Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (19)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (19)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (19)

 Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

 Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık nimetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de buna şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Değerli kardeşlerim bugün üç konuyu ele alacağız: Özgürleştirme yıldönümü, Bayrak Yürüyüşü ve Avrupalı temsilci. Bu başlıkların da alt başlıkları olacak. Özgürleştirme yıldönümüyle başlayalım; Lübnan’ın Siyonist düşmandan özgürleştirilmesinin üzerinden tam 22 yıl geçti. Zelil edilmiş bir şekilde çıktılar. O günden bugüne 22 yıl boyunca direniş halen güçlü ve ciddi bir şekilde yoluna devam etmektedir. Düşmana büyük bir zillet tattırarak çıkardı. 1985’te Sayda’nın kuzeyinden çıkarıldılar, ondan da önce 1980 yılında Sina’dan çıkarıldılar, 2005’te de Gazze’den çekildiler. Tüm bu çekilmeler, Allahualem Medine yakınlarında ikamet eden Beni Nadir Yahudilerinin yaklaşık bir ay kuşatılmadan sonra Medine’den çıkarılmalarına benziyor. Yüce Allah şöyle buyurdu:

“Kitap ehlinden inkar edenleri ilk sürgün için yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız” (Haşr 2)

“Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız” yani siz onların çıkmaktan veya yenilmekten daha büyük olduğunu sanmıştınız. İşte ana benzerlik burada yatıyor.

 “Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı.” (Haşr 2)

 Bu da ikinci benzerlik. Şimdi de silah ve imkanlarıyla kibre kapılmış durumdalar.

 “onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı, Ama Allah, hiç ummadıkları yerden kendilerine geldi ve kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem mü'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ibret alın ey basiret sahipleri!” (Haşr 2)

 Yahudilerle alay eden ifadelerde bulunan Haşr suresi böyle başlıyor. Değerli kardeşlerim şunu da bilmeniz gerekir ki, müminin müminle alay etmesi veya mustazaf herhangi bir insanla alay edilmesi Kuran’da yasaklanan bir davranıştır. Yüce Allah şöyle buyurdu:

 “Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlı olurlar.” (Hucurat 11)

 Bir insanla veya bir toplulukla alay etmen sana haram kılınmıştır. Hele hele alay konusu olan şey insanın elinde olmayan bir şey ise bu daha vahimdir. Mesela kişinin boyunun kısalığıyla veya şaşılığıyla veya topal olmasıyla veya dilinin peltekliğiyle alay etmen haramdır. Allah sadece kibirli, mücrim ve şeri olmayan davranışlarda bulunan kafirlerle alay edilmesine izin vermiştir. Yüce Allah’ın kıyamet gününde kafiri ateşe attığı sırada ona yönelttiği Duhan Suresinde geçen şu sözler örnek olara verilebilir:

 “Tad bakalım; sen çok üstün ve şerefliydin!” (Duhan 49)

Allahu ekber! Cehenneme girişini tad, sen çok üstün ve şerefliydin deniyor ona oysa kendisi küçük düşürülmüş bir durumda o sözleri işitiyor. İşte bu onunla alay etmektir. Buna benzer başka bir örnek olarak da Yüce Allah’ın “onları acıklı bir azapla müjdele” deyişidir. Oysa “müjdeleme” ifadesi güzel haber için kullanılır; kötü haber için değil.

 Yüce Allah Beni Nadir Yahudileriyle hangi bakımdan alay ediyor?

 “Kitap ehlinden inkar edenleri ilk sürgün için yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız”

 Bu ayette geçen alay ifadesi (*Türkçe meallerde genelde “ilk sürgün” olarak geçen) “evvel el-Haşr” ifadesidir. Haşr günü kıyamet gününde bu topraklarda olacak; Lübnan, Filistin, Suriye ve Ürdün topraklarını kapsayan topraklar insanların haşr olacağı topraklar olarak kabul edilir. “Mahşer” ve “Menşer” topraklarıdır bu topraklar. Mahşer, insanların haşr olunacağı yer; menşer ise amellerin neşredileceği yer anlamına gelir. Ayette de geçtiği üzere: “Sahifeler neşredildiği zaman.” İnsanların amelleri yazılı ve neşr olunmuş şekilde orda asılı bulunacak ve insanlar orda yazılı tüm amelleri görebilecek. Peki bu ne zaman olacak? Kıyamet alametlerinden, birinci üfürülüşten ve daha bir çok hadiseden sonra gerçekleşecek bu. Yahudilere ilk haşrın yapılması için buradan çıkın deniyor ayette. Yani buradan çıkın kıyamet günü için ilk kafileyi burada haşr edeceğiz. Alay ediliyor onlarla. Allahu ekber! O halde tüm bu ayetleri veya tam olarak bu ayeti, İsrail’in her geri çekilişinde tekrar ettik. Çünkü gerçekten de bu ayet onların her geri çekilişini en güzel şekilde vasfediyor. Yine bu ayette dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise Yüce Allah’ın “inkar edenleri yurtlarından çıkaran O'dur” ifadesiyle fiili kendine nispet etmesidir. Kuşatmayı gerçekleştiren ve onların çıkarılmasına hazırlık için oradaki ağaçları yakan Sahabe-i Kiramın kendileriydi ancak ayette Yüce Allah, bu işi kendisine nispet ediyor. Genelde her tarihi yol ayırımında ve Yüce Allah’ın her vadinin gerçekleştirmesi durumunda bu hitap şekli tekrarlanır. Yüce Allah, işleri kendine nispet eder. Bununla Yüce Allah, adeta “ey insanlar, ey Müslümanlar sizler sadece birer araçtan ibaretsiniz” demek istiyor bununla. Yüce Allah, bir şeyin tahakkuk etmesini dilediğinde hiç kimse bunun önünde duramaz ve tarihin seyrinin değişmesinin önüne geçemez.

 Bugün aynı şeyle karşı karşıyayız. İsrailoğulları yeryüzünde ikinci kez ululanmaya başlamışlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 “İşte o iki (fesat)tan birincisinin (ceza) vakti gelince, size, çok kuvvetli birtakım kullarımızı gönderdik” (İsra 5)

 Bu ayette de Allah, işi kendisine havale ediyor; sizi kesecek ve sizi Filistin’den çıkartacak olanları bizzat kendisi gönderiyor. Amerika, Rusya veya diğer ülkeler değil, hatta direniş ekseni bile değil, durum doğrudan rabbani bir iradeye bağlı. Bedir Gazvesinde, Ahzab’ta ve Müslümanların kazandığı tüm savaşlarda Yüce Allah, adeta Müslümanların varlığını ortadan kaldırıyormuşçasına durumu doğrudan kendine bağlamaktadır. Bedir Gazvesinde savaş yerini tayin eden kimdi? Allah. Melekleri gönderen kimdi? Allah. Kalktıklarında yorgunluklarını atmış olarak sahabeyi uyutan kim? Allah. Yorgun uyanmalarına sebep olan fecre kadar uyanık kalma kibrini müşriklere aşılayan kim? Allah. Tabii bunların tümünü açıklamaya kalksak saatler alır. Dolayısıyla Bedir Gazvesinin yer tayinini konuşmakla iktifa edeceğiz. Ramazanda bunu şerh etmiştik.

 “O gün siz vadiye en yakın onlar ise en uzak yamaçta bulunuyorlardı. Kervan ise sizden daha aşağıda bulunuyordu. Eğer bir yerde sözleşmiş olsaydınız belki sözleştiğiniz vakitte buluşamazdınız.” (Enfal 42)

 

 Yani karşılaşma yerini kararlaştırmak üzere Müşriklerden ve Müslümanlardan birer heyet ellerinde haritayla bir araya gelselerdi yine de bunu yapamazlardı. “Eğer bir yerde sözleşmiş olsaydınız belki sözleştiğiniz vakitte buluşamazdınız” diye buyuruyor. Peki neden? Çünkü “Allah, yapılması kesinleşmiş olan işi yerine getirmek için.” Yani Allah bu savaşı emrinin tahakkuk etmesi için istiyor. Ahzab Gazvesinde de durum aynı şekilde tekrar ediyor:

 “Onlar size hem üstünüzden hem alt tarafınızdan gelmişlerdi ve gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Allah hakkında da çeşitli zanlarda bulunuyordunuz, işte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.”

(Ahzab 10, 11)

 “Ey iman edenler, Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti; böylece biz de onların üzerine, bir rüzgar ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir.” (Ahzab 9)

 Bu ayetlerde de yüce Allah fiili kendisine nispet ediyor. Ey insan! Allah, bir şeyin tahakkuk etmesini istediğinde işte böyle senin mevcudiyetini lağvediyor. Talut ve Calut’un kıssasında Amalikalıların Davud’un eliyle hezimete uğrayışından sonra Rabbimiz şöyle buyurur:

“Eğer Allah'ın, insanların bazılarını diğer bazılarıyla savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Ancak Allah alemler üzerinde lütuf sahibidir.” (Bakara 251)

 Ey insan! Allah’ın her şeyin kendisinin oldurduğunu haber etmesi, senin iradeni ve hazırlığını iptal ettiğini anlamına gelmez; sadece sana sonucun ancak Allah’ın izniyle meydana geldiğini haber ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli hususun irade olduğunu söylüyor ve ikinci balığımıza yani Bayrak Yürüyüşü meselesine geçiyoruz.

 Nedir bu Bayrak Yürüyüşü? Gelecek Pazar günü geçekleştirilmesi beklenen Siyonist Bayrak Yürüyüşü, Doğu Kudüs’ün işgalinin birinci yıl dönümü olan 1968 tarihinde başladı. Onlar Kudüs’ün birleştirilmesi adını verirler. O gün bu gündür tırnak içinde Kudüs’ü birliğini sağladıkları dolayısıyla kutlamalar yapıyorlar. Bunun dini veya Tevrat’tan bir metne dayandırarak yapmıyorlar, bunun arka planında siyasi bir sebep yatıyor. Bugün, Amerika olsun, Avrupa olsun, normalleşmeci Araplar olsun, Mısır ve hatta İsrailli mahkeme olsun bütün dünya onlara “ateşle oynamayın, bu yürüyüş Ortadoğu’da büyük bir patlamaya sebep olacaktır” diyor. Çünkü direniş ekseni meydan okuyup el-Aksa’yı terk etmeyeceğiz dedi. Bundan önce tehditlerden dolayı yürüyüşün güzergahını değiştirmiş Babü’l-Amud’ün uzağından geçmişlerdi. Ancak şimdi bu yürüyüşü buralarda yapmakta ısrarcılar. Siyonist mahkeme, Amerika, normalleşmeci Araplar ve başka birçok tarafın uyarılarına rağmen bunu yapmakta ısrar ediyorlar. Bunun adı ateşle oynamaktır. Yürüyüşün başlamasına yaklaşık 48 saat var. Bu yürüyüş özgürleşmenin ilk kıvılcımı olursa insanın iradesi iptal olacaktır ve olacağı varsa olacaktır. Yani kibirlenip bu yürüyüşü gerçekleştirecekler, bu da yeni bir savaşa sebebiyet verecektir. Öyle bir savaş ki, düşmanın hiçbir zaman tahmin etmediği füzeler fırlatılacak. Bu savaşta daha önce kimse tarafından bilinmeyen silahlar kullanılacak ve herkes için sürpriz olacak taraflar yer alacak. Tabii Allah bilir. Daha önce de söz etmiştik, nihai savaştan önce bir ara savaş yaşanacak, bu savaş çok çetin olacak hatta bize de bir çok kayıp verdirecek velev ki savaşı biz kazansak bile… Bu ara savaş dediğimiz İsrail’in zeval bulacağı nihai savaşa bir girizgah mahiyetini taşıyacak. Tabii bunların tümünü Allah bilir. Nihai savaş en basit silahlarla ve kolay bir şekilde olacak. Çünkü Yahudiler, bunun kendilerinin kesilecekleri ve ortadan kaldırılacakları savaş olduğunu bilecekler. “Kesilmeleri” dediğimde bu bizim kullandığımız bir kelime değil, bu bizzat onların tabiridir. Bazı değerli kardeşlerimiz “yahu şu kesme lafını kullanmayın, biraz daha hafif bir tabir kullanın, çünkü bu kelime Avrupalıların nezdinde çok ağır kaçıyor” diyorlar. Biz de diyoruz ki, kardeşlerim bu lafız bize ait değil, bizzat onlar bunu söylüyor. Evet, Resulullah Kureyşlilere “ben sizi kesmek için gönderildim” dedi. Kendisi tavaf ederken, onunla dalga geçip kötü sözler söylüyorlardı O da onlar toplu haldeyken “sizi kesmek için gönderildim” dedi. Bazıları çıkıp Yahudiler için bu kelimeyi kullanmayın diyorlar. Yahu kardeşim biz demiyoruz, onlar diyor; “bu bizim kesilme günümüzdür” diyorlar. Biz onlar o gün ağaçların ve taşların arkasında saklanacaklar, diyoruz. Diyorlar ki, bu lafızları da çıkartma lafıyla değiştirin. Tamam problem yok, ancak bunu onlar söylüyor.

 O halde Allahualem, bir savaş olursa çok çetin bir savaş olacak ve bu savaş, İsrail’in zeval bulacağı savaşın mukaddimesi olacak. Yakında olacak inşallah. Ancak bunu ne Yahudiler ne Amerika ne de direniş ekseni kararlaştıracak; yalnızca Rabbü’l-Alemin bunu takdir edecek. Zamanı geldiğinde hadiseler art arda gelecek ve karar sahiplerinin kontrolünden çıkacak. Fakat izzetin Rabbi bunu istemese bütün işleyişe gem vuracak. Bunu Küba’daki Rus füzeleri krizinin yaşandığı 1962 yılının sonbaharında açık bir şekilde gördük. Amerika bu füzeleri görüntüleyip ortaya çıkarmıştı. Dünya büyük bir nükleer savaşın eşiğine gelmişti. Şayet detayları incelersek çok küçük ayrıntılar bu büyük  savaşın vuku bulmasını engelledi. Yani Rabbimiz bu savaşın olmasını istemedi. Ordular, silahlar hazırlanmış tehditler havada uçuşuyordu. Hem Amerika hem Sovyet Generalleri güçlerini kanıtlamak için savaşı temenni ediyorlardı. Tam ortam ısınmışken John Kennedy ve Kruşçev’in ortak arkadaşı bir adam ikisiyle konuştu, telefonda görüştürdü ve bu savaşın çıkmasına engel olundu. Aslında iki lider de generallerin aksine savaşı istemiyorlardı. Yani işin özü karar veren Rabbimizdir. Şimdi üçüncü konu başlığımıza geçebiliriz.

 AB’nin Sefin Komplent adlı bir temsilcisi, seçimlerden yaklaşık iki hafta önce Lübnan’a geldi, ABD ve AB’nin isteklerini tekrarladı ve Hizbullah ile diğer direnişe yakın kesimlere bir takım tehditvari tekliflerde bulundu. Şunu dedi: “Olay çok basit, siz Lübnan’da açsınız ve aç kalacaksınız, ekonomik durumunuz da böyle devam edecek hatta daha da aşığı düşecek.” Bunu aşmanın tek şartını Direniş Gücü (*Hizbullah)’ün Siyonist düşmanla doğrudan müzakere başlatmasına bağladı. Bunu tam açıklıkla söyledi. Olup bitenleri Irak’ta 1990 ile 2003 arasında petrolü temel gıda maddeleriyle değiştirme dönemine benzetti. Iraklıları aç bıraktılar, öyle ki, açlıktan petrol maddesini gıda maddeleriyle değiştirmeye başladılar. Yani ABD ve AB yüzlerce defadır alenen şunu söylüyor: “Ey Lübnanlılar biz sizi aç bırakıyoruz, ekonominize darbe indiriyoruz, paranızın değerini düşürüyoruz, ekmeğinizi çalıyoruz, petrolünüzü çıkarmanızı engelliyoruz, bu girdaptan çıkmanızın tek yolu Direniş Gücünü bitirmeniz ve düşmana teslim olmanızdır.”

 Geldiği zaman hiç kimse Sefin Komplent’in ne dediğini, nasıl bir mesaj ilettiğini açıklamadı, bugün ise seçimler bitti ve onun ne söylediğini ve getirdiği mesajı açıkça ilan ettiler. Sefin Komplent’in getirdiği mesaj o melun David Hell’in mesajıyla uyuşuyor. Onlara Lübnan’daki durumun iyi olmadığını, Lübnanlıların hükümet kuramayacaklarını dolayısıyla siyasi bir akametin meydana geleceğini söyledi. Söylediği bu sözler, daha önce David Hell ve eski Dışişleri Bakanı Pompeo’nun dedikleriyle bire bir uyuşmakta… Amerikalı ve Avrupalı daha bir çok yetkili aynı sözleri söylemekte… Tabii bizim de ister milletvekili olan ister olmayan bazı siyasi ergenlerimiz yolsuzluk sloganını dillerine dolayıp falanca, filanca isimleri hedef göstermeye başladılar. Tamam kardeşim ismini verdiğin adamlar öyleler hatta az bile söylüyorsun ancak bizim içinde bulunduğumuz şartların müsebbibi onlar değil; Amerikan kararıdır, Suudi kararıdır. Suudi’nin Lübnan Büyükelçisi el-Buhari, hainliğin, katilliğin, arkadan vurmanın sembolleri hezimete uğradı dedi. Biz kimden bahsettiğini anlamadık. Acaba Faysal Karami’den mi bahsetti. Gerçi Faysal miskin bir adamdı; ne bir davası ne de bir savaşı. Ferzli’den mi bahsetti? Gerçi o da Zahle’deki bir kilisede ölümden döndü, Kuvvetler partisine mensup bir rahip ona kilisenin tavanında patlayıcı tuzağı kurmuştu, patlamada gözü etkilendi gördüğünüz gibi… Esad Hardan’ı kastediyorsan haklısın o biraz kirli bir adam ama o da bir kişi… Kimden bahsediyorsun? Biliyoruz bu laflarını Hizbullah’a yöneltiyorsun ancak Hizbullah sandalyelerinde yüzde yüz kazandı. Peki bu arkadan vurmanın simgeleri dediğin kimler? Nasıl bir düşüklük bu? Sorun şu ki, birinde para olunca veya onun parasından nasip alacağı hayaline kapılınca diller lal kesilir. Hiç kimseden ses çıkmadı. Tıpkı Saad Hariri’nin başına gelenlere kimsenin ses çıkarmayışı gibi. Adamı aşağıladılar, siyasi hayatın dışına çıkardılar, ama her kim söze başlarsa “Saad Hariri, siyasi hayattan çekilme kararı aldı” diyor. Be yalancılar! Hakikati biliyorsunuz, en azından biriniz çıksın da işin aslını söylesin; kendisi mi çekildi yoksa çektirildi mi? Allah’tan Veam Vehab çıktı da ona cevap verdi, dedi ki, evvela arkadan vurma işini yapanlar senin adamlarındır, ikincisi senin bu sözlerin İran’ın Lübnan’ın iç işlerine yeterince karışmadığına delalettir. Evet, musibetimiz kavmin küçüklerinden ileri gelmiyor. Bir atasözünün de dediği gibi yamukluk büyüklerden başlar.

 Suudi’nin Lübnan’daki siyaseti Sünnileri zayıflattı, ülke içindeki rollerini iptal etti, onları fakirleştirdi. Onların bu duruma düşmelerinde sadece Saad Hariri’nin hataları veya kimilerinin dediği gibi tırnak içinde Hizbullah’ın tuzaklarıyla açıklanmaz. Şairin de dediği gibi “kurda düşman olduğu için sitem edilmez, belki de düşman olan çobandır.” Bu mesele de öyle… Çoban olarak gördükleri asıl düşmandır; bizi öldüren odur, bizi temel gıda maddelerden ve sudan mahrum eden odur, bizi zillete iten odur. Fakat dediğimiz gibi bu onun yanında kalmaz çünkü bütün işler Allah’ın elindedir; onlara mühlet verir ama ihmal etmez. “hesap edemeyecekleri bir yönden yavaş yavaş helake yaklaştıracağız.” (Araf 182)

 O halde özgürleştirme yıl dönümü münasebetiyle iftihar ediyor ve doğru yolda ilerlediğimizi söylüyoruz. Bayrak yürüyüşü ile ilgili olarak Allah, İsrail ve onunla birlikte olanların sonunu kararlaştıracaktır diyoruz. Avrupa tehditleri ile ilgili olarak diyoruz ki: “Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa onların tuzakları Allah katındadır. İsterse onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsun. Sakın Allah'ın peygamberlerine olan sözünden döneceğini sanma. Şüphesiz Allah yücedir, intikam alıcıdır. (İbrahim 46)

                                             *******2.HUTBE*******

Hamd Allah’adır, salat ve selam yaratılmışların efendisi Allah’ın elçisi Muhammed’e ve onun yolunu takip edenlerin üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun elçisidir.

                            “Ey İman edenler Allah’tan sakının”

 Zikrettiklerimize ilaveten Rusya-Ukrayna Savaşının rolünü de ekleyebiliriz… Bütün nasihatlere rağmen Amerika’nın kibrinde inat etmesi ibretliktir. Amerika’nın Finlandiya, İsveç, Romanya ve diğer ülkeleri NATO’ya dahil etmekle neyi kazanacak? Bizzat kendileri NATO’nun (önemini kaybettiğini) üzerinden zaman geçtiğini itiraf ediyorlar. Doksan yaşını aşmış olan küstah Kissinger, kendisi ABD tarihinin en önemli dışişleri bakanıdır, çünkü Ortadoğu’nun haritasını resmetmiş, Camp David, Oslo ve daha nice anlaşmaların tasarımcısıdır. Buna rağmen Amerika’ya neden ateşle oynuyorsunuz, Rusya’yı daha fazla sıkıştırmayın yoksa sizin ve müttefik olarak kabul ettiğiniz Avrupalılar için şiddetli sonuçlarla karşılaşacaksınız dedi. Yine kendisi Amerika’ya Tayvand’da ne işiniz var? Orayı Çin’e bırakın, Çin size savaş açarsa onunla başa çıkabilir misiniz ki, dedi. Şöyle bir bakın Biden kafayı Çin’le bozmuş. Hatta deniliyor ki, artık Ortadoğu’ya müdahil olmak istemiyor çünkü Çin’i ana tehlike olarak görüyor. Evet, Rabbimizin Ebu Cehl’in Beidr’deki halini vasf ettiği gibi:

 “Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah'ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve: "Bugün insanlar içinde size üstün gelecek yoktur, ben de sizin yanınızdayım" demişti. İki grup karşı karşıya geldiğinde ise ökçelerinin üstüne geri dönüp: "Ben sizden uzağım, ben sizin göremediğinizi görüyorum; ben Allah'tan korkuyorum. Allah, azabı çetin olandır" dedi.” (Enfal 47, 48)

 İşte bu rabbani böbürlenme Amerika’da da var. Biden’in kendini barışçı olarak göstermesine rağmen Trump’ta bu iyice göze batıyordu. Allahualem eğer böyle bir şey olursa Amerika küresel bir savaşla meşgul olacak, Filistin’e zamanı kalmayacak ve İsrail’i hayatta tutan “insanların ipi” kopacak.

 “Onlardan, Allah'ın ipine sarılanlar ve insanların ipine yapışanlar dışında kalanlara nerede bulunurlarsa bulunsunlar alçaklık damgası vurulmuştur.” (Ali İmran 112)

 (Ayette geçen) insanların ipi, İsrail’i ayakta tutandır. O halde Amerika bu veya başka bir savaşla iştigal ederse silsilenin bahsettiğimiz diğer halkasına geçeceğiz. Ve bu ancak Allah’ın emriyle gerçekleşecektir. Sen ister, ben ister, Allah dilediğini yapar… Yalnızca Allah’ın takdir ettiği olur. Ve Allah da insanlık ve Müslümanlar için sadece hayır olanı takdir eder.

 “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzab 56)

 Allah’ım İbrahim ve âline salat ve selam ettiğin gibi Muhammed ve âline salat ve selam eyle. Allah’ım İbrahim ve âlini bereketli kıldığın gibi Muhammed ve âlini bereketli kıl. Şüphesiz sen Hamidsin, Mecidsin.

 Allah’ım dert ve tasamızı gider. Allah’ım sıkıntımızı gider. Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle, yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir, Allah’ım kafirlerin tuzağını geri çevir,

  anne ve babalarımızı mağfiret eyle, Kuran’ı kalplerimizin baharı kıl. Allah’ım İslam ve Müslümanlar için hayır yapmak isteyeni onu her hayırda muvaffak kıl; İslam ve Müslümanlar aleyhinde şer isteyenin canını al, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım Kibri, delaleti, hasedi, dünya sevgisi ve müminler için istemediğin her şeyi kalbimizden sök! Kalbimizi sevginle, seni sevenlerin sevgisi ve seni sevmeye yarayan amellerle doldur. Annelerimize, babalarımıza ve üzerimizde hakkı olanlara mağfiret buyur.

 “Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım