Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (13)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (13)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (13)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’ olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Kıymetli kardeşlerim. Müslümanların çoğu uzun yıllardır ve özellikle çağımızda büyük bir zillet ve yalan altında yaşadılar. Deccal çağıdır bu. Bunun üst başlığı veliyyü'l-emre itaat etmek idi. Bu yalan bir başlıktı ki şuan içinde bulunduğumuz hale bizi soktu. Alimlerimizin çoğunu susturan bir başlık idi. Hayır ehlinin ve namaz ehlinin çoğunu susturdu. Delil: veliyü'l-emre uymak ilahi bir emir demek idi. Yöneticiler Kuran nassını tahrif ettiler. Çünkü lafızlar mahfuzdur ama yorumlar mahfuz değildir. Zikri biz indirdik onu biz koruyacağız ayeti Hicr suresinde geçer. Ama onlar tefsiri tahrip edebildiler. İnsanları yalancı tefsirlerle aldattılar. Bunu uzun uzun konuşabiliriz. Ama bugün daha net açıklamalara ihtiyaç duymaktayız. Nisa suresindeki baş ayet: Allah ve resulüne, sizden olan ulu'l-emre itaat edin ayetidir. Ayetin başını alıp sonundan kırparlar. Oysa ayetin kendisi onların dediğini onaylamaz. Allah aralarından ve bağlacını koyarak kendisini peygamberini ve yöneticilerini sayar. Demek ki onlara itaat etmek ilk ikisine itaat ettikleri ölçüde olur. Allah üçünü de birbirinden bağımsız saymaz. Demek ki yöneticilere uymak bir bütünün parçasıdır, müstakil bir birim değil. Şeyh Şaravi de bu ayeti böyle tefsir ederdi. Ayetin öncesinde Allah emaneti ehline vermenizi ve hükmettiğinizde adilane hüküm vermenizi emreder şeklinde ayetler vardır. Emaneti ehline verin demektir bu. Adaletle hükmedin. Sonra insanlara itaat etmelerini söyleyin. Emanet ve adalete hıyanet ettikten sonra itaat elde etmen söz konusu değil. Bu çok açık. Çocuklar bile hatta sağırlar bile Hz. Ömer Efendimizle ilgili anlatılan şu kıssayı işitmiştir:

Hutbeye çıkıp, dinleyin ve itaat edin dediğinde avamdan birisi vallahi ne dinleriz ne itaat ederiz dedi. Dedi ki: Neden? Hz. Ömer onun ismini bile söylemedi çünkü bilmiyordu, o kadar sıradan belki de bedevi birisiydi. Adam: Bize ganimetler dağıtıldı, koyunlardan yapılmış kumaş geldi. Kumaş herkese eşit dağıtıldı. Herkese düşen kumaşla ancak bir elbise çıkardı. Bu da kısa bir elbise olurdu. Sen ise uzun bir adamsın, bu kıyafetle ayağını kapatacak kadar büyük bir elbise dikmişsin. Niye kendine ayrı muamelede bulundun? Bir kumaş parçasıyla niye kendini ayrıcalıklı kıldın? diye sorunca onu hapse atmadı. İşi tartışmaya dökmedi, dinden döndün diye onunla tartışmadı. Aksine insanlara dönerek Abdullah b. Ömer burada mı diye sordu. Abdullah b. Ömer'i gördüklerinde ona durumu anlatmasını söyledi. Abdullah da babasının uzun olduğunu ve kendi payından feragat ettiğini, uzun bir elbise olsun diye babasına verdiğini söyledi. O araplar da o zaman işte şimdi işitir ve itaat ederiz dediler. Tüm bu yaşananlar bir parça kumaş içindi.

Koca koca toprak arazileri değil, Müslümanların yaşadıkları coğrafyalar değil.. Bir parça kumaş! Kimsenin sayısını bilmediği, infak edip etmediğinin sorgulanmadığı ya da nasıl elde ettiği sorulmayan saraylar, köşkler ve mallar için değil, petrol için değil.

Öncelikle emaneti yerine getirin, sonra adaletle hüküm edin. Sonra yine Kuran'da bir konuda tartışırsanız Allah ve resulüne dönün demektedir. Şimdi yöneticiyle tartışsan hapsi boylarsın ve hain damgası yersin, soluğu hakim ve savcıların karşısında alırsın. Oysa Hz. Ali bir zırh için Yahudiyle tartıştığında onu mahkemeye yönlendirmiş ve mahkeme Yahudinin lehine hüküm vermişti. Sonrasında Yahudi müslüman oldu. Çünkü bunun peygamber ahlakı olduğunu biliyordu.

Şunu anlayamıyorum, bize bir şeyleri öğretip tersini yaşatıyorlar. Çocukluğumuzdan beri Hz. Ebu Bekir'in en hayırlınız olmamama rağmen başınıza getirildim, Allah'a itaat edersem bana uyun O'na karşı çıkarsam bana uymayın dediğini okuduk. Adamın biri kalkarak sende eğrilik görürsek kılıçlarımızla seni doğrulturuz dedi. Başka birisi çıkarak bu adam bunu nasıl söylersin dediğinde Hz. Ebu Bekir: "Eğer bunu söylemezseniz sizde hayır yoktur." dedi. Şimdi bu yöneticiler, paşalar malları gözlerini bürüdü de görmezler mi? Alimim deyip her gün bu hadiseleri öğretenler veliyü'l-emre itaat etmenin nasıl olup da dinimiz ve fıkhımızın bir parçası olduğunu açıklasınlar! Nasıl? Bana bunu anlatın. Peygamberimiz: Sizden önceki peygamberlerin havarileri olurdur. Bundan sonra bir kavim gelecektir ki yapmadıklarını söylerler. Emredilmedikleri işleri yaparlar. Kim eliyle onlara karşı savaşırsa mümindir. Kim diliyle onlarla cihat ederse mümindir, kalbiyle mücadele eden yine mümindir ama bundan sonra hardal tanesi kadar bile bir iman durağı kalmaz demiştir. Sonunda: Asla! Onları gerisin geriye döndürmelisiniz diye eklemiştir. Bunun gibi bir sürü hadis var ki biz bir hutbede bunların tamamını aktaramayız. Hepsini atlarlar ve başınıza Habeşli bir yönetici getirilse ona itaat edin hadisini öne sürerler. Bu hadisin anlamı onun fiziki özelliklerinden hoşnut olmamakla ilgilidir. Yalancı olması değil. Diniyle ilgili bir durum değildir. Abdullah b. Huzafe'nin de olayı meşhurdur. Mizah yapmayı çok seven bir sahabe olduğu bilinir. Bazı sahabelerin önünde ateş yakarak hadi içine atlayın peygamber böyle emretti dedi. Onlar da hayır vallahi olmaz biz peygamberimizden ateşten kaçmayı öğrendik atlamayı değil dediler. Tabi atlasalardı o onları alıkoyacaktı. Sonrasında bu durumu peygamberimize aktardılar.  Peki iki cihanın efendisi ne dedi? Eğer o ateşe girseydiniz asla çıkamazdınız! 

Yaradana isyan eden yaradılmışa itaat olmaz. Kendinizi öldürmek Allah'a isyandır. Bu din deriniz yüzen ve önünden ekmeğini çalana itaat etmeni gerektirmez. Sadece bazen siyasi aklın ne dediğini anlamayabilirsin, bunlar çok istisna durum ve zamanlardır. Böyle şeyler olabilir. Mesela Peygamberimiz, Hudeybiyeyi imzaladığında sahabe bir şey anlamadı. Tabi burada vahiy faktörü de var ama biz meseleyi anlamaya çalışalım. Onlar Peygamberimize biz dinimizde küçük düşürülmeyi nasıl kabullenelim dediler.

Diyelim ki sünnet yolunu güden bir yöneticimiz var. Bizim o an anlamadığımız bir şeyi emretse elbette ona uyarız. Önünden ekmeğini asla, seni zora soksa bile itaat edersin. Hz. Ömer bunu çok yaptı mesela, insanları dövdü fakat onların bilmediği içtihatlara vakıftı. Bu konuda Ebu Süfyan'la ilgili meşhur bir kıssa vardır. Oğlu, Dımeşk valisi Muaviye'nin bir sürü ganimet malı ve kendisine verilen hediyeleri vardı. Hz. Ömer onun arkasından birilerini yolladı ayrıca halkın arasına da adamlarını teftiş için gönderdi. Aldığı haberlere göre Muaviye'nin sarayına develerle mal yığılıyor fakat halkın eli boştu. Hz. Ömer buna kızmıştı mesela. Ama Hz. Osman'ın içtihadı farklıydı. O böylesi hediyelerin geldiği yeri, kaynağını vs. sorgulamaz ve bunları doğal karşılardı. Şimdi, Hz. Ömer gibi bir adam olsun da önümdeki ekmeğimi alsın, derimi yüzsün baş göz üstüne! Ama diyelim ki onlarca cariyesi olan bir padişah olsun ya da onlarca petrol kuyusuna sahipken Riyad ve Necdde yiyecek ekmek bulamayan insanlar varken.. yok efendim bunun vizesi yok, bunun ikameti yok.. Böyle bahanelerin arkasına sığınılırsa sonuç ne olur? Şimdi anlatabildim mi? İkameti olanı olmayandan ayırma hakkını size kim verdi? Kendi karınlarını doyurmak ve refah sürmek için mallarını yığıyorlar bunu defalarca konuştuk. Zalimler böyle şeyler için birbirine yardımcı olur.

İbni Selman'ın hikayesini biliyorsunuz değil mi? Başa geçtiğinde Fransa'ya yaranmak için ederi 300 milyon olan -tabi bu para onlar için çok ucuzdur- anlamsız bir tablo için 450-500 milyon dolar verdiler. Bunu bir maslahat bir yatırım bir hayır için yapsa, tamam anlarım ama bunu sırf lüx düşkünlüğü için yapıyor. On yılda bir bineceği arabalar alıyor. Şimdi bu adam gelsin derini yüzsün razı olur musun? Bu adamın emriyle iç savaş mı yapacağım? Direnişe ve Hizbullah'a savaş açmış bu adam yüzünden mi? Bu ölçüler bu dengeler nasıl şaştı ey yalancılar? Sözde din tüccarları nasıl oldu da ölçüler bu kadar kaçtı. Sizden birisi haram yem noktasında minberin en tepesine çıkıyor. Sonra çöle yapılan kafir şehri savunuyor. Bir halkın soykırımını savunuyor. Allah'ın karşısına hangi yüzle hangi dinle uyduğunuzu iddia ettiğiniz hangi fıkıhla çıkacaksınız?

Hadi bana bunları açıklasınlar. Bana bir silsile getirsinler, Said b. Müseyyeb'den başlasın mesela Hasanı Basri olsun Sait b. Cübeyr olsun.. Bunlar ilk asrın din liderleriydi ve Emevi yöneticileriyle araları nasıldı? Bunlara bir baksınlar. Sait b. Cübeyr'i Abdülmelik b. Mervan katletti. Etmedi mi? İkinci asrın adamı Ebu Hanife Cafer b. Mansur'un bir kararına itiraz etti. Onun Abbasilerin hükümeti ele geçirmekte bir tür haksızlık yaptığını savundu. Abbasilerin ilkesi: Maktul olarak öldürülen kişinin varisleri de katil olmasınlar diye uğraşmaktı. Evet sözde onların ilkesi buydu. Fakat katletmenin alasını yaptılar. İmam Şafii'ye gelelim. Harun onu öldürmek istedi. Henüz yirmi yaşlarındaydı.. Neden? Çünkü ali beyti severdi. Tabisi olduğunuzu iddia ettiğiniz Ahmet b. Hanbel ise eğer amire uymak yüzde yüz zorunlu olsaydı Memun'a uyardı. Sen haklısın derdi, Kuran yaratılmıştır deyip konuyu kapatırdı. Neden halatların altında işkencelere maruz kaldı? Çünkü farklı düşünen Memun'un görüşlerini reddetti. Memun şeriatın hükümlerine genel olarak karşı çıkan birisiydi ve tabiri caizse kafasına göre fetva üretip dururdu. İmam Malik.. Elleri felç oluncaya kadar dövüldü. Sizin beraber olduğunuzu savunduğunuz İbni Teymiye üç kez hapse girdi ve hapiste öldü. Ey minberlerin tepesinden yalanlar söyleyenler, emirü'l-müminine uymak nasıl caiz oluyor? Mekkeden ve Medineden ve İslam'ın büyük şehirlerinden böylesi bir yalan müslüman malı olarak nasıl pazarlanıyor? Bize biri bunu anlatsın ey dünya!

Bunlar yarın kıyamet gününde Peygamberimizin gelip "Ey Allah'ım bunları kitabı yüz üstü bıraktılar." dediği kişiler olmayacak mı? Okumadılar tilavet ettiler, dillerinde çevirdiler, tv kanalları açtılar. Tecvit dersleri verdiler yedi yirmi dört naklen yaptılar evet ama onlar Peygamberimizin nitelediği Hariciler gibi oldular. Kuran boğazlarından aşağı inmedi, kalplerine ulaşmadı. Dillerinde kaldı, dudaklarında kaldı kalp ve davranışlarında yansımadı. Allah'ım ahirette de dünyada da bizi bunlardan kılma. Bu açıklanmaya muhtaç bir konudur. Sait el Hariri'nin bu sıkıntıların bir kısmını açıklayıcı bir sözünü aktarmak isterim sadece -ki nitelikli bir adamdı ve tespitleri iyiydi-: Ben ülkemin iç savaşa sürüklenme korkusuyla görevimden ayrıldım dedi. Her şey apaçık ortada direnişi kırmak için her ne olursa olsun yap!

İç savaş olup halkın sokaklara dökülme pahasına olsa bile bunu yapmak isterler ki 2008 yılında bunu neredeyse başaracaklardı. Fakat büyücülerin büyüsü bozuldu. Şimdi ey yalancılar veliyyü'l-emir tüm bunları niçin yapar? İslam'ı uygulamak, Peygamberin sünnetine titremek ya İbni Teymiye'nin yolunu gütmek için mi? Ya da Muhammet b. Abdülvehhab için mi? Hayır, hayır, hayır asla. Böyle olsaydı -ki her ne kadar İbni Teymiye ve Abdülvehhaba karşı olsak da- gerçekten onların yolunu gütselerdi onlara destek olurduk. Bu kayıtlara geçsin. Evet onlarla beraber olurduk eğer samimi olsalardı. Fakat onlar bunu ancak kürsü, şehvet, lüks düşkünlüğü ve büyük şeytan ABD için yapıyorlar. Çünkü ABD bunu onlara emretti herkes bunu biliyor. O deli haliyle Trump çıktı ve ilk seferde herşeyi açıkça söyledi: Biz olmasak iki hafta bile şuanki topraklarınızda kalamazsınız dedi. Biz bunu zaten herkesin bildiği bir hakikat olarak söylemiştik. Fakat bunu bu şekilde dillendiren Trump oldu. Bunlar ABD'nin kuyruğu ve siyonizmin kölesidirler. Bu yaptıkları bir halkın tamamen yok edilmesine ya da iç savaşa sebebiyet verse bile onlara hizmet ederler. Gazze'de yaptıkları gibi.. Filistin'de, Lübnan'da, Suriye'de ve Irak'ta yaptıkları gibi.  Bu savaşların hepsinde Suud, ABD hatırı için destekçi oldu. Göz yaşı döken halka inat yaptılar her şeyi. Oysa Allah'ın emri, Peygamberin sünneti hatta İbni Teymiye ve Abdülvehhab'ın anlattıkları bu işlerin hep hilafınaydı. İşte bu sahnelerin hepsi şu çirkin sahnede yaşandı. Hariri'nin sözü de hakikatin bir yönüne izahat getirdi. Keşke tüm hakikatleri anlatabilseydi. Böylece ümmetin bir kısmı ya da tamamı kendine gelirdi. Bizi normalleştirme politikalarına, kafire köle olmaya, zillete ve Allah'ın şeriatına muhalefet etmeye iten gafletten kurtulurlardı.

İkinci bir güzel gelişme şudur. İbn Selman ya da Suud oyununa gelmeyen bir kişinin var olmasıdır. Dediler ki Hariri'yi gürültü patırtıyla hakirlerin en hakiriyle yer değiştirelim. Sözde gelecekteki Cumhurbaşkanımız çıkarak Hariri için bu bizi temsil etmeyen, bizi arkamızdan vuran biridir dedi. İşte bu adam zaten onun elini zayıflattı ve kendisini itibarsızlaştırdı. 2017 Teşrini sanisinde bunu yapan oydu. Böylece Hariri azledildi, işkence gördü ve ihanet altında kaldı. İstifaya zorlandı. Fakat bizim beklediğimiz ve aslında pek de olacakmış gibi görünmeyen olumlu şey ise ümmetimizin uyanış ve dirilişidir. Yıllardır sömürüldüğümüzü anlamalarıdır. Ümmetin önceden İngiliz diktası altında şimdi ise ABD ve siyonist çizmeleri altında ezildiğimizi anlamasıdır. Bu şehirleri, ülkeleri onlar düzenledi. Onlar kurdu. Ebu Suud'un Arap yarımadasını almak gibi bir vizyonu yoktu. Orada İbni Reşit vardı, Yemen'de başkaları vardı ki bu işi yapmaya ondan kat be kat ehillerdi. Fakat belgeler ve emirler onun eline tutuşturuldu. O da İngiliz Kralı Hazretlerine tamamen sadık olacağıma söz veriyorum diye yeminler etti. Şimdiki Elisabeth'in babası. Bu antlaşmada bu ifadeler "kıyamet saatine" kadar bu anlaşmaya uyulacağını ifade ediyordu. Evet bu ifade tüm kitaplarda geçer ama araplar okumaz. Okusa da anlamaz. Başka bir anektod.. Bunu da yüzlerce kez anlattık. Abdulaziz gitti ve Kızıldeniz'de Kuvensi isimli yatta (4 Şubat 1945 gününde) Siyonist ülkesi kurulmadan yalnızca üç ay önce ilgili yerlere yeminler ettiler. Ona Yahudilerin işgaline karşı çıkmayacağına ve Yahudi iskanını desteklemesi için anlaşma yaptılar. Kuvvet, istikrar, petrol ve servet Suud'un yönetimini sürdürmesini sağlayan asli sebepler değildir. Bunların yönetimi İngiliz ve ABD kararlarıyla olmuştur. Ellilerden beri maalesef İslamcı olduğunu söyleyen bir çok kişinin de içine düştüğü bir hata yaygınlık kazandı. ABD onlara Şiilikten korkmalarını gerektiğini ve Şiilik aleyhinde olabilmek için kendileriyle ittifakın zorunlu olduğunu söyledi. Gerçi bir kısım insan bu konuda mazur görülebilir. Çünkü çok kısa ama çok kısa bir dönem Şiiler gerçekten korkutucuydu. Şiilere bakanlar tüm dünyada gerçekten dehşete kapılırdı, evet böyle bir dönem oldu. ABD bile bizden korktu. Şii yanlısı, sempatizanı olan herkesi takip ve kontrol ettiler türlü tazyikler uyguladılar. Zaten sinemalarında da bunu yeterince işlediler. Bu konuyu en açık şekilde işleyen film de American Citizen (1992) olabilir. Bu filmde de işlendiği gibi kendisine yetki verilen kişiler Şii kokusu aldığı yerde o kişileri öldürdüler, hiç birisi kaçmaya fırsat bulamadı. Tamam kısa bir süre için Şiilerle savaşmak için ABD safına çekilmenin mazur olduğunu kabul edelim. Tamam da sonra ne oldu? 76'da ne oldu? 82'de ne oldu? İşte artık bu dönemlerde tam intibak sağladılar ve ABD'nin kuklası oldular. Ortaya çıkışları da intihar eylemleriyle oldu ve ölmeden hiç birisi sözde dinine hizmet edemedi.. Kan dökmeden hizmet edemediler. Allah bize yeter O ne güzel vekildir.

Aziz kardeşlerim tablo gerçekten çok can sıkıcı. Fakat bu karanlık bulutların ardından nur parıltıları görüyoruz. Bu sahneler Allah'ın vaadinin yaklaştığını gösteriyor. İsrail'in yok olacağını gösteriyor. Şu azın azı topluluğun İslam sancağını şahlandıracağı anın yakın olduğunu gösteriyor. Bu mucizeye benzer şekilde gerçekleşecek. Allah yardımını tamamlayacak. Bitirmeden körü körüne veliyü'l-emre itaat fikrini reddeden ayetler okumak istiyorum. Kuranda 9 kez farklı farklı yerlerde "Allah'ım biz büyüklerimiz ve yöneticilerimize boyun eğdik, onlar da bizi yoldan çıkardı." şeklinde ayetler geçmiştir. Bu ayet kime arkadaşlar? Ahzab suresinin sonundaki bu ayeti nereye saklayacaksınız. Sen yönetici veya kralın sana hadi savaşa gir dediğini duyarsın. Ya da öldür der bak bu terörist der, bak bu ABD'li İranlıdan iyidir der. Sen de löp diye cehenneme yuvarlanırsın ki Allah da oradan çıkarmasın. Gafir suresinde: "Ateşin içinde birbirleriyle çekişirken zayıflar, büyüklük taslamış olanlara, “Vaktiyle biz size uymuştuk, şimdi bu ateşin hiç olmazsa bir kısmından bizi kurtarabilir misiniz?” dediklerinde, büyüklük taslayanlar şöyle cevap verirler: “Doğrusu hepimiz onun içindeyiz; artık Allah, kulları arasında hükmünü vermiştir.” ayetine ne dersiniz? Yok ben emir kuluyum demek seni kurtarır mı sanırsın. Evet yapabilirsin, yapabilirsin. Yapmamanın günahı çoktur. Araf Suresi: "Allah buyuracak ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lânet edecektir. Hepsi birbiri ardından orada (cehennem de) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha azap ver!” diyecekler. Allah da, “Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır, fakat siz bilmezsiniz” diyecektir." Yani korkmayın herkes nasibini alacak. Bakara Suresi: "İnsanlardan kimileri vardır ki, Allah’tan başka bazı varlıkları Allah’a denk tanrılar sayar da bunları Allah’ı sever gibi severler. İman edenler ise en çok Allah’ı severler. Keşke zalimler -azapla yüz yüze geldiklerinde anlayacakları gibi- şimdi de bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu anlasalardı!"    

Allah sana diren diyor. Allah Yahudiler ve şirk koşanlardan çok dine düşmanlık eden göremezsin der, sen ise ağlama duvarında oturup İbrahimi dinleri birleştirelim dersin. Tel Aviv'den gelen çocuk bizim kardeşimiz onu bağrımıza basalım diye derslerde okutursun. Evin yıkılsın, yalancı herif böyle metin mi okutulur?

"İşte o zaman, izlenenler, kendilerini izleyenlerden hızla uzaklaşmışlardır; artık azabı görmüşler, aralarındaki bağlar kopmuştur." Görüyorsunuz, kimse kimseye fayda edemeyecek. İslam aleminde başlarındaki adamların dediklerini harf harf uygulayan yığınlar var ya işte o gün uydukları kişilerin kendilerinden teberri ettiğini görecekler.

"İzleyenler şöyle derler: “Ne olurdu, bize ikinci bir fırsat verilseydi de, şimdi onlar bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!” Böylece Allah onlara yapıp ettiklerini kendileri için pişmanlık sebepleri olarak gösterir. Onlar artık ateşten çıkacak değillerdir."

Kuran terkedilmiştir. Kuran ehli diye geçinenlerin günde bin tane hafız yetiştirmelerine bakmayın. Naklen yayınlar yaptıklarına bakmayın. Onlar bombaları, füzeleri ve insanların sığındığı sığınakları gizliyorlar. Oysa Gazze'de Kuranın bir ayeti uygulansın diye o kadar uğraşan genç var. Diğerleri düzenbazlık yapıyor sizden olana uyun ayetinden faydalanmak için.

Allah hamd O'nun elçisine ve ashabına salat ü selam olsun. Allah'tan başka ilah olmadığına Hazreti Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim. Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim.

BM'nin sözüm ona ilkelerinin yarısını uyguladılar, peki geri kalan kısım yani milislerin dağıtılması ilkesi nerede kaldı? Kralın milis dediği milis oluyor. Biz vakıayı ya da Lübnan parlemantosunu ve kamuoyunu değil, melikin dediğine inanıyoruz. Bu saçmalık nedir? ABD ve Fransa, Litani güneyinde silahsızlandırmayı kabul etmişlerdi. Fakat canımız ciğerimiz! Fuad Sinorya kabul etmedi. Her halükarda ateşkes imzalandı ve biraz uygulandı. Her gün uçaklar uçtu İsrailli casuslar gezindi. Ey Arap onurunun temsilcisi, BM'de Filistinlilerin haklarını savunan hiç bir ilke yok mu? Onların vatanına geri dönmesini saplayan bir yönerge yok mu? Filistin'e ait olduğu kesinleşen evlerin Yahudilerce işgalinin engellenmesini sağlayacak bir şey bulamadın mı? 425. Maddenin 12 sene uygulanmadığını sonrasında ancak silah zoruyla uygulandığını bilmiyor musun? BM kararları kağıt parçasıdır. Zaten işe yarasaydı ancak direniş ve kanla uygulanmak zorunda kalmazdı. Petrol, lüks ve ABD ve siyonistlere aşağılayıcı bağlılık olmadan da bunlar uygulanırdı. Allah bize yeter. Razık olarak, koruyucu olarak, yardımcı olarak her şey olarak Allah bize yeter. Kerem olarak bize yeter O'na uyduğumuz için şu yöneticilerden kurtuluruz, başka bir izzet aramayız. Bunlar bizim günahlarımız sebebiyle başımıza geçtiler. Biz bu çadırdan senin otağına geçiyoruz ey Allah'ım. Ne dediğinizi bilin. Hasbunallah demek bu demektir. Aynı Uhud savaşında sahabelerin yaralı olmaları ve yenik durumda olmalarına rağmen söyledikleri gibi: Bunca yara aldıktan sonra yine Allah’ın ve peygamberin çağrısına koşanlar var ya işte onlardan bu güzel davranışta bulunan ve karşı gelmekten sakınanlar için de büyük mükâfat vardır.  Birtakım insanlar onlara, “İnsanlar size karşı asker toplamışlar, onlardan korkun” dediler de bu, onların imanlarını arttırdı ve “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” diye cevap verdiler.

Allahım vallahi ABD'den kukla yöneticilerden ve siyonsitlerden değil sadece senden korkuyoruz. Şeytan sadece kendi dostlarını korkutabilir. Biz şeytanın dostu değiliz ki sizden korkalım! Allah da şeytandan değil benden korkun der.

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allah'ım Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, bize bir çıkış yolu hazırla, bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım Kur’an-ı Kerimi kalplerimizin baharı kıl, dinimizden bize faydalı olanı öğret, bize öğrettiklerini bize yararlı kıl, ilmimizi arttır ve bizi salihler zümresine ulaştır, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir, bizden dualarımızı kabul et. Allah’ım efendimiz Muhammed’e âline ve ashabına salât ve selâm eyle.  

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, bize bir çıkış yolu hazırla, bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım Kur’an-ı Kerimi kalplerimizin baharı kıl, dinimizden bize faydalı olanı öğret, bize öğrettiklerini bize yararlı kıl, ilmimizi arttır ve bizi salihler zümresine ulaştır, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir...

Ey Allah’ın kulları! “Gerçek şu ki, Allah adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım