılması için emir verdi. Çünkü Siyonistlerin zayıflamaya başlamış ve direnişin başka bir şeye dönüştüğünü anlamıştı. O halde “Allah isteseydi onlardan öc alırdı” ancak bu imtihan bizim.

 Bugün Gazze ve Lübnan’da bir avuç mücahit bütün ümmeti ifşa ediyor; ümmetin yetmiş dört yıllık halini değil, bilakis 125 yıllık halini yani 1897 tarihinde gerçekleşen Basel Konferansından beri içinde bulunduğu hali ifşa ediyor. O günden beri entrika ve tuzaklar devam etmekte, Araplar, yöneticiler, krallar, zenginler ve entelektüeller bu tuzak ve entrikaların bir parçasıdır, üstelik önemli bir parçasıdırlar. Şerif Hüseyin’in Osmanlı devletine karşı kurduğu tuzak buna örnek olarak verilebilir. Osmanlı bütün hata ve tahrifatlarına rağmen Şerif Hüseyin böyle bir pozisyon almaması gerekirdi. İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapanlar, bölünme konusunda işbirliği yapanlar, insanları Kuran’dan uzaklaştıranlar ve İnsanları Arap dilinden uzaklaştıranlar da buna örnek olarak verilebilir. Hatta kendilerine devrimci diyen hükümetlerin de ne yaptıklarını gördük.

 Bugün ise her şey değişti. Liderlerden sadece bir lider olan Yahya Sinvar’ın Gazze’deki sert ifadeler kullandığı, tehdit içeren konuşmasını duyduğumuzda kendi kendimize Arap orduları da ordu mu diye diyoruz… İşte bu bir örnekliktir; Arap ordularının, liderlerinin, devrimlerinin ulaşamadığı bir örneklik. Direniş fırkalarından bir fırkanın komutanı olan Ebu Ata’nın onları nasıl hezimete uğrattıklarını hatırlayın… Artık manzara değişti… İsrail, zorbalıkla Lübnan’ın doğalgazını çıkartmak istiyor. Adeta siz kimsiniz ki ey Lübnanlılar, siz ki dilencisiniz, kimsiniz der gibi… Direnişin de onlara cevabı peki siz kimsiniz, kilonuz nedir, siz ki Allah’ın zelil kılınan halkısınız dercesine oldu. İsrail biz Kariş sahasında petrol çıkarmak için sondaj çalışmaları yapmayacağız demek zorunda kaldı. Bununla ilgili bana bazı rakamlar verildi… orada toplamda üç gemi var... Birisi destek gemisi, birisi yardım gemisi, birisi koruyucu gemi… Gemilerin Kariş sahasına uzaklığı Çarşamba gününe kadar şöyleydi: Ana geminin sahaya uzaklığı iki buçuk km; kazı gemisinin uzaklığı yedi yüz metre; destek gemisinin uzaklığı bir buçuk km… Evet, “kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem mü'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı.” Onlara verilen mesaj çok net: ya oradan gideceksiniz ya da sizi bombalayacağız, bunun sorumlusu da siz olursunuz. Yani onlara hatta toprağınız olarak saydığınız yerden bile gaz çıkartmanız size yasaktır, denildi. Arap şair Ebu Firaz’ın dediği gibi: “Ben susuzluktan öldükten sonra yağmur yağmasın.” Yani onlara Direniş biz doğalgaz çıkarmadıktan sonra sizin çıkarmanız kesinlikle yasaktır dedi. İşte bu izzet ve onur duruşudur. Bu duruşu, krallar, yöneticiler, emirler ve hükümetler sergileyebilir mi? Kesinlikle hayır. Milyarları var, imkanları var ancak bu duruşu sergileyemezler. Çünkü sergiledikleri günün ertesinde Amerika onları görevden alır. Bunu aleni yapamıyorlar bari gizli bir şekilde yapmayı deneseler ya… Hayır bunu da yapamazlar. Bilakis Direniş gücü, güç kazandıkça terör diye, işbirlikçi diye, yıkım unsuru diye nitelendirmesini biliyorlar. Direniş gücü uygulanan ekonomik ambargonun sebebidir diyorlar. Evet, bu doğrudur. Ekonomik ambargo direnişten önce değil ondan sonra uygulandı. Fakat kardeşim, ambargoyu uygulayanı kınayın; ambargoya maruz kalanı değil.

 Değerli kardeşlerim, bu ümmetin imtihanıdır. Direniş gücü sınırlı sayı ve sınırlı imkanlarıyla İsrail’i tehdit edip ilerlemesine izin vermiyor. Üstelik bunu yaparken öyle kıyıdan köşeden yapmıyor bas baya tepeden yapıyor. Üstelik bunu ilk defa yapmıyor. Peki siz neredesiniz ey Araplar? Siz neredesiniz ey İsrail ve Amerika’dan icazet almadan yönetime gelmesi mümkün olmayan sahte İslamcılar? Siz aynı zamanda Suriye, Irak, Yemen ve bu ümmete dair şerefli olan her şeyde kurulan tuzakların bir parçasısınız. Lakin namaz vakti gelince de huşu kılanların namazını kılıyorsunuz. Bu nasıl bir namaz ki, kılanına Yahudiler dost, Direniş Gücünü düşman kıldı. Allah sizi rezil rüsva etti. Beklenen yaklaştı inşallah…

                                                                     **** 2.HUTBE****

Hamd Allah’adır, salat ve selam yaratılmışların efendisi Allah’ın elçisi Muhammed’e ve onun yolunu takip edenlerin üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun elçisidir.

                            “Ey İman edenler Allah’tan sakının”

 Aynı şey İran’da da cereyan etti. Nükleer programla ilgili İran’la on beş yıl boyunca hatta daha fazla müzakere yürütüldü. İran buna ilişkin onlara tüm istediklerini verdi, fetvaya olan bağlılığının değişmeyeceğini, nükleer programlarını sadece sanayi, tıp ve elektrik üretimi alanında kullanmak için geliştirdiklerini kesinlikle nükleer silah üretmeyeceklerinin, barışçıl amaçlarla kullanacaklarının garantisini verdi. Müfettişler nükleer tesislere gitti, kontrol ettiler, peş peşe kontrol ziyaretleri gerçekleştirdiler, gerekli yerlere kamera monte ettiler. Tüm bu müzakere ve diyaloglardan sonra imzalar atıldı. Fakat en son Trump geldi ve hiçbir şey olmamış gibi anlaşmayı iptal etti. Bütün şartlar sağlanmış olmasına rağmen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansından bir yetkili İsrail’e gidiyor, İsrail kendisine İran’ın gizli bazı tesisleri var diyor, bunun üzerine yetkili hiçbir araştırmaya gerek duymadan İsrail’in sözünü doğru kaydediyor. Takınılan bu tutumdan dolayı İran, tesislerdeki kameraların sökülmesini istedi, Uranyum zenginleştirme oranını zenginleştireceklerini, istemedikleri halde gerekirse Uranyum zenginleştirme oranını % 90’lara yükselterek atom bombasını üreteceklerini kendilerine haber verdi. İşte bu, izzetli bir duruştur. Suudi’nin, İmarat’ın, Küveyt’in, Körfez ülkelerinin saray, zina, fısk ve fücur için harcanan paraları tahayyül edin;  o paralarla bir devlet inşa edilirdi, bir devrim gerçekleştirilirdi… Körfez ülkelerinkiyle kıyaslandığında İran’ın petrol gelir oranı nedir sizce? Neredeyse hiçbir şey… Buna rağmen nükleer güç bakımından dünyanın en güçlü ülkelerinden biri haline geldi; insansız hava uçakları geliştirdi, iki bin km mesafeden İsrail’i vurabilecek füzeler geliştirdi. Fakat siz ise zina ve fesat bataklığında yüzüyorsunuz. "Oturanlarla birlikte siz de oturun" denildi. Bu ümmet imtihan edildi. Allahualem imtihan edildi ve yapıp ettiklerinin belgeleri açıldı; kazanan kazandı, başarısız olan da başarısız oldu. Evet, ümmetin yüzde doksanı sınıfta kaldı. Ümmetin sadece yüzde onu hatta yüzde beşi sınıfı geçti. İşte bu azınlık Allah’ın kendi elleriyle Calut’u öldüreceği Davut’tur. Ve bu yakındır Allah’ın izniyle…

 “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzab 56)

 Allah’ım İbrahim ve âline salat ve selam ettiğin gibi Muhammed ve âline salat ve selam eyle. Allah’ım İbrahim ve âlini bereketli kıldığın gibi Muhammed ve âlini bereketli kıl. Şüphesiz sen Hamidsin, Mecidsin.

 Allah’ım dert ve tasamızı gider, gazabı üzerimizden kaldır, meşakkatimizi feraha tebdil eyle, yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir, öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, hak olanı kalplerimize sevdir, hak olanda sözümüzü birleştir, halimizi daha iyi bir hale değiştir, halis mücahitleri üstün kıl, halis müminleri muvaffak kıl. Allah’ım İslam ve Müslümanlara hayır isteyeni bütün hayırlarda muvaffak kıl, İslam ve Müslümanlara şer isteyenin güçlü bir şekilde canını al, halimizi daha iyi hale değiştir, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, amellerimizi salih bir şekilde sonuçlandır…

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım