Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (11)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (11)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (11)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

 Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’ olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

 Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Evet, değerli kardeşlerim, Cenabı Allah Hucûrat Sûresinin başlarında şöyle buyurur: "Bedevîler, “İman ettik” dediler. Şunu söyle: “Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece teslim oldunuz. Bununla beraber Allah’a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.” (Hucurat, 14)

Bu anlamda bir çok ayet bulunur. Bunlar bize imanın islamdan daha yüksek bir derece olduğunu kesin olarak gösterir. İslam, bize gönderilen elçinin elçiliğini, örneğin onun son elçi oluşunu, söylediği şeylere ya da getirdiği Kuran'ın Allah katından olduğuna inanmaktır. Yine bunun gibi İslam davasının yayılış yıllarında Müslümanların egemenliğine boyun eğmektir. Bir çok topluluk fetih ordusuna teslim olarak İslam'ı giriyordu. Sonra onlara talim terbiye ediliyor ve bilfiil İslam'a girmiş oluyorlardı, böylece gerçek müslümanlar oluyordu. Yukarıda zikredilen âyetin bize gösterdiği şey imanın alametinin taatler oluşudur. Bu Allah ve resulüne itaat etmektir. Günahlar imanı zedeler kişiyi İslam'dan çıkarmaz ama dediğimiz gibi imanını yaralar. Bu anlamda Tövbe suresinde münafıklara şöyle hitap edilir: 

"De ki: “Çalışın, yapın. Yaptıklarınızı Allah da, Resûlü de, mü’minler de göreceklerdir. onra görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir. " (Tövbe, 105)

Bu ayetler onların Müslümanlara karşı dile getirdikleri bahaneler ve tartışmaların ardından inmiştir. Abdullah b. Ömer şöyle der: Önceden insanlara Kuran'dan önce iman verilirdi. Bunun anlamı İslam'ın bu kişilerin kalbine gerçek anlamda girmesi onların Allah resulü ve Müslümanlardan bir şeyler görüp işitmeleri fakat bunların anlamını bilmemeleri fakat hemen öğrenme sürecine girdiklerini ifade eder. Öyle ki bu konuda: "Biz ayetleri ezberlemeye başlardık ve hiç birimiz on ayeti ezberleyip onunla iyice amel etmeden diğerine geçmezdik." demişlerdir. Fakat Abdullah b. Ömer sözün devamında şimdiki insanların Kuran'ı imandan önce edindiğini söyler. Evet biliyorlar, şeriat ilmine vakıflar, teslim olmuşlar ama mümin değiller, imanları zayıf. Bildiklerini de uygulamıyorlar. Bu da bu şekilde devam edince onlar için bir vebal olur. Allah'ın bazı Yahudileri nitelemek için kullandığı şu ayetin hükmüne girmiş oluruz:
"Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez."[1] (Cuma, 5)  

Bu da bizim için bir hata ve utançtır. Öğrenen, Kuran'ı taşıyan -ki Kuran'ı taşımak İslam'dır- İslam risaletini taşıdığımızı iddia ederek onu uygulamamak büyük bir masiyettir. Aksine Kuran'da geçen ayetlerde verilen örneklerin en kötüsü bir şeyler bilmesine rağmen onları uygulamayıp onlardan yüz çevirenler için verilir. Bu örnekler bir şey bilmeyenlerle ilgili verilen örneklerden daha ağırdır. Hiç bilmeyen, Hakk'ın rahmet ve inayetine daha yakındır. Bu onun için lütuf bile sayılır. Çünkü bilmeden günah işleyenlerin tövbesi Kuran'da da belirtildiği gibi affedilmeye daha yakındır:

Allah’ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden pişmanlık getirenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir. Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çattığında “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle kâfir olarak ölenler için kabul edilecek tövbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa 17, 18)

O zaman aziz kardeşlerim insanın bilmeden hata yapması ne yaptığını bilerek hata işlemesinden daha iyidir. Dediğimiz gibi, en kötü örnek kitap taşıyan eşeğe benzetilmekti. Bu Yahudiler için geçer ve onların Tevrat'ı ezberlediği, okudukları, öğrendikleri ama uygulamadıkları anlamına gelir. Buna denk olan başka bir örnek -diğeri eşek olduğu üzere- köpek örneğidir. Araf suresinde geçen bizim de defalarca tekrarladığımız kıssadır. Bu kıssa Bulam b. Baura ile ilgilidir. Bu adam Hz. Musa zamanında yaşar. Kendisini diğer insanlardan ayıran, seçkin bir ilme muttali idi. Bunun yanında Allah ona ettiği duanın kabul olması gibi bir nimet bahşetmişti. Ettiği her dua kabul olurdu. Arkadaşları ona gelerek aklına fitne soktular. Madem ettiğin dualar kabul oluyor, Musa'ya ölmesi için dua et ya da onun ölümcül bir hastalık iste ki onun yerine sen geç dediler. Bunun üzerine Bahura -kendilerini Allah'a yaklaştırdığını iddia ettikleri- bir dağa dua etmek için tırmandı. Dua etmek istediğinde dili boğazında kilitlendi, duayı bırakın konuşmaya bile güç yetiremedi. Dünyası da ahireti de gitti. Bunun üzerine Araf suresinde Cenabı Hak onu şöyle niteledi:   Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine taktığı, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat. (Araf, 175)

Şu ayetteki ifadeye bak! Kenara atmak, söküp atmak gibi bir ifade. Yani bu kişi söküp attığı şeylerle adeta onlar kendisinin bir parçasıymış gibi bütünleşmiş haldeydi. Kendisinin bir parçasıydı, onlardan koptu demektir. Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Âyetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler. (Araf, 176)

Şimdi bu "köpek" örneği iki derecede anlaşılabilir: Birisi biçimsel olarak, ikincisi de anlam olarak. Biçimsel olarak bildiğimiz anlamda dili dışarıda kalmış köpektir. Yine bildiğimiz gibi köpek mutluluk ya da kızgınlık gibi farklı duygu durumlarında hep bu pozisyon üzere kalır. O halde Kuran'daki en ağır iki örnek Hakk'ı bilen sonra ondan cayan kişiler için. Bunlar Hak davasının bir parçası olmuşlar sonra ondan yüz çevirmişlerdir. Kuran'ı veya ilmi taşımışlar, taşımak kabullenmek demektir. Bununla yürümüş sonra yoldan çıkmışlardır. Buradan -tabi ki Allah en doğrusunu bilir- bazı İslami fırkalara inen belaların daha ağır olacağını düşünebiliriz. Biz burada dünyadaki belaları anlatıyoruz. Bu belalar anlamsız husumetler, sonu olmayan cedeller, tekrarlanan hatalar, vizyon ve vakit kaybına yol açan inatlaşmalar, maalesef bu vehimler Müslümanlar ve müslüman olduklarını iddia eden fırkalar arasında hep vardır. Şimdi bu iman ve islam ayrımını günümüze uygulamaya çalışsak, elbette ki bunların anlamı günümüzde de çok fazla değişmemiştir. Fakat günümüzde insanlar kimlik üzerinde Müslümandır. Bir kısmı belli bir tahsil ve tahkik sürecine girerek gerçek Müslüman olurken diğerleri kimlik üzerinde müslüman kalmaya devam eder. Fakat günümüzde ilim tarihte hiç olmadığı kadar dallanıp budaklanmış ve nicelik bakımından artmıştır. Bu bizim sorumluluğumuzu diğerlerine göre daha da arttırır. Bir zamanlar ilmin bedeli yolculuk, açlık ve susuzluk çekmekti. Bunlar bir hadis veya ayet işitmek için insanların başından geçen bir dönemdi. Günümüzde ise -Peygamberimiz de bir hadisinde "İlim saçılacak.." demişti- her yerde ilim mevcut. Senin telefonunda istediğin her sorunun cevabı var. Belirli uygulamalarda Kuran'ın tilavetleri, tefsirleri, biyografiler, İslami şahsiyetlerin hayatları, fakihler vs. her şey var. Bunlar bedava, yorulmaksızın ulaşabileceğimiz şeyler. Buna ilave olarak yaşanmış tecrübeler var. İnsanların İslam'ı uygulamak yerine Doğu'ya ya da Batı'ya yönelmeleri sonucunda neler olduğunu bize gösteren tecrübeler bunlar. Bu onlara ancak hüsran verdi. O halde İslam'a kaçın! Bugün İslam'ın alameti nedir? Bakın bu söz çok dikkat çekmesi gereken önemli bir sözdür: İsrail'in zevale uğrayacağına inanmayan mümin değildir. Sanki hayatımızın sonuna kadar kendimizi onlara peşkeş zorundaymışız gibi, İsrail'e göre kendine konum biçenler gerçek müminler değillerdir. Şimdi diyeceksiniz ki: "Hoca bununla neyi ya da kimi kastediyor?" Evet tabi ki de böyle bir şey yaşadığımız çağda var. Bunu bilmek bizim Kuran ve hadis bilgimizin bir parçasıdır hatta. Biz birisi bir şey dedi diye kendi naslarımızdan vazgeçiyoruz. Aciz olduğumuz için bu duruma düştük ve böyle devam edersek aciz kalmaya devam edeceğiz. Sahabe efendilerimiz üç yıl abluka altında kaldı, ne yiyecek ne de içecek bulabildiler. Oysa bunlar, onları Hak yolundan döndürmedi. Ağaç yaprakları yediler, karınlarına taş bağladılar. Hak yol muhasara altına alınmaktadır. Ahzab suresinde anlatılan sahne çok daha açıktır: Yukarınızdan ve sizden aşağıda bulunan bölgeden üzerinize gelmişlerdi; korkudan gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti; bu esnada Allah hakkında olmadık zanlara kapılmakta idiniz.  İşte o zaman müminler büyük bir imtihan geçirdiler ve adamakıllı sarsıldılar. (Ahzab, 10)

Bugün tüm dünya sanki düşünsel anlamda bizim zıddımızdır. Bütün alemi kendi eylemlerinin karşısında bulursun. Seni her tarafından kuşatır. Gazze'yi açıktan kuşatır, Lübnan'ı dolaylı yollardan. Irak da böyledir, Yemen'i Suriye'yi bombalarlar. Sosyal medya hesaplarında "direniş, mukavemet" kelimelerini yazan kişinin hesabı hemen kapatılır! Dünyanın bir çok yanından bir sürü genç Hizbullah ve Hamas'ın AB ve dünya  tarafından terör listesine alındığında bizi arardı. Bunu telefonda söyleyemiyorlardı. Bakın bu hiç de basit bir durum değil. Gerçek bir kuşatma altındayız. Bugün Amerikalı her hangi bir bakan ya da batılı bir siyasi Lübnan'a gelince eli cebinde şu cümleyi kurabiliyor: Lübnan, direnişe ev sahipliği yapmazsa ya da Lübnan'ın gösterdiği silahsız direniş siyasi haritasından çekilsin, o zaman size istediğiniz her şeyi vereceğiz." İşte bu Hamas'a da teklif edildi, Hizbullah'a teklif edildi. Hamas'a: "Siz yarı yarıya Filistin hükümeti olun, bakan sayısı ve yönetici sayısı, sermaye hepsi yarı yarıya sizin olsun." dendi. Fakat bunun tek şartı direnişten vazgeçmekti.

Filistin'de ABD vatandaşı, seksen yaşında bir adam öldürülüyor (Ömer Esat). ABD açıklama bekliyoruz diye basit bir açıklama yapıyor. Oysa bunun tam tersi yaşansa yani Lübnan'da ya da Suriye ordusu tarafından öldürülmüş olsa nasıl olurdu? ABD'nin ve Suud'un çığırtkanlıkları nasıl olurdu?

Evet biz bir abluka altındayız. Bu kuşatma senin kendisiyle dünyayı ve içindekileri karşına aldığın o derin imanını etkilememelidir! Her türlü zorluk ve işkence arasında sen dünyada olan her şeye rağmen böylesi bir Rabbinle kalmak istemelisin. Aynı zamanda imanının eserini hayatında Allah'ın yardımı ve zafer olarak da görmek istersin. Bundan başkası iman değildir. Körfez ülkelerinde, Dubai'de günümüzde edebiyat oturumları düzenleniyor, oraya İsrailli yazarlar davet edildi. Bu tabi ki de çok doğal, şaşırılacak hiç bir şey yok. Neyse ki davetli olan diğer Arap yazarlar arasında imanlı kişiler varmış ki bunu duyunca, içinde İsraillilerin olduğu bir toplantıya katılmaktan vazgeçtiler. Biz böylesi örnekleri yıllardır -örneğin kırk yıldır yöneticiler tarafından normalleştirme politikalarının başını çeken Mısır gibi- birçok farklı yerde görüyoruz. İşte bunlara hayatın görünümleri etki etmemektedir, deccallik, yalanlar ve böylesi oturumlar onları etkilememiştir! Böylesi faaliyetler doğru düşünceler ve dine karşı açıkça saldırı ifade etmektedir. Risaletin misyonunu taşıdığını iddia eden insanların yaptıkları şeyler İslam'ın ilkeleriyle açıktan savaşanların yaptıklarından daha kötü etki yapmaktadır. Bunların sorumlulukları kat be kat artmıştır.

Sana her hangi bir sorumluluk verilse, sana topluluklar Filistin meselesini veya her hangi bir beldenin sorumluluğunu ya da direniş meselesini üstlendiğin için tabi oldu ve güvendi. Sana baskılar yapılmaya başlandı. Bu durumda sana güvenen bu kitlelerin karşısına geçerek rahatlıkla olanı biteni anlatabilir, hatta durumların gelecek olduğu çok daha kötü şeyleri söyleyebilirsin. Bu senin rabbinin katından düşmene ve emanete hıyanet eden biri olarak bilinmenden iyidir. İnsanlar sana güvenecek sen de sana yapılan yıldırma ve baskılara güvenecek, gücünü ondan alacaksın. İşte Lübnan'da olanların şanıdır!

Herkes biliyor, herkes biliyor ki Mısır'ı yönetenler ABD'de Lübnan için düzenlenen her türlü entrikayı organize ederler. Bunu hepimiz biliyoruz, hepsi ABD tarafından yönlendirilmektedir. Bunlar kendilerini kurtarmak için böyle şeylere yapışırlar. Kara komutanı, strateji bakanı vs. hepsi böyledir.

Dün saygın gazetecilerden bir tanesi 90'lı yıllarda Kuveytten 400 tane Filistinlinin kovulduğunu yazdı, bunların arasında açlıktan ölen oldu mu? Plastik ve değersiz devletlerin ablukasından mı korkuyorsunuz? Bunlar BAE ya da Bahreyn tutarsız ve güçlerini vehimden alan devletlerdir. Hatta Suudi Arabistan da böyledir. İşte imanın imtihanı budur. Allah'a imanınız varsa ve bu iman sahihse rızık Allah'ındır. İzzet ve zafer Allah'tandır. Bu kafir Araplardan değil. Bu uşaklardan değil. İlkeleri Allah'tan başkasına güvenmek olan Araplar değil. Bunlar hıyanet ve zillet üzere kurulmuşlardır. Allah'ın Mekke'yi müşriklere haram sayması geçerliliği devam eden bir buyruktur. Mekke'de yaşayanlar bu bizim rızkımızdır diyerek durumu legalleştirmeye çalıştı. Oysa Allah müşriklerin necis olduğunu söylemiştir.  Ey iman edenler! Bilin ki Allah’a ortak koşanlar pisliğe batmışlardır; artık onlar bu yıldan sonra Mescid-i Harâm’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan endişe ederseniz, unutmayınız ki Allah size -dilerse- kendi lutfuyla bolluk verir. Allah bilmekte, hikmetle yönetmektedir. (Tövbe, 28.)

Eğer rızkı bunların tekelinde saysaydık, tarih boyunca yenilip duran bu alçakların elinde saysaydık -ki bunların coğrafi büyüklüğü bile İslam âleminin ve tarihinin yanında ufacık kalır- imanımız nerede kalır? Onlardan mı korkuyorsunuz? Allah kendisinden korkulmaya daha layıktır. Allah'tan korkun bunlardan değil. Bunlar insan, ansızın ölür. Babası ya da kardeşi ona ihanet eder de böylece içlerinde gizledikleri şeyden pişmanlık duyarlar. Esefle söylüyorum ki Müslümanların vakit ve imanlarını kaybediyorlar. Bunu da İslam toplumunu ıslah etmek için yaptıklarını söylüyorlar. Oysa onlar yalancıdır. "Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.  İşte onlar, rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa gitmiş olanlardır. Bu sebeple biz kıyamet gününde onların (dünyadaki) amellerine değer vermeyiz. İnkâr etmeleri, âyetlerimi ve resullerimi alaya almaları sebebiyle işte onların cezası cehennemdir. (Kehf, 104-106)”

Aziz kardeşlerim, direnişe, direnişin kahramanlarına ve direniş toplumlarına karşı bu evrensel kuşatma altında imanın bir alameti olarak zayıf, arada kalmış ve korkak tüm toplumlar için şu kesinkes söylüyoruz: Yanlış yapıyorsunuz. İstikbal mücahitlerin, ilim ve cihatta sabit kadem olanların zaferini yazacaktır. Bu Allah'ın izniyle çok yakındır. Bunu söyler ve rabbimden hem kendim hem sizin için mağfiret dilerim.

 

Allah hamd O'nun elçisine ve ashabına salat ü selam olsun. Allah'tan başka ilah olmadığına Hazreti Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim. Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim.

Lübnan siyasetinin bir haftası da yitmiş durumdadır. Bu kayıp yapılan bir tartışma sebebiyledir. Bu tartışmanın ne olduğunu biliyorsunuz değil mi? Yüzyılın bitimine yakın ortaya çıkan bir tartışma, öyle bir tartışma ki taraftarlarından eleştirmediğim, kendimden uzaklaştırmadığım hiç birisi kalmamıştır. Bu tartışma hangisidir? Yıllar yılı Lübnanlıların içine sıkıştığı argümanları olan bir tartışma! Şimdi bu konuda susalım mı? Açıkça, insanlara her şeyi anlatmamak neden? Durum bu kadar açık belirginken susmak neden?

ABD'den doğrudan emir alan bir yönetici, durumları bozmak isteyen bir kişi var. Kararınızı verin ve bu işi bitirin. Bu sıkıntı ortadan tüm kolaylığıyla kalkar. İş apaçık ortada. Ben açıklamıyorum, açıklanmıyor fakat herkes biliyor! Bu zaman kaybına düşmeyin. Bir adamı öldükten sonra aramak gibi bir şey bu. Hatalarını ve özürlerini o kişi öldükten sonra söylemek saçmadır. Allah'tan başka güç ve kudret sahibi yoktur. Bütün insanlar bir şeyi beklemektedir. Herkes ekmeğinin, kömürünün hayatı idame ettiren şeylerinin peşine düşmüş. Her durumda bu kuşatmanın güç, zalimce ve yorucu olduğunu biliyoruz. Fakat bir sözde dendiği gibi Allah imtihan eder ve yardım eder. Çoğu kişinin özellikle de akrabaları ve dışarıdaki tanıdıkları yoluyla işlerini Lübnan dışındaki bağlantılarıyla çözdüklerini görüyoruz. Ya da bildiğimiz bilmediğimiz bir çok değişik yollarla işlerini görüyorlar. Allah'a sığınırız. O çok yücedir. Böylesi bir abluka ve kuşatmayı tarih yazmadı fakat hala bu kuşatmanın sonuçlarının ne olacağı da yazılmadı! Tüm bunları kapalı kapılar ardında planlayan ABD bile şunu itiraf etti: Burada da kaybettik. Suriye'de Irak'ta kaybettiğimiz ve Yemen'de kaybediyor oluşumuz gibi burada da kaybettik. Bunu açıkça dile getiriyorlar. Bakanlıkları bunu itiraf ediyor. Biraz daha sabır edelim, başlarda yaşadığımız büyük zaferleri Lübnan ve İslam ümmeti için tekrar yaşayacağız. Allah'ın izniyle her şey olur.     

 “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allah'ım Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, bize bir çıkış yolu hazırla, bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım Kur’an-ı Kerimi kalplerimizin baharı kıl, dinimizden bize faydalı olanı öğret, bize öğrettiklerini bize yararlı kıl, ilmimizi arttır ve bizi salihler zümresine ulaştır, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir, bizden dualarımızı kabul et. Allah’ım efendimiz Muhammed’e âline ve ashabına salât ve selâm eyle.  

Ey Allah’ın kulları! “Gerçek şu ki, Allah adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım