Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (14)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (14)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (14)

    Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

 Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de buna şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Ey değerli kardeşlerim İsra ve Mirac gecesini anacağız. Bu mucizenin büyük önem taşımasının sebebi sadece Resulullah (s.a.v)’in yaşadıklarıyla ilgili olmasından değil, bununla birlikte günümüzle irtibatlı olmasıdır. Buna bir delil olarak ayetlerin bu mucizeyi doğrudan İsrail oğullarıyla ilişkilendirdiğini görüyoruz. Bir diğer husus ise İsra ile ilgili sadece bir ayet vardır, o da şu ayettir:

 “Kulunu bir gece vakti Mescidi Haram’dan kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa’ya götüren Allah ne yücedir! Doğrusu O, işitir ve görür.” (İsra 1)

Kur’an’da İsra üzerine bunun dışında bir ayet yoktur. Ancak Mirac’a gelecek olursak bu Mucizeyi Allah Necm Suresinin başlarındaki ayetlerde zikretmektedir:

“Sonra   yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti. Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. Onun gördüğü şey hakkında şimdi siz onunla tartışacak mısınız? Andolsun ki onu diğer bir defa da cennet-i Meva’nın bulunduğu Sidre-tül üntehanın yanında gördü. (Necm 8-15)

 Bununla birlikte İsra lafzı Mirac lafzından daha açık ve daha sabit bir şekilde geçmektedir. Bundan yola çıkan bazı sefih ve cahiller Mirac hakkında kuşku uyandırma cüretini gösterdiler. İsra mucizesine dil uzatanı daha duymadık. Herkesin bildiği gibi “İsra”nın kelime anlamı gece yürüyüşüdür. Örneğin “Beyruta İsra ettim” dediğin zaman, “Geceleyin Beyrut’ta gittim” demiş oluyorsun. Yani “geceleyin gittim” demene gerek kalmıyor, zaten “isra” gece gitmek demektir. İlgili ayette diğer önemli bir husus ise Yüce Allah’ın fiile vurgu yapmış olmasıdır. Şöyle: “Kulunu bir gece vakti götüren…” ibaresiyle yaratılmışların efendisini de unutmuyor. Çünkü böylesine uzun bir mesafeyi gecenin küçük bir zaman diliminde kat etmesi olanaksızdı. Ancak iş alemlerin Rabbine tevdi edildiğinde imkansızlar mümkün olur. Çünkü bunu yapmak O’nun elindedir, zaman O’nun elindedir, mesafeler O’nun elindedir ve kudret O’nun elindedir. Allah, bu mucizeyi Hz. Muhammed (s.a.v)’e ikramda bulunmak üzere gerçekleştirdi. Bu mucizenin diğer mucizelere benzemediğini de tekrar etmiş olalım. Şöyle ki, Yüce Allah diğer peygamberlere peygamberliklerini kanıtlamak için mucize verirdi. Örneğin Yüce Allah Mısır’da yaşayan İsrail oğullarının gözleri önünde Musa peygamber için denizi yardı ve hep beraber denizin toprağına ayak bastılar. Daha sonra bulutları onların üzerine gölge yaptı, kudret helvası ve bıldırcın indirdi, pınarlar fışkırttı… İşte bütün bu mucizeleri Musa’nın peygamberliğini İsrail oğullarına kanıtlamak üzere gönderdi. Yine Hz. İsa (a.s) çamurdan bir kuş maketi yaptı, sonra ona üfürdü gerçek bir kuşa dönüştü, eliyle körün gözünü meshetti gözleri açılıverdi. Bunun için ona Mesih denildi. Havariler onunla konuşsun diye ölüyü diriltti. Ancak İsra ve Mirac mucizelerini kimse görmedi. Hatta o esnada evinde yatıya kaldığı Ümmühane bile bir şey görmedi. Bu mucizeyi Resulullah (s.av) haber verdi. Bunu haber verirken de sözlerini ispat etmek için başka bir mucizeye ihtiyaç duydu. Kendisine “biz Beytü’l-Makdis’e develerle bir ayda ancak varıyoruz, sen ise bize bir gecede oraya gidip döndüğünü söylüyorsun, o halde bize Beytü’l-Makdis’i tarif et de sana inanalım” dediler. Tabii Beytü’l-Makdis dediğimiz zaman Mescid-i Aksa’yı kastetmiyoruz. O zamanlar Mescid-i Aksa mevcut değildi. Allahualem onunla şuan Mescid-i Aksa’nın altında bulunan o yapı kastediliyor. Aziz kardeşlerimiz orayı temizleyip çeki düzen verdiler… İnternette, youtubede görüntüleri var dileyen bakabilir… Bir ara baya bakımsızdı… Tabii o vakitlerde muhtemelen orası İsrail oğulları veya tam hatırlamıyorum Romalılar için bir mabed kabul ediliyordu. O halde Mescid-i Aksa denildiğinde mekan yani yer kastedilmektedir. Ayette de geçtiği gibi “Hani biz İbrahim’e evin yerini belirtmiştik.”(Hac 26) Aynı anlam. Yani şehrin tümü, ki o zaman küçük bir şehirdi, adı Beytü’l-Makdis idi. Kendisine bize Beytü’l Makdis’i tarif et dediklerinde Mescid kastedilmedi, mescid yoktu zaten. Kastedilen şehirdi. Tabii Resulullah (s.a.v) bir seyahat gezisine çıkmamıştı ta ki onlara şehri tarif edebilsin. Orayı gezmedi. Belli bir mekana gitti, orda peygamberlere Mirac hadisesinden önce veya sonra namaz kıldırdı. Bence Mirac’dan sonra kıldırdı. Çünkü hadiste buyruluyor ki, geçtiği her semada karşılaştığı peygamber veya peygamberler Cibril’e “bu yanındaki kim ey Cibril” diye sormuşlar. O da onlara “Muhammed” diye cevap verdiğinde, şaşırarak “demek gönderildi” gönderildi demişler. Dolayısıyla namazı Mirac’tan sonra kıldırmış olmalı. Tabii konumuz bu değil, konumuz daha önce orayı görmediği halde Beytü’l-Makdis’i nasıl tarif edeceğidir. Buna ilişkin Resulullah (s.a.v) “Yüce Allah bana Beytü’l-Makdis’i” gösterdi diye buyurdu. Allah kendisine Beytü’l-Makdis’i net bir fotoğraf şeklinde gözünün önüne getirdi, O da orayı kapı kapı, sokak sokak tarif etmeye başladı. O halde bu mucize başkalarını ikna etmek üzere gönderilen diğer mucizelerden değildir. Bu mucize mahlukatın efendisi Muhammed (s.a.v)’e verilen özel bir mucizedir. Bununla bazı ana hususları ispat etmek istenmiştir. Bu hususların başında gelen ise Kudüs’ü peygamberlerden miras almasıdır. Çünkü Kudüs peygamberlerin mirasıdır. Tabii en önemlisi de namazın farz kılınmasıdır. Ayrıca Zuhruf Suresinin 45. Ayetinde peygamberlerle peygamberleri de gördüğü belirtilmektedir. Zannettiğim kadarıyla müfessirlerin tümü bu ayeti böyle kabul ediyor.

 “Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahman'dan başka kulluk edilecek ilahlar var etmiş miyiz?” (zuhruf 45)

 Evet, bu mucizenin diğer peygamberlere verilen mucizelerden farklı görevleri vardır. -Tabii bununla birlikte diğer peygamberlere verilen mucizelere benzer başka mucizeler de efendimize verilmiştir. Hastaları iyileştirmesi gibi, gözü çıkanın gözünü yerine koyup tekrar görmesini sağlaması gibi mucizeler…-  Söz konusu mucizenin görevlerinden biri de o hadiseyi günümüzle irtibatlandırmaktır Allahualem. Nasıl derseniz? Şöyle “Bir gece vakti kulunu Mescid-i haramdan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah ne yücedir.” Ayetinden sonra söz direk İsrail oğullarına yöneliyor:

 

Mûsâ’ya kitabı verdik ve “Benden başkasına güvenip dayanmayın” diyerek o kitabı İsrâiloğulları’na bir hidayet rehberi kıldık.” (İsra 2)

“Biz kitapta İsrâiloğulları’na şöyle bildirmiştik: “Yeryüzünde mutlaka iki defa fesat çıkaracak, çok böbürleneceksiniz.” (İsra 4)

Ayetlerde görüldüğü üzere İsra hadisesinin geçtiği yerden hemen sonra doğrudan İsrail oğullarından söz ediliyor. Tabii burada kastedilen Ehlikitap yalnızca Yahudilerdir. Peki ey değerli kardeşlerim farklı bu iki durumu birbirine bağlayan hususun ne olduğunu ve o zamanda orda Yahudiler diye bir şeyin bulunmadığını bilip anlamanız lazım. Yahudilere o vakit Mescid-i Aksa’ya girmeleri Hristiyanlar tarafından yasaklanmıştı. Çünkü Hristiyanlar bizden de önce Kudüs konusunda kaygı taşıyorlar. Bu, İsra hadisesinden yaklaşık on sekiz yıl sonra imzalanan Ömer Vesikası tarafından tasdik edilmiş bir bilgidir. Ömer bin Hattab Kudüs Patriği Sofronios ile anlaşma vesikanın maddelerini yazdıklarında Kudüs Patriğinin Ömer bin Hattab’a ne şart koşmuştu? Patrik Sofronios, Emirü’l-müminin Ömer bin Hattab’a Kudüs’ün anahtarlarını teslim etmesi karşılığında Yahudileri Kudüs’e sokmama maddesini anlaşma maddelerinin arasına eklemeyi şart koymuştu. Hristiyanların şart koştuğu şeye bakın! Emirü’l müminine diyorlar ki, sana Kudüs’ün anahtarını ancak Yahudileri buraya almaman koşuluyla teslim edeceğiz! İsrail Oğullarını burdan men edeceksin… Bunlar bizim uydurduğumuz şeyler değil, yazılı bilgilerdir. Tekrar edelim Patrik anlaşma vesikasında “Yahudiler Kudüs’e girmeyecek “maddesinin eklenmesini istedi. Çünkü ta 64 yılına kadar  Hristiyan Tarihinin öğretilerine göre Hz. İsa’yı haça gerenler Yahudilerdir. Daha doğru bir ifadeyle Hz. İsa’nın haça gerilmesine sebep olanlardır, çünkü Romalılar onu haça gerdi. -Yani günümüzde de devam ettiği gibi verilen kararın arkasında onlar vardı.-

Bu inanış, ABD’nin tarihindeki tek Katolik başkanı John Kennedy’nin o zamanki 6. Papa Pauls’tan duruma yönelik bir fetva istemesine kadar sürdü. Kennedy, Papa’ya “şuanda İsrail’le uğraşacak vaktimiz yok, bizim öncelikli sorunumuz Sovyetlerledir. Dolayısıyla Yahudilerin elini İsa’nın kanından aklandıracak bir fetva çıkart” dedi. Bunun üzerine Papa, böyle bir fetva çıkardı. Tabii kısmen haklı bir fetva, çünkü o hadiseye bütün İsrail oğulları iştirak etmemişti. Ancak bundan murad edilen dini bir düzeltme değildi, siyasi bir hedefti.

 O halde ey değerli kardeşlerim İsra ve Mirac hadisesinde orda Yahudiler yoktu. Peki buna rağmen neden birinci ayetten hemen sonra İsrail oğulları söz konuş oluyor? Üstelik hangi şekilde söz konusu oluyorlar?

Yeryüzünde mutlaka iki defa fesat çıkaracak, çok böbürlenecekler”

mealinde söz ediliyorlar. Böylece Mesih’ten önce 576 yıl önce yaşanmış bir hadiseyle irtibat kuruluyor. Şöyle ki, Nebukadnezar Babil’den gelerek mabedi yıktı, İsrail oğullarını sürdü, mabedin taşlarını da Babil’e götürdü.  İşte o günden bu yana İsrail oğulları yeryüzünde hiçbir siyasi oluşuma sahip olmadı. Sadece toplumsal bir takıp kümeler oluştu. Örneğin Yahudi Mahallesi, gibi… Ancak resmi anlamda kararlarını yürütebilecekleri siyasi bir yapı, temsiliyyet, devlet veya herhangi bir oluşuma sahip olmadılar.

Ayet onların iki defa fesat çıkaracaklarını belirtmişti. O halde birincisi sona erdi, ya ikincisi? Bazıları ayeti başka biçimde yorumluyorlar, dilin gramerine dikkat çekerek geçmiş ve gelecek zaman ibarelerini öne sürüyorlar. Hayır Arapça hele hele Kuran dili bu gibi sınırlandırmalardan daha geniştir. Ayette kastedilen ikinci merhale şuan içerisinde bulunduğumuz merhaledir. Bazı basit kişiler, şunu diyor: İkinci merhale de geçti. Çünkü Hz. Peygamber Beni Kurayza, Beni Nadir ve Beni Kaynuka Yahudilerinin boyunlarını vurdu. İşte bu hadise ikini merhaleyi oluşturuyor, diyorlar. Hayır… Bir kere bunlar siyasi bir yapı değillerdi, bir karar sahibi veya bir nüfuz ve yetkileri yoktu, Evs ve Hazrec’in yanında çalışan kabilelerdi. Tamam ticaretle uğraşanları vardı ancak siyasi bir yetkinlikleri yoktu. İkinci merhaleyi oraya bağlayanlar cahil olmalılar. Ayet açıkça İsra’dan yani Mescid-i Aksa’nın geçmesinden hemen sonra onları söz konusu ederken Medine’de yaşanmış bir hadiseyi Mescid-i Aksa’yla nasıl irtibatlandırıyorlar anlamış değilim.

 Allahualem İsra ve Mirac hadiselerinin en önemli vazifelerinden biri Kudüs’ü Müslümanların gelecek günleriyle irtibatlandırmaktır. Bu rabbani ve mucizevi irtibatın farkında olan Filistin ve Lübnan’daki kahraman mücahitler ve az sayıdaki mütedeyyin kesimin dışında bugün Müslümanlar kendilerinden talep edilen şeyin büyüklüğünü idrak etmiyorlar ne yazık ki. Bu irtibatın görevi nedir değerli kardeşlerim? Şöyle ki, Kuran’ın mucizeleri nihayete ermez, yani Kuran’daki sözlerin vakti geçmez. Her zaman ondan bir şey zuhur eder. Örneğin, yirminci yüzyılın başlarında ancak bilimle tefsiri mümkün olan ayetlerin tefsiri ortaya çıkmaya başladı. Mesela anne karnındaki ceninin tarif edilmesi, bulut ve yağmurun yağışının nasıl meydana geldiği, parmak izi, her şeyin erkek ve dişiden, pozitif ve negatif zıt kutuplulardan meydana geldiğinin haber verilmesi, mikroskopsuz bir şekilde küçük canlıların tarif edilmesi ve daha nice mucizelerin bilim yoluyla ortaya çıkması bunlardan bazılarıdır.

 Bugün bu büyük mucizeyi görmeye ve ona dokunmaya uzak olmayan bir vakte ermiş bulunmaktayız. Bunu daha önce de ben ve bir çok kişi dile getirmiştik. Ancak birkaç gün önce bununla ilgili beni hayrete düşüren İsrailli bir generalin emekli olduktan sonra yazmış olduğu kitabı okumam oldu. Kitabında İsrail’in 2022’de yıkılacağını belirtmiş. Tabii yıkımını Yahudi bir senaryoyla çizmiş, yani İsrail büyük bir darbeyle yıkılacağını iddia etmiş ancak sonuç itibariyle bazı Yahudi anlayışları doğrultusunda bir şeyler katmış. Yine kendisiyle bir çok konuda kendisiyle ihtilafa düştüğümüz Ramallah’ta ikamet eden kardeşimiz Bessam Cerrar’ın da buna ilişkin otuz yıldan beri sürdürdüğü çalışmaları var. Kendisi burada ikamet ettiği zaman onun bir kitapçığı elimize geldi, sayfa sayısı yüzden azdı. Şimdi ise sanırım bin sayfalık bir çalışması var. İçeriği Kuran lafızları ve daha bir çok konuyla ilgili araştırmaları mevcut. Kitabında İsrail’in 2022’de yani Hicri 1444 yılında yok olacağını iddia ediyor. Hatta Rum savaşının meydana geleceğini iddia etmişti. – Bunun Rusya ve Ukrayna savaşıyla bir ilgisi var mıdır bilmiyorum-. Bu çalışmalarla ilgili şahsi kanaatim bunları ne yüzde yüz kabul edemekten yanadır ne de topyekün ret etmekten yanadır. Tabii bundan daha çok şerh edilmeye muhtaç konulardır. Daha önce size defalarca söylemiş ve tekrar etmiştim: Bu konulara ilişkin rivayetler İsrail oğullarına ait rivayetlerdir. İsrail oğullarına mensup her sınıftan ve her bölgeden insanlar bu rivayetler ışığında devletlerinin yok olacağı hususunda konuşuyorlar: İsrail’in kurucu başbakanı David Ben-Gurion’dan yazar ve bir süreliğine Dışişleri Bakanı ve Başbakanlık yapmış olan Moşe Şaret’e kadar, küçük rütbeli subaylardan sivillere kadar doğudan batıya kadar tüm İsrail oğulları bu rivayetlerden yola çıkarak devletlerinin zeval bulacağından ve zeval bulacağı tarihten söz etmişler ve ediyorlar. Onlar, en uzak zeval tarihini Kamerî takvime göre seksen yılını tayin ediyorlar, yani yetmiş yediye tekabül ediyor biz ise şuanda yetmiş üçteyiz. Tekrar etmek gerekirse bu onların en uzak olarak belirledikleri tarihtir. Ayrıca bu rivayetlerin çokluğu ve çeşitliliği şaşırtacak derecededir. Bunlardan da daha önemlisi bu rivayetlerin elimize geçmesi Siyonist devletin kuruluşundan öncedir. Elimizde 1948 (*İsrail’in kuruluş tarihi)’den önce ondan fazla rivayet mevcuttur. Bunlardan biri İshak Divan adlı bir Yahudi’ye ait, diğeri Iraklı bir kadına ait ve daha başka rivayetler. Bunları iki üç yıl önce Sayın Seyyid Hasan Nasrallah ile tektik ettik. Öyle rivayetler ki içinde insanı hayrete düşürecek haberler mevcut. Mesela o rivayetlerden biri 1930’lu yıllarda bir Yahudi’nin Lübnan’ın güneyindeki bir Müslümana aktardığı bazı haberleri içeriyor. Öyle ki bütün savaşları haber vermiş; 48 savaşını, 67 savaşını, 82 savaşını hepsini tümünü haber vermiş. Hem de detaylı bir şekilde haber vermiş, üstelik 30’lu yıllarda yaşanacak üç savaşı haber etmiş, orduların sayısını ve alacakları yenilgiyi bile söylemiş. Bundan da daha dehşetlisi o Yahudi adam, Müslüman’a “ordumuz Beka’daki Sultan Yakup adlı köye ulaştığı gün, İsrail oğulları devletinin yıkılışı için geri adım başlamış olacaktır” diye haber vermiş. Sultan Yakup denilen yer de çoğu insanın bilmediği küçücük bir köy. 82’de orda bir çatışma yaşandı ve İsrail ordusundan askerler öldürüldü, halen cesetlerini arıyorlar. Yakın bir zamanda bile Yermük Kampı vurulduğunda öldürülen Yahudilerin cesetleri Filistinli bir direniş grubunda kaldı. Bunun üzerine Yahudiler cesetlerini aramak için Yermük Kampına girdi, sanırım bazılarını aldılar. Bunda bazı detaylar vardır… Fakat şu çok önemli: Daha siyonist yapı kurulmadan Yahudilerin zihninde Sultan Yakup adlı bir köyünün ve Yahudi ordusunun varacağı en uzak noktanın bu köy olacağı bigisi gerçekten hayret edilecek derecede ilginçtir. Ve gerçekten de onların bu bilgisi doğrulandı; o tarihten beri İsrail oğullarının askeri ilerleyişi olmamıştır. Aksine geri çekilmeler oldu; 85’te geri çekildiler, 2000 yılında geri çekildiler, 2005’te Gazze’den geri çekildiler… Bundan önce de 1980’de Sina’dan geri çekildiler, tamam, bazı zelil şartları kabul ettirerek çekildiler ama çekildiler… Yani askeri alanda bir genişleme sahası yok. İsrail oğullarının rivayetleri bu hususu teyit ediyor. Az önce söz ettiğimiz general, İsrail için çöküş tarihini bu senenin Mayıs ayını veriyor, nükleer bir darbeyle bu işin olacağını iddia ediyor. Tabii onlar rivayetlerde bazı değişiklikler yapıyorlar. Örneğin: (İsrail’in) yıkılışına sebep olacak büyük savaşın Merc bin Amir Ovası (Amir Vadisi)’nda olacağını söylüyorlar. Biz bu ovaya ilk fetihler döneminde burayı fetheden sahabelerden Amir’in isminden dolayı Amir Ovası derken, onlar buraya “Meciddo” ismini verirler. Çünkü bu ova üçgen şeklindedir, bu üçgen şeklin baş kısmı Nablus’tayken taban kısmı ise Lübnan’nın güneyindeki Celile bölgesindedir. Onlara göre nihai savaş orda yaşanacaktır. Bunun yanısıra onlar savaştan sonra İsrail kralı olarak adlandırdıkları Hz. İsa’nın da ineceğini ilave ediyorlar. Kardeşlerim Siyonis yapının hikayesi koministlerin hikayesine benzemektedir. Halen öyle… Koministler altmış yıl boyunca tamamlanmamış bir devlet pozisyonunda kaldılar. Altmış yıl boyunca mülkiyetlerin tümünü kamulaştırma hayaliyle yaşadılar ancak bunu başaramadılar. Sovyetlerin ne kadar güçlendiklerini biliyorsunuz ancak buna rağmen altmış yıl boyunca kendilerini tamamlanmış olarak görmediler; tam bir kominist devlet olmayı beklediler ancak olmadı. Şimdi de İsrail oğulları, yetmiş dört yıldır kendilerini tamamlanmamış, geçici bir yapı durumunda görmekteler. Çünkü onların inanışına göre Hz. İsa kendilerine bir kral olarak inmedikçe İsrail devleti kurulmaz. Onlar için kralsız devlet olmaz, olsa olsa geçici bir yapı olur. Yüzüncü kez tekrar edeyim: Eğer İsrailoğullarının zayıflığını görmek istiyorsanız, kendileri hakkında ne konuştuklarını anlayın. Böylelikle içlerinde devamlı olarak taşıdıkları yok olma korkusununu, istikrarsızlık ve mutmainiyetsizlik duygusunu, gelmeyecek olan kralı bekleyişlerini ve Araplar önündeki eziklik komplekslerini göreceksiniz. Hatta Arapların içinde bulundukları bu malum hallerine rağmen onların önünde kendilerini zayıf hissediyorlar. Müslümanların güçlenmelerinden çok kaygılanıyorlar, mesela 1981 yılında İsrail hava kuvvetleri, mesafe olarak kendisinden uzakta olmasına rağmen Irak’ın küçük ve teknik bakımından ilkel düzeyde sayılan Osirak nükleer deneme reaktörlerini vurdu. Yine İran’dan da çok korkuyorlar.

 Biz İsra ve Mirac münasebeti dolayısıyla gelmekte olanın inşallah yakın olduğunu size müjdeliyoruz.

                                   ************* 2. HUTBE************

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salât ve selam yaratılmışların efendisi, Allah’ın elçisi Muhammed’e, âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet ederim.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının.”(Haşr 18)

Değerli kardeşlerim Rusya ve Ukrayna arasında süren bir savaşın olduğu malumunuz. Coğrafi olarak bizden uzak bir yer. Bu savaşın bizi ilgilendiren bir tarafı olmadığı kanaatindeyim. Sadece orda çalışan veya okuyan evlatlarımız için kaygılanıyoruz. Fakat şunu belirtmek lazım; bu savaşta hangi taraf haklı? Uzatmadan söylemek gerekirse Rusya haklı. Çünkü Amerika, Ukrayna’yı NATO’ya dahil etmek istiyor ve böylece onu kendisine bir arka bahçe yaparak Rusya’nın güvenliğini tehdit ediyor. Hatta Ukrayna’ya sürekli silah veriyordu. 2014 yılına kadar bir sıkıntı yoktu. Zaten bu tarihe kadar Ukrayna Rusya Federasyonunun siyasi bir parçası halindeydi. Ancak 2014’ten sonra orda bir patlaklık meydana getirildi, tıpkı Suriye’de, Mısır’da ve Tunus’ta olduğu gibi… Nasıl Arap baharı dedilerse Ukrayna Baharı diyerek ordaki bazı belirli toplulukları harekete geçirdiler. “Biz Rusya’yı değil Amerika’yı istiyoruz” demeye başladılar. Hani bir atasözü var, “Yakınındaki komşun mu yoksa uzaktaki kardeşin mi senin için daha iyi?” onların düştüğü yanılgı da bu. Haritaya bakın, Lübnan ve Suriye birbirlerine nekadar yakınsa onlar da birbirlerine o kadar yakın, yani Ukrayna’yı Rusya’dan koparmak mümkün değil. Üstelik tarihte Ukrayna diye bir devlet yok, oranın asıl sakinleri Rus’tur. Oraya Ukrayn kavmini yerleştiren kişi de Kominizmin kurucusu Lenin’dir. Zamanla çoğaldılar. Sonra Stalin geldi, bazı değişiklikler yaptı, ancak o daha çok Müslümanlarla uğraştı, kavmleri bir yerden başka bir yere sürdü. Azerbaycan’ın meselesi de Stalin’den kalmadır. O halde tarihte Ukrayna diye bir devlet yoktur, hep Rusya’nın bir parçasıydı ve o coğrafyadaki çoğunluk Rus idi. Sonra Amerikalılar fitne çıkarmak için geldi. Yani bu durumda evvela Rusya kendi güvenliğini savunma hakkına sahiptir. İkincisi olarak, bizim maslahatımız kiminledir? Tabii ki, Rusya’yladır.  Amerika kimdir? Amerika Suriye’yi, Yemen’i, Libya’yı ve bütün şehirlerimizi yakıp yıkandır, Lübna’nı ablukaya alandır, İsrailoğullarını destekleyendir… Bugün ilginç bir şey okudum; Gürcistan’da “İki Amerika“ adında bir enstitü var, yani adını Kuzey ve Güney Amerika’dan almış. Bu enstitü yüksek düzeyde subaylar mezun edermiş. Ordaki mezunlar listesine göz attığımızda Güney Amerika’da insanlık suçu işlemiş tüm diktatörlerin isimlerini görüyoruz; Panama’dan Şili’ye; Venezuela’dan Arjantina kadar bazı dönemlerde bu ülkelere zalim yöneticiler hükmetmiştir. İşte bu zalim yöneticelirin tümü bu enstitüden mezun olmuştur. Yani şunu demek istiyorum Amerika sadece Filistin’de, Yemen’de cinayet işlememiştir; Amerikan siyaseti her nerede yer bulmuşsa orda bu suçlara imza atılmıştır. Hatta şunu şöyle tahdit edebiliriz, onların gözünde ABD’nin sınırları dışında insanın, insan haklarının, hiçbir ilke ve kanununun, ahlakın ve hiçbir şeyin kıymeti harbiyesi yoktur. Viyetnam’dan Kore’ye ve daha başka yerlere kadar bunu görebilirsiniz. Bütün bunlar ortada dururken nasıl Amerika’nın safında durabiliriz? Tabii Rusya’nın da tarafı değiliz. Her nekadar Suriye’de rejimi korumuş olsa da İsrail’in uçaklarını vurmuş değil. Çünkü orda uluslararası alanda üzerine ittifak edilmiş kırmızı çizgiler vardır. Yani Putin’in ya da bazılarının değimiyle Ebû Ali’nin taraftarı da değiliz. Ancak şu durumda Rusya Amerika’ya oranla bizim için daha iyidir. Gelecekte ne olur bilemiyoruz… Yani heyecanlanmaya gerek yok, tamam Rusya’nın zafer elde etmesini istiyoruz, ancak bunu Müslümanların veya Filistin’in bir zaferiymiş gibi algılamamamız lazım. Fakat şüphesiz bu, Amerika’nın bölgedeki siyasetine indirilmiş ve onun zayıflığını gözler önüne sermiş önemli bir darbedir. Bakın şimdi Ukrayna’ya asker göndermeyecekler. Çünkü Amerian politakası böyledir. Tıpkı 7 Mayıs savaşında burdaki müttefiklerini yalnız bıraktıkları gibi, Viyetnam’da işbirlikçilerini bırakıp kaçtıkları gibi ve daha bir çoklarını yarı yolda bıraktıkları gibi… Onların bu durumu ayette de haber verildiği gibi Şeytanın durumuna benzer: “Tıpkı şeytanın durumu gibi. O insana: İnkar et” dedi. İnsan inkar edince de: “Ben senden beriyim” dedi. (Haşr 16)

Ayrıca bu işin maslahatına gelecek olursak belki Filistin davasını olumlu anlamda etkileyebilir. Tabii ki belirtmek gerekir ki, hangi milletten olursa olsun biz hiç kimse için ölümü temenni etmiyoruz. Ancak bu savaş uzayıp farklı merhaleler alırsa kesinlikle İsrail’in sonunu hazırlayacak gelişmeler doğuracaktır. Değinilmesi gereken diğer bir husus ise, Suriye’de Irak’ta başka yerlerde Amerika’nın radikal İslamcı grupları kullanma projesinin başarısızlığa uğramasının ardından yeniden hortlaması gerçekten tuhaf bir durum. Geçenlerde bunu doğrulayan bir görüntü ortaya çıktı, bazı kardeşler gelip “bunlar istihbarat tarafından kurgulanmış montajlardır” dedi. Hayır kardeşim bunlar montaj değildi. Çünkü teknik bakımından böyle bir montajlamayı oluşturmak mümkün değil. İkincisi, Lübnan’ın istihbarat ve güvenlik teşkilatına olan bütün saygımızla beraber diyoruz ki, Direniş Gücü (*Hizbullah)’nün güvenlik teşkilatı olmaksızın böyle bir şeyi başaramayacaklardı. Direniş Gücünün güvenlik teşkilatı detayları biliyor, dün istihbarat teşkilatını tebrik etti. Bu demek oluyorki, detaylardan haberdardır. Gerçekten akıl alır gibi değil, nasıl olur da kendilerine Müslüman diyen bazı gençler “Şiiler öldürülmelidir, çünkü kafirdirler ve seçimler olmamalıdır” diyerek sivilleri bombalamaya kalkışıyor. Böyle bir düşünceye nasıl varıyorlar anlamış değilim! Acaba uyuşturucu yoluyla mı bu kafayı buluyorlar yoksa özel dersler alarak mı? Gerçekten bilmiş değilim! Kesinlikle gençlerimizi bu sapkınlıktan himeye etmemiz lazım. Tabii halihazırdaki durum 2013’teki durumdan çok daha iyi… Allah’ın izniyle bütün kafirlere, müşriklere, hainlere, mütereddidlere, müşekkiklere, müfsid ve zayıflara rağmen aydınlık günler yakın. 

 

 “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allahım (peygamber efendimiz) Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

 Allah’ım! bizi gam ve kederden kurtar, tasamızı gider, meşakkatimizi rahatlıkla değiştir, yoksulluğumuzu nimet lütfunla tebdil eyle. Allah’ım! İslam ve Müslümanlar için hayır isteyeni her hayırda muvaffak kıl! Allah’ım! İslam ve Müslümanlar için şer isteyeni ise izzet ve kudretinle onu imha et! Allah’ım halimizi daha iyi bir hale değiştir, Kur’an-ı Kerim’i kalplerimizin baharı kıl, dinimizden bize faydalı olanı öğret ve öğrettiklerini bize faydalı kıl, ilmimizi arttır, bizi salihler zümresine ulaştır. Allah’ım hak olanda kalplerimizi kaynaştır ve hak olanda sözlerimizi birleştir, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, amellerimizi hayırla sonuçlandır.

 “Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkinliği, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. Hatırlayasınız diye size öğüt vermektedir.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım