Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (12)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (12)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (12)

Kıymetli kardeşlerim,

Mümin kişi her an Allah'ın rahmetini düşünmelidir. Allah'ın hilim ve affediciliğini düşünmelidir. Kullarına muamele ettiği hikmeti üzerine kafa yormalıdır. Kullarının günahlarına sabretmesi, cezalarını geciktirmesi anlamındaki es-Sabûr ismini düşünmelidir. Allah bu isimle tövbe edecek kullarına fırsat vermektedir. Zaten Allah'ın adeti böyle olmasa şuan yaşadığımız hayat tepeden tırnağa farklı bir hayat olurdu. Allahımızın Nahl ve Fatır surelerindeki ayetlerine kulak verelim: (nahl, 61) (fatır suresi) İkinci ayet fatır suresinde geçer ve Fâtır suresi yasin suresinden hemen önceki suredir. İmdi bu ayetlerin anlamı nedir? Eski ümmetlerde insanlar günahlarının da sevaplarının da karşılığını hemen görmekteydi, Âdem'den beri düzen  böyleydi. Musanın döneminde gökten ateş inerdi. Bu ares günahkarları yakar, müminleri de Hakk'ın katına yükseltirdi. Allah Habil ile Kabil hakkında: (ayet) İnsanlar ilkinim hediyesinin kabul edildigi ikincisinin kabul etmediğini nereden anladılar? Bir tanesi en kıymetli koyununu sundu, diğeri en çürük buğdaylarını.. Gökten bir ateş indi koyunu aldı ve buğdayları bıraktı. Böylesi durumlar kişilerin -tabiri caizse- Allahla ilişkisinin durumunu gösterirdi ve herkes bunu bilirdi. Habilin sunduğu koyun, İbrahimin oğlu yerine kurban ettiği hayvandır. Hadiste Hazreti Musa'nın arkadaşlarıyla oturduğu yine gökten gelen bir ateşin çevresindeki insanların bir kısmını alıp sadece bir kişiyi bıraktığı anlatılır. Hazreti Musa kalan kişiye ateşin onu niye almadığını sorunca o kişi: Bir keresinde gözüm harama ilişmişti, o an gözümü söküp çıkardım demiştir. Bu Peygamberimizin ümmetinden yani bizden Allahın kaldırdığı bir durumdur. Günümüzde birisi gözüyle günah işlese sonra onu söküp çıkarsa büyük günah işlemiş olur. Aynı şekilde eliyle günah işleyip onu kesen kişinin uyguladığı ceza geçerli değildir ve bu kişi günahkar sayılır. Bu bizde caiz değildir. Günahla ilgili böylesi bir karşılık ya da buna sözleşme diyelim, bizden kaldırılmıştır. Buna isr denir, amenerrasulüde "La tuhammil aleyna isren.." şeklinde geçen bizden öncekilere yüklediğini bize bu sorumluluğu yükleme şeklinde çevrilen ayette geçen durumdur. Tabi bu anlattığımız, isrin yanlızca bir çeşididir ve bunun gibi onlarca örneği vardır ki bunları daha önceden çok kereler anlattık. O halde ateş dünyaya ya bir hediyeyi almak ya bir kurbanı kabul etmek ya da bir günahkarı cezalandırmak için inerdi. Peygamberimiz zamanında yaşayan Yahudiler bunu kullanırlardı, tabi biz günümüzde böyle bir şey olmadığını biliyoruz ama bir dönemde bunlar yaşandı. Yahudiler Peygamberimize gelerek: "Allah bizden gökten ateş indirerek kurban kabul edecek biri olmadığı müddetçe bir Peygambere inanmamızı söyledi. Sen nebiysen Ey Muhammed hadi bize bir ateş getir. Koyunu kaptığı gibi bir kurbanı kapsın." dediler. Oysa bu neshedilmiştir! "Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?” (Ali İmran, 183)

Şimdi bu anlatılanları bir örnek olarak kabul edelim. Düşünsenize yolda yürüyorsunuz gökten bir ateş iniyor ve birini kapıp götürüyor. Ya da bir kişiyi, bir topluluğu yerin yarılarak yuttuğunu düşün. Bu kişiler Allah'a isyan etmiş kişilerdir, bu kişilerin un ufak olduklarını düşün. Bu önceki ümmetlerde yaşanırdı, Kuran nassıyla da sabittir. "Bunların her birini kendi günahları yüzünden yakaladık.  Onlardan taş yağmuruna tuttuklarımız var. Onlardan o korkunç sesin yakaladığı kimseler var. Onlardan yerin dibine geçirdiklerimiz var. Onlardan suda boğduklarımız var. Allah, onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı."[1] (Ankebut, 40)    

Demek ki anlatılanlar beşeriyet tarihinde yaşanan hadiselerdir. Oysa şuan yok, ertelenmiştir. Bu Allah'ın Peygamberimizin yüzü suyu hürmetine ümmete bağışladığı bir hediyedir. "Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları Resule, o ümmi peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Araf, 157) "(Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resulüne, o ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."[2]

Günümüzde değişen durumlardan bir tanesi de örneğin Hz. Musa Efendimizin levhaları taş olarak almasıdır. Taş levhalar, bunlarda yasaklar ve öğütler vardır. Tevratın özeti gibidir, ilahi emirleri içerir. Bunlar da gökten inmiştir. Meleklerin taşıdığı, Musa ve Harun'un terekesi olan ve Musa'nın nübüvvetine delil olan tabut da gökten inmiştir. İşte bu anlatılanların tamamı Hazreti Muhammed'in şeriatıyla ortadan kalkmıştır. Diyelim ki sırf demagoji yapmak için bu işlerin ortadan kalkmadığını savunalım. Ne olurdu? Allah'a sığınırım ama bunu düşünmek için Allah hakkında kötü düşünmek ve bilip bilmeden O'nun hakkında kötü konuşmak gibi bir hataya düşmüş oluruz.

Saraylar, krallar, din alimleri olduğu iddia edilenler, bir çok kabile ve bir çok mezhebin şuanda yeryüzünden silinmesi gerekir! Biz bu kadar yalan, deccallik, diktatörlük, ölüm görmekteyiz ki tüm dünyayı sarmış durumdadır. Fakat Allah bizimle başka bir şey murat ediyor. Nahl suresinde Allah'ın nimetlerini saysanız onları bitiremezdiniz. Fakat insan zalim ve nankördür." buyrulur. İnsan burada duraksıyor, çünkü biz şükrünü eda edemediğimiz onlarca nimetin içinde yüzmekteyiz. Fakat bu surenin başına geldiğimizde Allah'ın bize iç ferahlığı verdiğini görürüz. Çünkü orada: "Allah'ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz çünkü bağışlayan ve rahmet edendir." demektedir. İşte durum böyle kardeşlerim. Günahlar var ama mağfiret de var! Yoksa kardeşlerim bugün dünyanın yok olması gerekirdi. Mesela bir örnek verelim. Yedi senedir devam eden bir katliam süreci var. Evler, hastaneler, cenaze evleri hatta hayatın olduğu her yerde bir katliam.. Burası Yemen! Sözüm ona özgür dünya ise sessizdir. Hatta yapılanlara yardım etmekte, sponsorluk yapmaktadır. Yemenliler ise bir iki hamleyle kötülüğü ve kaosu besleyen odaklara karşılık vermeye çalışmaktadır.  Bunları görünce şu yerinden kalkmayan insanlar ayaklanmaya başlar. Konuşmayı bilmeyen ve ağzını açmaması gereken kişiler nutuk vermeye başlar. İnsan haklarından dem vurmaya başlarlar. Sınırlar çiğnendi diye çığırtkanlık ederler. Sonra o güdülen ülkeler yok mu! Bunlar küçük küçük mezarlıklardır. Şimdi bu ne türlü bir küfürdür. Yeryüzünün bunları hemen şimdi löp diye yutması gerekmez miydi? İnsan nasıl bu kadar kafileşebilir. Ki bunların bir kısmı kelime-i tevhid getirir, kimisi kendini İslamcı ya da İslami hareket olarak niteler. Oysa düşmanlıkta ortaktır, onlar gibi öldürüp yalan söylerler. Allah'ın diniyle onlar gibi alay ederler. Örnek veriyorum, bu söyleyeceğim şeyle tek bir şeyi kastetmiyorum. Hadi Nakab'a gidelim. Filistin'in yarısını oluşturur ve tekrardan işgal ediliyor. Bölge halkına Nakab'lı olma şartı olarak kendilerini İsrail ordusuna yazdırmaları istendi. Alın size Yahudilerin, kendileriyle savaşanlara karşı gösterdiği vefa! Araplar nerede? Araplar eğitimi dğeiştirmekle meşgul, BAE ilkokul ikinci sınıfta Arapça öğretimi için okutulan bir kitapta: "Komşumuz Monşed Tel Aviv'den geldi, fakat o arkadaşlarıyla oynamıyor. Diğer çocuklar da anne ve babaların lürfen o çocuk yalnızlık hisstemesin o bizden biridir" diye yalvarıyor. Ey köpekler! Bu kitapları çoklara okutuyorlar. Bu normalleştirme falan değil direk Yahudileştirme! Tatilin Cumadan Cumartesiye aktarılması, ağlama duvarı bunun gibi bir sürü yeni şey. Bu yeni bir din. Kıptilerin babası bağırıyor: Ayrı ayrı dinler yok. Her birimiz atamız İbrahim'de birleşiyoruz, onu seviyoruz dedi. Sanki şu ayet yokmuş gibi:  "İbrâhim ne yahudi ne hıristiyan idi; bilâkis o, tek Allah’a inanıp boyun eğmiş birisiydi, müşriklerden de değildi. Doğrusu insanların İbrâhim’e en yakın olanı, ona tâbi olanlar, şu Peygamber (Hz. Muhammed) ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur."(Ali İmran, 67-68)

Bu kadar! İbrahim dini nedir? Tabir caizse Yahudilere bitmek bilmeyen bir borç altına girdiniz. Mahmut b. Abbas, temsil ettiği her şeye rağmen gidiyor ve İsrail savunma bakanını ziyaret ediyor. Bakın dikkat edin giden o! İsrailli bakan buna güvence versin, İsrail'in koyduğu engelleri bir izin kartıyla rahat rahat geçebilsin diye! Ben burda bas bas bağırıyorum Kudüs bölgesinde tarihi eser değerinde evler var. Bazı Yahudi cemiyetleri bile bu evlerin yıkılmasının haram olduğunu yazıyor. Ama ordu ne yapıyor? Bu evleri soğuk bir gecede içlerinde eşyalar varken yıkıyor! İçinde koltuklar var, değerli kitaplar ve mobilyalar var. O insanların sahip olduğu her şey orada.. İnsanlar soğuk gecede dışarıda kalıyorlar. Köpekler! Sözlerle gözlerimi boyuyorsunuz, yalancılar Okyanus'tan Körfez bölgesine ey bütün dünya hepiniz bizi kandırıyorsunuz?

Peki ya Gazze hakkında ne diyebiliriz? Gazze nedir? Sonu olmayan bir abluka. Neden? Allah'ın yasakladığı şeyler tedavülden mi kalktı? Hayır. Çünkü onlar -yani Gazzeliler- bizi izzetli kılan direniş silahımızla korunmak istiyorlar. Araplar, Müslümanlar, ey dünya! Bu günahların birisi bile bu insanların helak olmasına, yerin onları yutmasına yetmez mi? Suriye ve Lübnan'a bakın. Güdülen devletler, kimse Lübnan'ın yöneticileri olsun kimse Lübnan'ın bağımsızlığından söz edemez. Deccaller! Başka türlü nasıl anlayalım? Vatikan'da Papa her şeye karışıyor. Onlar Papa'ya sen sus konuşma, bu alanlara girmek sana yasaktır demiyorsun. Peki bu hakir İbni Selman, Sait el-Hariri'yle anlaşmazlığa düştü. Ona sen siyasete karışamazsın, siyasi müdahalede bulunamazsın diye diskur çekti. Yahu bu adam bir çok anlamda daha fazla siyasi temsiliyeti olan ve daha fazla bir bölgede etkinliği olan Lübnanlı bir yöneticidir. Lübnanın kukla yetkililerden bir tanesi çıkıp da Lübnanlıların yönetimine laf edebilir mi? Hani özgürlük? Hani anayasa? Hani Lübnanın siyasi hayatı? diyebilir mi? Bir adam tek başına böyle bir yoruma sahip olsa -hatalı bile olsa- tamam olur bunu anlarım. Bir bölgede halk tarafından başa getirilmiş olsa tamam derim bu adam özgürdür ve istediğini dile getirebilir. Muhammed b. Selman, dışarıdan bir adam, kendisini hiç ilgilendirmeyecek konulara ne diye karışıyor işte bunu anlamıyorum. Kim size Muhammed b. Selman'ın Sait Hariri'ye yaptığı vetonun sebebini Hizbullahla savaşmamak ya da Michel Aoun'u ataması olarak söylerse yalancının önde gidenidir. Doğru olan onun derdinin Suuddaki karışıklıklar ve mal yığma sevgisi, tüccarları kendi tarafına çekme isteğidir. O böyle işleriyle Allah'ın iradesine karşı çıkmış ve O'nu inkar etmiştir. Allah en büüyktür.

Bu nedir kardeşlerim? Bu nedir? Şu Lübnanın yöneticilerinden bir tanesi çıksın ve halka açıkça ve dürüstçe seçimlerinin hiç bir işe yaramadığını itiraf etsin. Lübnanın başında böyle bir belirleyici akıl oldukça istediğinizi seçemezsiniz kardeşim desin. Lübnan siyasi hayatının bir saygınlığı olurdu. Lübnan siyasetçileri biz bu seçimleri kaldırıyoruz deseydi daha onurlu bir siyasi duruşumuz olurdu. Dışarıdan birisinin (Muhammed b. Selman) canı istediğinde veto ederek parmak sokması ve yönetimi değiştirmesinden çok daha iyi olurdu. Lübnanın siyasi hayatı işte böyle.. Bu nedir! Bu kadarı fazla kardeşlerim gerçekten çok çok fazla. İran'ın Hasan Nasrallah'ı istemiyoruz dediğini varsayalım. O zaman neler olurdu? Gazeteler, siteler neler yazardı. 92 Senesinde Hizbullah seçimlere girip girmeme konusunda ihtilaf halindeydi. Hamaney'le saatlerce görüştüler. Efendim siz ne düşünürsünüz dediler. Hamaney onlara karar sizin kararınızdır, maslahatı nerede görürseniz ona davranın dedi. 40 Senelik tecrübeme dayanarak söylüyorum inanan inanır, inanmayan umurumda olmaz. İran'dan Hamas'a, Hizbullah'a vs. bir tane emir gelmemiştir. Hiç bir emir gelmemiştir. Buna yemin dahi edebilirim. Bunların hepsine vakıfım ve ne kadar müsamahalı bir dil kullandıklarını da biliyorum. Ama Suudi Arabistan paramıza karışır, bizi kimin yönetip yönetemeyeceğine karışır. Bunu sevin bunu sevmeyin der. Bu Lübnan yönetimini bağımsızlığını, özgürlüğünü etkilemez diye de ekler sonunda! Lübnan halkı, demokratlar, parlamenterler hiç birisini etkilemezmiş! Sonra Suud Lübnan'ı fonluyor derler, bu nasıl bir yalandır?

Bizim içinde bulunduğumuz kriz zaten Amerikan ve Suudi menşelidir. Dolar 33'ten 24 - 25 lere nasıl düştü? Merkez bankasının aldığı kararla, evet bu kadar basitmiş görüyor musunuz? Pazara dolarları saldılar, Lübnanlılar da onları çekti. Neden? Bir sürü açıklama duyduk oysa hakikati tek bir kelime özetler: Abd erken seçim istiyor, dolar bu seyirde devam etse insanlar devrim halinde olacağı için doların düşmesi gerekir. Ey Riyad Selami (Lübnan Merkez Bankası Başkanı) ey Abd'nin kösteğinin hizmetçisi, hadi doları düşür dediler. Ey sadık hizmetçimiz elini çabuk tut doları düşür dediler. Sonra da düşürdüler. Bu iktisat profesörlerinin falan konuştuğu onca teranenin en kısa açıklamasıdır. Olay bundan ibaret.

Hizbullah'ın silahları Lübnan'ın içinde bulunduğu siyasi krizin kaynağıdır derler. Abd'nin kararlarını buna bağlarlar. Çıkıp da Hakk'ı haykıracak onurlu bir adam yok mu? Hepsi ahmak, katıksız saf. Kendi kararına sahip değiller. Doların euronun köleleri bunlar. Dinar kölelerine altın kölelerine yazıklar olsun. Ahmaklar. Özgürlük ve yöneticilik iddia ediyorlar. Daha az önce bir tanesi şöyle diyordu: "Lübnanlı yöneticiler.." ey alçak köpek, ne siyasetçisi? Hepiniz kurtsunuz. Ancak bu direniş hariç. Sizi babanızı dedenizi şereflendiren bu direniş hariç. Modern çağda böylesi bir direniş görülmedi. Rusya parlemanto başkanı dün ne dedi? Kürsüden indiğinde bile onu ayakta alkışladılar. Biz Abd'nin zulümlerini ortadan kaldırmak için belirli bölgelerle anlaşabiliriz dedi. Tabi ki Rus siyaseti sütten çıkmış ak kaşıktır demiyorum. Abd kendi vatandaşlarının aleyhine bile olsa İsrail ve İsrail'in güvenliğinin aleyhine işler yapar. Böylesi bir kötülük başka hiç birinde yok. Tabi ki birisi çıkıp başkası da şöyle şöyle dese ona hayır demeyiz. Başka bir çözüm de şudur arkadaşlar:  Hamas, Hizbullah gibi direniş güçleri birlik olmalıdır. Onların tüm temsilcileri çıkıp tek bir ağızla: Ey ümmet senden özür dileriz, Biz seni zilletten izzete çıkarmak istedik sen bize karşılık vermedin. Biz seni yükseltmek istedik, sen düşüklüğü seçtin, biz seni insan yapmaya çalıştık sen hayvan kalmayı tercih ettin. Biz seni ileriye taşımak istedik, sen geride kalmak için ısrar ettin. Bu sözleri söyler ve Allah'tan bağışlanma dilerim. Bu konuşmak istediklerimizin bir kısmıdır, bunun gibi daha bir çok konu mevcuttur. Fakat biz Allah'ın bizi sabırla sınadığı felaketlerin içerisindeyiz. Allah kalplerimizi rabtetsin. Buna ancak nebiler sabredebilirdi. Her köşeyi kaplayan bu zulüm ve küfür.. Siyasi toplumsal ve ekonomik küfür.. Fakat direnişçiler ve böylesi bir çağda Hak sancağını tutan her bir kişi, Allah onu sabit tutar. Musanın annesi gibi, çocuğunu suya bırakan bir anne kılar. Emzirme çağında bir çocuk, tahta bir sandığa konuyor ve suya bırakılıyor. Anne bunu nasıl yapar? Allah onun için biz kalbini rabtetmeseydik onu yapamayacaktı der. Allah kalbini rabtetti yoksa onun aklı çıkmıştı. Allah ona hayrı vahyetti ve böylece çocuğu kurtuldu, sonra onu Firavun'un sarayına getirdi, anası emzirsin diye.. Allah emrini uygulamak istediğinde Abd, ya da kukla bir yönetici bunun karşısında duramaz. Şu dağınık ümmet bile buna engel olamaz. Allah'ın dediği olacaktır, sandığınızdan da erken. İsrail yok olacaktır. Sandığınızdan da yakın. Onunla beraber Riyad'dan Rabat'a onun tüm kuklaları yerle bir olacaktır. İnşallah birbirimizi uyarabiliyoruzdur.       

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allah'ım Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, bize bir çıkış yolu hazırla, bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım Kur’an-ı Kerimi kalplerimizin baharı kıl, dinimizden bize faydalı olanı öğret, bize öğrettiklerini bize yararlı kıl, ilmimizi arttır ve bizi salihler zümresine ulaştır, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir, bizden dualarımızı kabul et. Allah’ım efendimiz Muhammed’e âline ve ashabına salât ve selâm eyle. 

Ey Allah’ın kulları! “Gerçek şu ki, Allah adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

[1] Ankebut, 40.

[2] Araf, 158.

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım