Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (18)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (18)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (18)

  Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

 Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık nimetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de buna şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Değerli kardeşlerim Yüce Allah Ğafır Suresinde şöyle buyurur:

“Firavun dedi ki: Ey Haman! Benim için öyle (yüksek) bir kule yap; belki o yollara ulaşırım. Göklerin Yollarına. Böylece Musa’nın ilahına çıkarım. Çünkü ben onu yalancı sanıyorum. “İşte bu şekilde Firavun’a kötü işi süslü gösterildi ve yoldan alı koyuldu. Firavun’un tuzağı muhakkak boşa çıkacaktı.” (Ğafır 36, 37)

 Aynı kıssa Kasas Suresinde de geçer. Şöyle:

“Firavun, “Ey önde gelenler! Sizin için benden başka bir ilah tanımıyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa’nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum” dedi.”

 Firavun’un kibri kendisine Musa’nın ilahını öldürmeye kadir olduğunu zannettirdi. Haşa Musa’nın yalancı olduğunu, kendisinden başka bir ilah bulunmadığını sandı. Şayet öyle bir ilah varsa da kibri gökteki o ilahı öldürebileceği vehmine düşürdü. Bu husus kıyametten hemen önce kıyamet alametlerinin en sonu olarak tekrar kendini gösterecek. Tabii bu, uzun ve detaylı açıklamalara ihtiyaç duyar. Deccal geldiğinde Hz. İsa onu öldürdükten sonra doğu tarafından çıkacak bir halk olan Yecüc ve Mecüc gelecek ve yeryüzündeki ahaliyi mağlup ettiklerini sanarak silahlarını göğe yöneltecekler, fırlattıkları silahları uçları kana bulanmış olarak geri düşecek. Ayette geçen

 göktekileri de öldürdük diyecekler. Tabii bu yaptıkları, ayetlerde geçen “Allah, taşkınlıkta ileri gitmeleri konusunda kendilerine fırsat vermektedir” “Kafirler kendilerine mühlet vermemizin kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara günahlarını arttırmaları için mühlet veriyoruz” ilkeleri gereğincedir. Alemlerin Rabbi Ad Kavminden söz edince de durum böyledir. Ad Kavminin azaba uğrayan topluluklardan olduğunu defalarca zikrettik. Kuranda da çokça tekrar edilmektedir. Yemen’de yaşadıklarını biliyoruz. Peki silahları neydi onların? Kılıç, at, ok… her ne ise… Sonuçta “yeryüzünde kibirlendiler ve kim bizden daha kuvvetlidir” dediler. Birkaç at ve birkaç kılıca sahip olan Ad kavmi, bir kibir anında “kim bizden daha kuvvetlidir dediler.”

 “Kendilerini yaratan Allah’ın, kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi bile bile inkar ediyorlardı. Biz de onlara, dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu kasırgalar gönderdik. Ahiret azabı ise daha aşağılayıcıdır, onlara yardım edilmeyecektir.” (Fussilat 15,16)

 Ad kavminden geriye hiçbir eser kalmadığını ve tam olarak nerde yaşadıklarını kimsenin bilmediğini defalarca zikrettik.  Lut Kavminin Ölü Denizinde olduğunu, Firavun’un eserleri de keza mevcut olduğunu, Semud Kavminin kayalıkları yontarak oluşturmuş oldukları mağaraları Tebük yakınlarında halen duruyor. Kısacası hepsinin eserleri mevcutken Ad kavmine dair herhangi bir kalıntı yok. Kalıntılarının sadece Yemen’de bir yerde kumların altında saklı olduğunu ama tam olarak nerde olduğunu bilmiyoruz. Çünkü çarptırılmış oldukları ceza onların ameline göreydi. Çünkü ceza amelin cinsindendir. Kibirlerinin ve kendilerini şişirmelerinin çokluğundan Yüce Allah, onlara dair hiçbir kalıntı bırakmadı. Hatırladığım kadarıyla 20 yıl önceydi, petrol ve su bulmak için yerin altını görüntüleyen bir Amerikan uzay aracının Yemen’de kumların altında bir şehir kalıntısını görüntülediğini söylediler. Ancak ondan sonra buna ilişkin başka bir haber almadık. Özellikle Firavun’da olduğu gibi verdiğimiz bu misallerde kibrin sahibine nasıl geri döndüğünü görüyoruz.

 Bazen insan, başkasından daha büyük kuvvet veya daha fazla mal elde ettiğinde kendini adeta bir çölde kaybeder. Öyle ki, eline geçirirse Rabbü’l alemini öldürebileceği vehmine kapılır. Veya hiçbir beşerin yapmaya güç yitiremediği bir şeyi yapacağını sanır.

 Bazıları çıkıp Ehli Kitap kıssaları arasında Firavun ve Sarh (*yani Friravun’un inşa etmesini istediği yapı) kıssasının benzeri var mıdır, diye soracak olursa, var ama farklı bir şekilde geçiyor deriz. Bizdeki kıssanın geçmişi dört bin yıla dayanır. Fakat Tevrat’ta geçen kıssada ise Firavun tarafından inşa edilen kule, Babil Kulesi olarak kabul edilir. Oysa Babil Kulesi, Firavun’dan çok eski bir tarihe dayanır. Üstelik Babil Kulesi Mısır’da değil, Babil’dedir. Tevrat’ta geçen kıssada da bolluk ve rahatlık içinde yaşayan bir topluluktan söz edilir, daha sonra azgınlaşan bu topluluk Allah’ı öldürmeye karar verirler. Bunun için inşa ettikleri kuleden yukarı doğru belli bir merhaleye çıktıklarında dilleri birbirine dolandı. Söz konusu kıssaya göre o güne kadar bütün diller aynıydı ondan sonra diller farklılaştı. Tabiri caizse bu kıssanın felsefesi Kuran-ı Kerim’de geçen Bakara Suresindeki şu ayetle benzerlik arz etmektedir:

 “İnsanlar tek bir ümmetti. Sonra Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi. Onlarla birlikte, insanlar arasında ayrılığa düştükleri konularda hükmetmeleri için hak üzere kitabı indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlıklarından, kinlerinden dolayı bu (kitap) hakkında ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilmiş olanlardan başkaları değildir. Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeği iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir. (Bakara 213)

 Tabii bu karşılaştırma başka bir araştırma konusudur. Fakat bu kıssayla bir benzerlik durumu var. Yüce Allah, Kuran’da Sarh ve Firavun kıssasından iki kez söz eder.

 Konuya ilişkin demek istediğimiz ve sürekli zikrettiğimiz husus Firavun’un bir çok davranış biçimini günümüzde Amerika müstekbirliğinde görüyoruz. Amerika ki, silahıyla insanların akidesini değiştirmeye kadir olduğuna inanıyor. Sadece Amerika değil, bir zamanlar Fransa da Cezayir’de insanların dinini değiştirebileceğine inanıyordu. Mussolini, yirmi yıl boyunca Libya’nın haritasını değiştirmeye ve insanları başka bir dine sevk edebileceği inancı taşıyordu. Keza Hitler de öyle beş en fazla on yıllık bir hikayesi var. Müstekbir olan, yolunu kaybeder. Amerika da kendini kaybetmiş durumda, kısmen edindiği bir kanaat doğrultusunda kısmen de Siyonist lobi etkisi altında dünyayı tamamıyla hegemonyasına alacağına inanıyor.

 Biden bu düşüncesi doğrultusunda gizlice planlar yapıyorken Trump ondan daha netti. Nitekim kendisi Suudi’ye biz olmadan on beş gün ayakta kalamazsınız demişti. Bunu dil sürçmesiyle ağzından kaçırmış olabilir ancak psikolojide dil sürçmesiyle söyleneni kalpte olana delil olarak gösterilir. Mesela geçen Bush Ukrayna meselesine dair konuşurken Ukrayna diyeceğine Irak dedi. Adamın kafası halen Irak’ta…

 Evet kardeşlerim bilinmeli ki, Amerika tüm gücü ve kibriyle, uşaklarıyla, yönetime getirdiği veya yönetimden indirdiği krallarıyla İsrail’in güvenliğini korumaya muktedir değildir. Değerli kardeşlerim yine bilmemiz gerekir ki, takriben dünyadaki tüm siyasi sürtüşmelerin, savaşların, darbelerin, ortaya çıkan yeni partilerin ve ortadan kaldırılan partilerin yani tüm olayların merkezinde Siyonizmin güvenliği bulunmaktadır. Bu, sadece Lübnan ölçeğinde değil tüm dünyada geçerli olan bir şeydir. Dünyada bile bu geçerliyken bölgede nasıl geçerli olmasın. Örneğin Irak savaşının nedeni neydi? Saddam füzelere ve daha başka şeylere sahip oldu, yapmış olduğu abesçe savaşlar ve diğer ihtilaflı meseleleri göz önünde bulundurmazsak adamın İsrail’e karşı tavrı ciddiydi.

 Peki neden Erdoğan geldi de hocası Erbakan gitti? Çünkü Erdoğan İsrail’in güvenliğine olumsuz bir etkide bulunmayacağına dair ittifak yaptı da onda. Veya Mursi neden geldi sonra gitti. Çünkü ilk başta İsrail’in güvenliğini ve İsrail halkının refahına bağlı kalacağına dair sözlerde bulunmuş ancak 2012’deki Gazze savaşında anlaşmanın dışında hareket ettiğinden hemen onu indirdiler. Neden falanca geliyor filanca gidiyor? Mesela Körfez ülkelerinde neden falanca kral veya prens yönetime getirilirken falanca kişiler de yönetimden uzaklaştırılıyor? -Tabii yönetime gelmelerini engelledikleri bu kişilerin bazısının isimlerini bilmiyoruz- Veya Faysal neden öldürüldü, yerine falan kişi getirildi? Kardeşlerim olayları bu şekilde okumamız gerekir. Evet, bu şeklin dışında okuyanlar gerçeklerden uzaklaşır. Doktor hastalığı doğru teşhis etmeden sana vereceği ilaç senin ölümüne sebep olabilir veya en iyi ihtimalle sana şifa vermez.

  İsrail’in kalbinde işgal edilmiş Filistin’in orta yerinde İsrail’i hezimete uğratması itibarıyla Lübnan, meselenin ekseninde yer alır. Çünkü biz hangi lafızla olursa olsun direniş dediğimizde aynı şeyi kastediyoruz. Direniş birdir; Lübnan’daki, Filistin’deki ve bu ekseni destekleyen diğer bütün direniş grupları birdir. Bazıları bu grupları ayrı göstermeye çalışıyorlar. Yahu kardeşim biz meseleyi içerden biliyoruz… Direniş gruplarının elindeki silahların çeşidi olsun, onlara hangi yolla ulaştırıldığı olsun yaklaşık olarak tüm detaylar birdir ve birbirlerinin tamamlayıcısıdır; kimisi imalat işiyle, kimisi ulaşım, kimisi kazı işleriyle ilgilenir kimisi de silahları ateşleme alanında çalışır. Yani ortak operasyon odasıdır.   

 Evet, 2006’daki savaşta Direniş Gücünü ortadan kaldırmak istediler. -Dikkat buyurun değerli kardeşlerim, defalarca zikretmiş olabiliriz, ancak bunun ezberlenmesi lazım- Kardeşlerim dikkat ederseniz, 2006 yenilgisinden sonra, 2007 başlarından itibaren, yani İsrail’in yenilgisinin üzerinden beş ay geçmeden hem Lübnan’da hem başka yerlerde mezhepsel menfur birtakım hareketlenmeler cereyan etmeye başladı. Öyle ki İslam dünyasından bazı ileri gelenler ve alimler kendilerinden daha önce kullanmadıkları ve davranışlarına yansımayan bir takım mezhepçi söz ve düşünceleri yaymaya başladılar. Peki neden? Çünkü askeri alanda kaybettiler, mezhepçi bir yolla kazanmak istediler. Tabii istediklerine ulaşmadılar. Geçen yapılan seçimler de bu duraklardan bir duraktı. Kısacasını söyleyecek olursak Amerika’nın projesi suya düştü. Amerika’nın Lübnan’daki planı, tabii Suudi üzerinden uygulamaya koymak istediği projesi Direniş Gücü’ne yenilgi tattırmak, insanlara Lübnan halkının Direniş Gücü (*Hizbullah)’nü istemediği algısını yaratmaktı. Sarf ettikleri astronomik meblağa, manevi nüfuza ve hayal edilemeyecek uğraşlarına rağmen bu olmadı. İsterseniz ben susayım David Schenker’in ses kaydını telefondan dinletelim, mevzuyu tümüyle özetler niteliktedir. Bu da yetmezse David Hale’nin sözlerini, bununla da ikna olmazsanız, Pompeo’nun sözlerini dinleyelim. Durum etlikten daha net bir şekilde ortadadır. Lakin ne yazık ki, onlara göre “1967 savaşının kahramanı” olan İsrail Savunma Bakanı Moşe Dayan’ın dediyimiyle “Araplar okumaz, okusa da anlamaz.” Meşhur bir kıssadır. Moşe Dayan, 1967’den önce “Sina’yı Nasıl İşgal Edeceğiz” diye bir kitap yazmış, kitabında eski tarihten 1956 savaşına kadarki süreci ele alarak İsrail’in Sina’yı nasıl işgal edeceğine dair planları yazmıştı. Tam bir açıklıkla yazmıştı ve üstelik 1967’den önce. 1967’den sonra kendisine askeri planları içeren bir kitabı nasıl basarsın? Kendisi de o meşhur cevabı verdi: “Araplar okumaz, okusa da anlamaz” dedi ve ekledi: “anlasalar da tatbik etmez.”

 İşitin, işitin, işitin ey gafiller!! David Schenker ne demişti? Şii tarafını isim vererek falanca ve filanca kişiyle alt etmek istedik, dedi. “Falanca ve filanca kişiyle bir araya geldik, amacımız Şiiler arasında direnişe karşı mücadele edecek birilerini bulmaktı” dedi. Ancak şimdi 27 Şii milletvekilinin hepsi direniş yanlısıdır. Şii taraftan oluşan ana gövdeyi ortadan kaldırmayı başaramadılar. Direniş Gücü (*Hizbullah)’ne dil uzatabilecek veya İran işgali söylemlerini dile getirebilecek taş çatlasa en fazla kırk kişi bulabilecekler. Yani Direniş Gücüne karşı bir strateji geliştirme amaçlı kanun çıkartmak isteseler yeter sayıyı bulamayacaklar. Toplam oy sayısına gelecek olursak bu hususta Allah rahmet eylesin Refik Hariri’nin sözlerine başvuracağız. Kendisine siz sayısal çokluğunuza güvenerek bize bakıyorsunuz, demişleri. Hristiyan kardeşlerimiz bu sözleri dillerine pelesenk etmişler. Neymiş siz çoksunuz biz azız, bu duruma çare bulmak lazımmış… 43’te yani Lübnan’ın kurulduğu yıl Müslüman ve Hristiyan nüfus eşitti şimdi ise Hristiyan nüfus üçte birlik bir oran teşkil ediyor. 1975 savaşının başlarında gerçekleşen Deyr Seyyidet’ü-l Bir adlı toplantıda kendileri çekinmeden açık bir şeklde “medeniyet bakımından Müslümanlardan farklılık gösteriyor olmamız bizim suçumuz değil” dediler. Onlarda çocuk yapma oranı fazla bizde değil; onlar erken evleniyor, biz geç evleniyoruz; biz göç ettiğimiz zaman  Batı toplumlarıyla entegre olurken onlar tekrar geri dönüyor, diye şikayetlerini dile getirdiler… Evet bu söyledikleri doğru… Çünkü Hristiyanlarda evlilik yaş ortalaması 35 ile 40 arasında değişirken Müslümanlarda 25 ile 30 arasında değişiyor; onlarda bir iki çocuk yaparken Müslümanlarda altı yedi çocuk yapıyor. Böylece bu yetmiş yılda aradaki nüfus farkının büyümesi normaldir. Kamil Şemun döneminde Hristiyanlara epey vatandaşlık verildi. Iraklı, Filistinli bir sürü Hristiyana vatandaşlık verildi. “Mişel Şiha, Lübnan anayasasının babasıdır, Lübnan anayasasının babası!” diyerek övünürler. Halbuki Mişel Şiha ne Lübnanlıdır ne de Marunidir, kendisi Iraklı bir Keldanidir, Bişara Huri onun kız kardeşiyle evliydi. Bunları hiç zikretmiyorlar tarih kitaplarında “Lübnan anayasasının babası Mişel Şiha” diye okuttular. En azından “Mişel Şiha Iraklıdır, Hristiyandır, kendisine Lübnan vatandaşlığı verdik çünkü Hristiyandı, çünkü doğunun tüm Hristiyanlarının Lübnan’da toplanması hedefleniyor” diye bilirdiniz. Maalesef…

 Neyse bunlar Hariri’ye bunu söylediklerinde Hariri de o halde bu konuyu tekrardan ele alalım Taif anlaşmasının bir gereği olarak meclisteki sandalye sayısını yarı yarıya bölüştürelim diyerek onlardan yana durdu…

 Seçimlerde Hizbullah yaklaşık yarım milyon, tam dört yüz on bin oy aldı. Diğerlerinin her birinin oy oranı 190 bin bulamadı… Dün Cacaa, alaylı bir dille “Suriye’nin adamları hezimete uğradı, Esad Hardan hezimete uğradı, falanca ve filanca kişi hezimete uğradı” dedi. İyi de Esad Hardan’ın yerine gelecek kişi kim? Tabii ki direnişçi biri. İlyas Jarad gelecek; kendisi ulusal direniş cephesindeydi ve İsrail hapishanesinde kalmış biri… Peki sizin el-Kerame bloğunun yerine getirdiğiniz Firas Sellum’a ne demeli? Kendisi kazanır kazanmaz sizi rahatsız edecek ve Trablus’a yaraşmayacağına inandığınız şekilde kutlama yapmak için Cebel Muhsin’e gitti. Daha seçim sonuçlarının yayınlanmasının üzerinden dakikalar geçmeden “Hizbullah’ın müttefiki Özgür Yurtseverler Hareketi seçimi kaybetti” diye söylentiler yaymaya başladılar. Daha ilk lahzalarda… gerçekten çok rahatsız edici… Peki sonra ne oldu? Özgür Yurtseverler Hareketi Selvan, Metn ve Akkar’da, hatta hiç kimsenin tahmin etmediği Sünni bölge olan Vadi Halit’te bile kazandı. Cibran Basil’in aleyhinde yürütülen tüm propagandalar ve Amerikan istihbaratının yaydığı yalanlara, bir taraftan da kendisini düştüğü hatalara rağmen müttefikleriyle birlikte 21 vekil çıkardı. Şahsen ben beklemiyordum… Cibran Besil’in, Mişel Avn’ın tüm hatalarına rağmen, Suudi elçiliğinin tüm karşıt çabalarına ve sarf edilen paralara rağmen Özgür Yurseverler Hareketi, Lübnan Kuvvetleri Partisinden daha fazla oy aldı. Kardeşlerim bu gerçekten kolay bir şey değil, siz biliyorsunuz bizim Basil’e ve Özgür Yurtseverler Hareketine bakışımızı biliyorsunuz. Fakat onlara çok yüklenemiyoruz. Çünkü şöyle bir musibetle karşı karşıyayız. Onları sert bir şekilde eleştirdiğimizde bu Kuvvetler partisinin işine yarıyor maalesef. Ki bizim nazarımızda Lübnan Kuvvetleri partisi, suçun, işbirlikçiliğin, gericiliğin diğer adıdır ve Lübnan’ın vatan menfaatlerine her anlamıyla muhaliftir. Bunu kesinlikle İslami bir perspektiften veya Müslüman olmam kaygısıyla söylemiyorum; Lübnan’ın en basit vatani menfaatlerini bile ölçü aldığımızda Kuvvetler partisi makbul değildir. Ancak Samir Caca Esad eş-Şeftari’nin yaptığını yaparsa düşünürüz. Esad eş-Şeftari, vicdanı kendisine azap vermeye başlamıştı, 2000 yılında Kuvvetler Partisinde görevliydi, çıktı ve “biz burada öldürdük, şurada kestik, orada ihanet ettik” diye itiraflarda bulundu, daha sonra İsrail tarafından oğlu öldürülen Kasir ailesinden bir kadını ziyaret ederek ona oğlunun mezarının yerini söyledi. Caca bu seviyeye ulaşırsa düşünürüz. Lakin onun işbirlikçilikle dolu geçmişinin kendisini bu seviyeye ulaştıracağını düşünmüyorum. En son 2017’de Suudilerin yanına gitmiş Saad Hariri’yi diskalifiye etmelerini yerine kendisini desteklemelerini istemişti. Binlerce kez tekrar ettik Ey Caca! Seyda’nın doğusunda yaklaşık 39 gün süren 11 Mart 1985’te başlattığın savaşta Doğu Seyda’nın Hristiyanlarının lehine olan tek bir sebep söyle! Binde bir bile olsa onların yararına olan tek bir şey söyle! Saldırı 39 gün devam etti ancak bir şey çıkmadı ve güvenlik sağlandı. Oradan fitne çıkar diye herkes kaygılandı, şükürler olsun ki çıkmadı. Durumu Beya el-Havatım filmindeki adamın durumuna benzedi… İsrail kendisine haber vermeden oradan çekildi. Düşünsenize kendisine haber vermeden çekildi. Yani kendileriyle birlikte silah taşıdığı İsrail’in yanında bu adamın hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Bu işbirlikçinin Siyonistler nezdinde hiçbir kıymete sahip değil. Onu öylece bizim silahlı kardeşlerimizin önünde terk edip bıraktı. O zamanlar İsrail’in çekildiği haberini ilk alan bendim. Gazeteci beni aradı ve “İsrail güçleri, Seyda’nın doğusundan Merfa yönüne doğru ilerliyor” dedi. Ben de bunun üzerine Beyrut Arap Sesi radyosunu arayıp bunu haber verdim. Hatta o zaman bu haberi tekzip eden birçok telefon aldım. Halbuki bu sabah kadar aydınlık bir gerçekti; İsrail çekildi ve Caca yenildi. 1985’te yenilginin birinci yıl dönümünde yetkililerden birine gazeteci neden yenildiniz diye sorunca, adam açık ve net bir şekilde “İsrail bize haber vermeden çekildi, biz de yenildik” dedi.  Gerçekten değersiz uşaklarsınız! Neden sırtınızı İsrail’e dayıyorsunuz? Aynı şey dağda da meydana geldi. Orada da sizi sattılar. Size değer vermedikleri halde halen İsrail ve Amerika’ya tutunuyorsunuz…

 Şuanda Lübnan’daki manzara itibariyle Amerikan-Siyonist-Suudi projesi Lübnan’da yenilmiştir, direniş ise kazanmış, halkı da kenetlenmiştir. Direnişin gücü sadece Lübnan’da değil; hem Lübnan hem Filistin’dedir. Balbek halkının deniz istediğini söylüyorlardı. Alın işte Balbek halkı kendisi denize dönüştü, Seyyid Hasan’ı dinleyen halktan bir deniz. Sadece burası değil, Şehit Şirin Ebu Akile’nin Kudüs’te defnedilmesi sırasında toplanan büyük kalabalığı görünce de bakın işte bunlar tek bir millettir dedim. Hepsi direnişin yerinde yer aldı, oyunu direnişten yana kullandı dolayısıyla bunlar birdir aralarında fark gözetmeyin. Siyonizmin suçlarını dile getiren ve direnişe silahla veya bir sözle, bir şiirle veya bir duruşla destek veren herkes direnişin ta kendisi olur. İsrail’in zeval bulacağına inanan her kimse direnişin bir üyesidir. Her kim Amerika’nın gücünün İsrail’i korumaya yetmeyeceğine inanırsa direnişin bir ferdi olur. Mezhepsel ve bölgesel sınıflandırmalardan uzak bir şekilde ümmetin bir bütün olduğuna inanan kişi direniştir. Konuları bu şekilde anlamamız icab eder. Evet bu manada kazananlar bizleriz. Tabii şunu da belirtmemiz gerekiyor, seçimlerde direnişi töhmet altında bırakmak için “fesat ve yolsuzluğa karşı” sloganını kullanan taraflar dışında da fesat ve yolsuzluğa karşıyız diyenler var. Yani fesat ve yolsuzluğa karşıyız diyen herkes direniş karşıtı değildir. Schenker “kendi diliyle yolsuzluk bizim icadımızdır, ekonomik krizin çıkmasını biz istedik, Lübnanlıların aç bırakılmasını biz istedik” dedi. Evet, bunu alenen söyledi. Biz her ne kadar dediysek inanmıyorlardı, aklı başında ve vatanını seven hiç kimsenin inanamayacağı “Direniş gücü yolsuzluk hususunda anlaşma sağlamış” gibi sözler ediliyordu… Öncelik verilmesi gereken işler var, birisi beni öldürmeye geldiğinde kendisine “üzerimdekiler güzel değil dur bir dakika üstümü değiştireyim, sonra öldür” demem. Adam direniş gücünü öldürmeye gelmişken çıkıp ona falanca yolsuzluk yapıyor, filanca bilmem ne ediyor dememek lazım. İkinci büyük yalan ise Lübnan’daki İran nüfuzunun Amerika nüfuzu ile kıyaslanmasıdır. Göz var nizam var buna inanacak kim çıkar. Aklı başında bir insan için böyle bir kıyas söz konusu olamaz. (*Seçim sonuçları vesilesiyle) Direniş Gücünü, bağlılarını, Filistin’i ve bu davaya gönül vermiş herkesi tebrik ediyorum.

                                                  ******2. HUTBE******

Hamd Allah’adır, salat ve selam yaratılmışların efendisi Allah’ın elçisi Muhammed’e ve onun yolunu takip edenlerin üzerine olsun. Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun elçisidir.

                            “Ey İman edenler Allah’tan sakının”

 Evet değerli kardeşlerim İslam ve Direniş net bir yürüyüşle ilerliyor. Direniş bundan çok daha güç durumlara maruz kalmıştı. 1993’te direnişi ortadan kaldırma operasyonu çekmişlerdi, olmadı. 1996 yılı, Gazap Üzümleri yılıydı. Peki o yıl ne oldu? Nisan anlaşmasıyla Direniş Gücü (*Hizbullah) meşru hale geldi. Şöyle ki, Amerika anlaşmaya Lübnan topraklarına yönelik bir saldırı durumunda Direniş kendini savunabilir maddesini koydu. Direniş 2000 yılında da zafer elde etti, 2006’da ise bulunduğu konumdan daha üst bir konuma ulaştı. Mezhepsel fitne etki etti tabii… Yüce Allah’ın da buyurduğu gibi “Onlar size ezadan başka kesinlikle bir zarar veremezler.” Evet, belli yerlerde eziyet var. 2012, 2013, 2014 yılları ise yalandan İslam adı altında radikal gruplar tarafından pompalanan mezhepsel fitne yıllarıydı. Suriye’deki hedefleri neydi? İslam devleti mi kurmaktı? Hedef direnişi vurmaktı. Hikaye çok açık değerli kardeşler… Suriye’deki savaş için o kadar para harcadılar ki, sırf direnişi ortadan kaldırmak için bunu yaptılar. Şimdi diyeceksiniz ki, Suriye rejimi, zalim bir polis rejimiydi, istihbarat ülkesiydi. Tamam farz edelim ki öyle. Suriye’ye açılan savaşın sebebi bu muydu, yoksa direnişi desteklemesi miydi! Hoşuma giden bir darbı mesel var, denilir ki, dangalaklık acı verseydi, insan uyuyamazdı. Çünkü sürekli insanların feryat figanları duyulurdu. Ne var ki, dangalaklık acı vermiyor, tıbbi bir etkisi yok çünkü. Fakat dangalaklık oranı çok çok yüksek, üstelik bu dangalaklar insanları hafife alıyor. Yüce Allah’ın da buyurduğu gibi:

“O kavmini küçümsedi onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi.” (Zuhruf 54)

 Elhamdulillah görmek isteyene her şey apaçık ortadadır. Allah’tan sonumuzu hayırla tamamlamasını diliyoruz.

 “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” (Ahzab 56)

 Allah’ım İbrahim ve âline salat ve selam ettiğin gibi Muhammed ve âline salat ve selam eyle. Allah’ım İbrahim ve âlini bereketli kıldığın gibi Muhammed ve âlini bereketli kıl. Şüphesiz sen Hamidsin, Mecidsin.

 Allah’ım bizi mağfiretinle bağışla ve bize merhamet et, bizi affet ve kendinden başkasına muhtaç etme, kafirlerin tuzağını geri çevir, anne ve babalarımızı mağfiret eyle, Kuran’ı kalbimizin baharı kıl. Allah’ım bizi muzaffer kullarından eyle, bizi galip gelen ordundan kıl, bizi onlara korku ve hüzün yoktur dediğin kullarından eyle. Allah’ım bize hakkı hak olarak göster ve ona tabi olmayı nasip et ve batılı batıl olarak göster ve bizi ondan uzak tut, bizimle ol; aleyhimizde olma, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım Filistin’deki, Lübnan’daki ve her yerdeki kahraman mücahitlerimize yardım et, halimizi daha iyi bir hale değiştir. Allah’ım anne babalarımıza ve üzerimizde hakkı olanlara mağfiret buyur.

 “Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım