Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (9)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (9)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (9)

 Hamd Âlemlerin rabbinedir.

Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.

Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır.

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz-

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez.

Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz.

 Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

 Evet, değerli kardeşlerim, Yüce Allah bu cumayı Şemsi Yılının (*Güneş Yılı) son günlerinin cuması olarak takdir etti. Bu münasebetle ömürlerimizden geçenleri tefekkür ve tezekkür edeceğimizi umuyoruz.Ömür ve senelerden geçen her an,alemlerin Rabbi’yle buluşma saatine daha da yaklaşmak demektir.

 Yüce Allah, onlarla zamanı ölçmek için güneş ve ayı iki ayet kıldı. Buyurdu ki:

“Güneşi bir ışık, ayı bir nur kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tesbit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. Bilen bir topluluk için ayetlerini etraflıca açıklıyor.” (Yûnus 5)

 İnsanoğlu, güneş ve aya göre hesap yapmaya uzun bir uğraş ve meşakkatten sonra ulaştı. Fakat müneccimlerin iddia ettiği gibi bunların insanın şansıyla bir alakası ve kaderine dair bir keşifte bulunması söz konusu değildir.Güneş yılın başında ve sonlarında yapılacak en önemli uyarılardan biri de hiçbirimizin müneccimler (*astrologlar) tarafındanortaya atılan yalan ve kehanetlere kulak asmamamız gerektiğidir. Ki bununladevasa servetler kazanıyorlar.  Bu kazancı,deyim yerindeyse insanların enayiliği üzerinden sağlıyorlar. Meşhur deyimde ogeçtiği gibi “ilk rızkımızı delilerden kazanırız... “ Mümin bu gibi şeylerle uğraşmaktan daha akıllıdır. Allah, mümine kaderin Allah'ın elinde olduğunu, bazı küçük şeylerde haklı çıksalar bile müneccimlerin yalancı olduklarını öğretti.Daha doğru bir ifadeyle bir kereliğine hakikate isabet etmeleri takdir olunsa bile %99’unda ona hilaf ederler. Onlar bazı ön görülerinde isabet etseler de bu onların şımarıklığını daha da arttırmak için onlara verilen bir fırsattır. Nitekim Yüce Allah’ın buyurduğu gibi:

“...taşkınlıkta ileri gitmeleri konusunda kendilerine fırsat vermektedir.”(Bakara 15)

 Bazı sözlerinde isabet ederler, böylece kafirler veya fasıklar küfür ya da fısklarında daha da derinleşirler. Yalan söylemeleri veya hata etmeleri ortaya çıkması takdirinde ise Müminlerinimanıderinleşir.

 Sizin de bildiğiniz üzere maalesef yılbaşı gecesi fuhşiyatın bir çok çeşidiyle özdeşleştirilmiş haldedir. Ancakotuz ya da kırk yıldır süre gelen bu hale oranla bu sefer hafiflemiş durumdadır. Dindarlaşma oranı yükseldi. Koronanın da etkisiyle toplanmaların oranını düşürdü. Tıpkı bir çok bela ve musibetin insanı süre gelen adetlerini devam ettirmekte aciz bırakması; harcama yapmasını veya daha önce mal ve mülküyle oynadığı gibi oynamasına engel olması...

Tabii bununla beraber her zaman delalet içinde kalan bir topluluk olacaktır. Bize düşen ise bu topluluğa izledikleri bu yolun büyük bir hataolduğunu ve sonutahmin bile edilemeyecek bir belaya götüreceğini tembihlemektir. Biz de diyoruz ki insanın vaktini onunla doldurabileceği en değerli şeyin çeşitli faaliyetlere katıdurumdadır. Yüce Allah’tan bizi kendisine yakınlaştıracak şeylerde muvaffak kılmasını diliyoruz.

 Geçen hafta Hz. İsa (a.s)’dan ve onun yükseltilmesinden söz ettik ve bu bahsin tamamlanması gerektiğini söyledik. Çünkü Hz. İsa (a.s)’ya dair söz çok ve uzundur. Aynı zamandabu hususta hatip ve vaizlerden işitmediğimizbir bölüm vardır. Bu bölüm, benzetmenin nasıl olduğu, (*Hz. İsa’ya başka biri benzetildi ve Haça gerildi) yükseltilmesi ve yükseltilmesinden sonrası ile ilgilidir. Çünkü buna ilişkin tevatür derecesinde epey nebevî hadis mevcuttur. Nebevî Hadis (s.a.s) ilminde Tevatür terimi, çok kalabalık bir topluluk tarafından rivayet edilen Hadis anlamına gelir.Öyle ki tekzip edilmesi mümkün değildir.

Uzatmamak için bunu bir örnekle açıklayalım: Diyelim ki Resulullah (s.a.v) yüz kişiye bir konuşma yaptı, o yüz kişi de söyleneni algılayabilen hafızlardan olsun, sonra bu yüz kişi farklı ülkelere dağılsın; doğuya, batıya, kuzeye, güneye ve daha farklı bölgelere dağılmış olsun. Ve bunlardan her biri evlatlarına veya öğrencilerine Resulullah (s.a.v) ait bu hadis veya konuşmaları rivayet etmiş olsun. Ardından yüz yıl sonra -tıpkı hadislerin derlenip kayda geçirilmesinde olduğu gibi- bu hadisler o farklı bölgelere dağılmışkişilerin -ki onların tümü ancak Resulullah’ın yanında bir kere bir araya gelmişlerdir- evlatları ve öğrencileri gelir hepsi de aynı hadisi rivayet etmiş olsun. İşte bu Hadis mütevatir Hadis olarak adlandırılır. Böylelikle bu Hadisin hücceti isbat bakımından Kur’an-ı Kerim’in hücceti derecesinde olur. Mütevatir Hadislerden âkide ve dinimizi öğreniriz ve bu Hadisler hakkında kesinlikle kuşkuya düşmemiz gerekir. Hz. İsa (a.s)’ın yükseltilişi ve kıyamet gününden önce nüzulünü haber veren Hadisler de mütevatir hadislerdendir. Ki bu Hadis türü tekzip edilemez, onun hakkında kuşkuya düşen kişi tam öyle olur demeyeceğim ama nerdeyse Kur’an hakkında kuşkuya düşmüş gibi olur. Bu hadislerin tümü ne diyor? Kayzer’in ordusu onu muhasara ettiği zaman Allah’ın elçisi İsa (a.s),yerine haça gerilmesi içinkendisine benzetilen kişiyi gördükten sonra bulunduğu odadan diğer odaya geçer ve yıkanıpüst üste iki elbise giyer. Birisi normal elbise diğeri ise cübbe tarzında bir üstlük. İkisinin de şeker beyazına veya açık un rengine kaçan bir renkteydi. Gökten iki melek inip onu göğe kaldırdı. O (*Hz. İsa) orda halen bulunduğu şekil üzere değişmeden duruyor. Yani zaman onun üstünden geçmiyor. Buna benzer Kur’an’da Hezekiel adında bir adam örnek veriliyor. -ismi Uzeyr de olabilir veya başkası bu önemli değil, İlgili Hadislerde isim verilmemiş- Yüce Allah’ın onun hakkında şu haberi verdiği adam:

“Bir de hani yapıları çökmüş, çatıları döşemelerinin üstüne yıkılmış şehre uğrayan kişi, Allah bu şehri, ölümünden sonra nasıl diriltecek ki demişti. Allah, onu tam yüz yıl ölü bir halde bırakmış, sonra diriltmişti de demişti ki: Ne kadar yattın? O da bir gün, yahut günün birkaç saati kadar bir müddet demişti. Allah, tam yüz yıl yata kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak, henüz bozulmamış bile. Eşeğine de bak; bu iş seni, insanlara bir delil göstermek maksadıyla oldu; eşeğin kemiklerini nasıl birleştiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz, hele dikkat et demişti. Bu, ona beyan olunca dedi ki: Bilirim, şüphe yok ki Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Bakara 259)

 Peki burda benzer taraf nerde? Allahu Teala ona bir mucize vermek istedi, ona “yiyeceğina bak” dedi. Sanki üzerinden bir saniye bile geçmemişti, öyle ki yemeğin üzerinden halen buharı tütüyor, sanırsın daha yeni tencereden tabağa dökmüşsün gibi sıcak duruyordu. Üzerinden vakit geçmemiş. Ancak eşek, onun üzerinden yüz yıl geçmiş, dağılmış olan kemikleri tekrardan bir araya getirilip yeniden yaratıldı. Yani Yüce Allah, aynı anda bir şeyin üzerinde zamanı durdurmaya kadirken başka bir şeyin üzerinden zamanı geçirebilir. İşte Hz. İsa (a.s)’ya nisbetle zaman, tıpkı bu adamın yiyeceğinin zamanla münasebeti gibidir. O, aynı şekil üzerinde ve hâlen başından sular akmakta olduğu bir halde kıyamet gününden önce Şam’da Menaret’ül-Şarkiyye’nin yanında inecektir. Deccalin çıkıp bir sene, takriben bir sene kırk gün boyunca arzı fesadavermesinden sonra nüzul gerçekleşecektir. O sırada insanlar Hz. İsa’nın ineceğini bilecek ve onu bekliyor olacaklar. O camide yani Emevî Camiinde Fecir namazının ikameti getirilmiş olacak, -neden Emevî Camii? yani Emevîlerin ismi bu husustageçtiğine göre çok yüceolmalılar mi demeliyiz? Tabii ki hayır. Emevî Camii’ni Hz. Davut (a.s) inşa etmiştir, dolayısıyla kutsiyetten muayyen bir parça barındırır- Evet insanlar Fecir namazı için toplanmış ancak daha namaz başlamamışken Hz. İsa (a.s) inecek ve Müslümanların imamı kendisine “buyur, namazı sen bize kıldır” diyecek. Burda başından su akmasının hikmeti, insanların kendisinin abdestli olduğunu bilsinler diyedir. Başından inci taneleri gibi su damlıyor, iki elini iki meleğin omzuna atmış ve yükseltilirken üzerinde bulunan o iki elbisenin halen üzerinde durduğu bir halde imama “ikamet senin için getirildi” diyecek. Bunun üzerine Müslümanların imamı namazı kıldıracak ve Hz. İsa ona tabii olacak. Yalnızca bir namaz...

Çünkü Hz. İsa bundan sonra imamlığı Hz. Muhammed (s.a.v)’in şeriatı üzere kendisi üstlenecek. Hakkında Resulullah (s.a.v)’ın şu sözü buyurduğu bir namaz: “imamınız kendinizden olduğu hâlde Meryem oğlu Mesih sizin aranızdayken sizler nasıl olursunuz?” (Buharı, Kitabü’l-Enbiya (Babil nüzûl-i İsa):60, 4:324; Müslim, 2:56)

Fecir namazı bitiminde Deccal, Hadislerden anladığımız kadarıyla, caminin kuzey kapısını kıracak ve içindekileri öldürmek isteyecek, içerde kimlerin olduğunu bilmeyecek ancak Mesih (a.s) gördüğü zaman tuzun suda eridiği gibi eriyecek. Çünkü hak ve batıl bir araya geldiği zaman batıl eriyecek. -Erimeyen tek şey ölümdür.- Hz. İsa (a.s) kendisine yetişip Şam’ın güneyinde Babü’l-Lüdd’ün (*Lüdd Kapısı) yanında öldürecek. Böyle adlandırılan bir mekan.

Bu Filistin’deki Lüdd değil; bazı insanlar öyle düşünüyor, Hz. İsa Deccal’i Filistin’deki Ludd’de yani Yafa’da öldürecek. Ancak hakikatte Şam’ın güneyinde Babü’l-Lüdd (*Lüdd Kapısı) adında bir yer vardır. Allahualem. Onu öldürdüğünde doğu tarafından Yecüc ve Mecüc Müslümanları öldürmek üzere akın edecekler. Yüce Allah,ekin kesen kurtçuklara benzeyen kurtçuklarla onları topluca öldürecek. Bu kurtçuklar genelde atların burnunda görülür ancak atlara bir zarar vermez. Fakat Yecüc ve Mecüc’ün boyunlarını kemirecek. Tıpkı Siccîl Taşı gibi. Siccîl nedir kardeşlerim? Kildir, çamurdur. Fakat Yüce Allah, ona bir kuvvet bahşetti ve Ebrehe askerlerinin başına indirdiğinde başlarını delip geçiyordu. Siccîl Taşı, kildir. Fakat demir hatta daha sert bir şeye dönüştü. İşte bu kurtçuklar da böyle...

Ve bu şekilde Yecüc ve Mecüc ölecek. Böylece Hz. İsa'nın dönemi başlayacak olup kırk yıl sürecek. Ve bu yıllar yeryüzünün en faziletli yılları olacak. Hz. İsa, domuzu öldürecek, çünkü kendisi, domuz etini helal kılmamış.Haç’ı kıracak çünkü kendisi Haç’a gerilmemiş. Şarabı dökecek, çünkü kendisi şarabı helal kılmamış. Evlenecek, çünkü kendisi onlara ruhbanlığı emretmemiş. Bu dönemde milletlerin tümü Hz. Muhammed'in dinine yani İslam’a girecek. Bu duruma işaret eden Nisâ Suresinden bir ayeti kerime vardır:

 “Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce (İsa’nin ölümünden önce)ona muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o, onlara şahit olacaktır” (Nisâ 159)

 Öyle bir dönem ki bir secde insanların kalbine dünya ve içindeki her şeyden daha sevimli gelecektir. Yani insanların kalbine iman muhabbeti yer edecek. Yüce Allah, zehirli hayvanların zehrini onlardan sökecek, yani zararlı hayvanlar zarar vermez olur. -Allah’ım efendimiz Muhammed’e âline ve ashabına salat ve selam eyle ve onları mübarek kıl.- Ve nihayet kırk yıl geçtikten sonra Hz. İsa, vefat edecek ve Medine’de Hz. Muhammed (s.a.v)’in yakınında defnedilecek.

 Hz. İsa (a.s)’nın asrından sonra peşpeşe olaylar meydana gelecek.Olayların peş peşe gelmesi zanetiğimiz gibi olmayabilir. Yani bu belki yüz yıl belki bin yıl sürecek bir olan bir süreçtir. Uzatmamak için şimdiye kadar zikretmediğimiz diğer kıyamet alametleridir bu olaylar silsilesi.

 İşte bu Hz. İsa (a.s)’ın nüzulünü bir özetiydi. Bunu bildiğimiz veya öğrendiğimiz takdirde Hz. İsa’nın değerinin bizdeki değeri Hristiyanların kendisine verdikleri değerden daha büyük olduğuna şahit oluyoruz. Geçen sefer onun bir takım mucizelerinden bahsettik. Bu mucizeler bizde var ancak bunlar ne İncil’de geçiyor ne de Hristiyanlar tarafından biliniyor. Mesela Mâide mucizesi, beşikte konuşması, evlerde var olan şeyleri haber vermesi gibi mucizeler... Bunları onlardan işitmedik. Veya çamurdan bir heykeli kuş haline getirmesi ve daha diğer mucizeleri...

O halde hiç kimse Hz. İsa’yı bizden daha fazla sevemezve onun insanlık tarih ve geleceğindeki rolüne karşı duyulansevgi, saygı, takdir ve iman hususunda bizden önde olamaz. Fakat sevgi bizi aşırıya kaçırmamalı.

 “Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında doğru olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih Allah’ın peygamberi, Meryem’e bıraktığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin. “(İlah) Üçtür” demeyin. Bu iddialarınızdan vazgeçin. Sizin hayrınıza olur. Şüphesiz ki Allah tek bir ilahtır. Allah bir çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. “ (Nisâ 171)

Ona Allah’ın kulu dememiz Mesih’i küçümsetecek bir şey değildir:

 “Mesih Allah’a kul olmaktan çekinmez; Allah’a yaklaştırılmış melekler de çekinmezler. Kim O’na kul olmaktan çekinir de büyüklenirse (bilsin ki) O, onların tümünü kendi huzuruna toplayacaktır. İman edip salih amel işlemiş olanların karşılıklarını eksiksiz olarak verir ve ayrıca kendi lütfu ile de fazladan ihsanda bulunur.”(Nisa 172, 173)

Bizden öncekilerin yaptığı gibi bu fecaat tekrarlanmasın diye Kur’an bizim sevgimizi ölçülü kalması hususunda ısrarlı uyarıda bulunmuştur. Çünkü sevgi tâzim ve vehme dönüşebilir. İşte bu yüzden Yüce Allah Kuran-ı Kerime’de defalarca “ben ancak sizin gibi bir beşerim” ibaresini tekrar ermiştir. Ve yine bu yüzden Allahualem yaklaşık ondan fazla yerde Yüce Allah, Hz. Muhammed (s.a.v)’i bazı konularda düzeltmede bulunması için ikaz etmektedir. Örneğin:

 “Allah seni affetsin...onlara niçin izin verdin”(Tevbe 43)

  “Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah’ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun?”(Tahrim 1)

“Allah’ın ortaya çıkaracağı şeyi de içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun. Oysa Allah kendinden korkmana daha layıktır. Sonunda Zeyd onunla ilişkisini kesince onu seninle evlendirdik.” (Ahzâb 37)

 “Bir Peygamber’e yeryüzünde kesin galibiyet sağlamadan esir almak yaraşmaz. Siz dünya varlığını istiyorsunuz Allah ise sizin için ahireti istiyor. Allah yücedir, hakimdir.” (Enfâl 67)

“Kendisine âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve döndü” (Abese 1, 2)

 Ve bunun gibi daha nice ayetler...

Peki neden? Bir ilah olmadığı, bir beşer nebi olduğu anlaşılsın diye...Birbirine karıştırmamak için... Allah, Muhammed’i mahlukatı arasından seçip çıkardı ve insanlığın en üstünü kıldı ancak buna rağmen o bir insan olarak kaldı. Bu yüzden biri gelip Hz. Muhammed’in önünde heyecanlanıp titrediğinde peygamber ona “rahat ol ben, Mekke’de kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” derdi. Yani ben de senin gibi fani bir insanım...

Mesela hicret ettiği zaman kendisini karşılayanlar onun için arâciz diye adlandırılan hafif şiirler telif etmişlerdi. Bunlardan biri de şöyleydi: “Bizde öyle bir Peygamber var ki yarın ne olacağını bilir.” Bunun üzerine Peygamber, bunu söyleyen kadına “bunu söylemeyi bırak, daha öncekine dön” diye uyarda bulundu. Muhtemelen daha önceki “ay doğdu üzerimize” veya “güzel peygamber” veya “bize hak üzere geldi” ilahisiydi... Yani onun söylediği gibi değil, peygamber yarın ne olacağını bilmez, ancak Allah ona bildirirse bilir.

 “De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime herhangi bir yarar veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı biliyor olsaydım, hayrı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben sadece iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciyim.” (A'râf 188)

Yani mutlak anlamda yarın ne olacağını bilmesi doğru değildir. O kadın onu methetmek istedi ve “bizde öyle bir Peygamber var ki yarın ne olacağını bilir” dedi. Ancak yine de O “bırak bunu, öncekine dön” dedi. Yani Allah’ın  koymuş olduğu sınırlara riayet etmemiz lazım. Tabii bu, Hz. Muhammed (s.a.v)’in konumunu-bazılarının bu uçta aşırıya gittiği gibi- ilga etmemiz anlamına gelmesin.

Örneğin Selefilerden ve Vahhabilerden bazıları Hz. Muhammed (s.a.v)'in makamına dil uzatmakta ve hatta bazıları fırsatını bulsa Hz. Muhammed (s.a.v)’in kabrini tapınılan bir puttur iddialarını öne sürerek yok edecekler. Bundan Allah’a sığınırız...  “ben sadece bir insanım” ibaresini öne sürüp hafife almak da doğru bir şey değil. Çünkü bu ayetlerin veya bazı durumların düzeltilmesi gerektiği hususunda Peygambere uyarıda bulunan ayetlerin mukabilinde şu ayetler var:

“Biz seni alemlere bir rahmet olarak indirdik”(Enbiyâ 107)“Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin”(Kalem 4)“Oysa sen onların içinde olduğun sürece Allah onlara azap edecek değildi”(Enfal 33)“Her ümmetten bir şahit getirdiğimizde ve seni de bunların üzerine şahit kıldığımızda durum ne olacak?”(Nisa 41)

Demek ki kendisine vahyedilen bir beşer olmakla birlikte büyük bir azamet ve kıymete sahiptir. Emrolunduğumuzun üstünde bir yüceltmeye gitmememiz gerektiği gibi kıymetinden de azaltmamamız gerekir. O’na salât ve selam getirin...

Defalarca bize nasihat edildi ki Peygambere getirilen salât, dert ve tasayı giderir veaçılması ancak Hz. Muhammed (s.a.v)’e salâvatgetirilmesiyle mümkün olanufuklar açar. O’na çokça salâvat getirin... Kim ki Hz. Muhammed’e çokça salâvat getirirse O'nun şefaatine nail olur.Rivayete göre en faziletli salât, tam olanıdır, yani İbrahimî salât.Allah’ım(*İbrahim ve âline)...salât getirdiğin gibi Muhammed’e, âlineve ashabına salat veselam eyle... Namaz dışında da imkanın olursa İbrahimî salâtı oku... Darlığa düşüp bir çözüm arayışına girdiğin zaman veya gam kalbini kuşattığı zaman inanarak oku ve neticesini kendi gözlerinle gör...

 Öyleyse Hz. İsa’nın Hristiyanların idrak etmediği ve çoğu Müslümanın bilmediği azim bir makamı vardır. Zikrettiğimiz sözlerden haberdar olmayan çok Müslüman var. Ve küçük bir azınlıkta bu Hadislerden şüphe edip bunlara inanmayı reddediyor. Bu kimseler kendilerine bunu öğretecek ve içinde bulundukları cehaletten çıkartacak bir kişiye muhtaç durumdalar.

 Ey değerli kardeşlerim, hepimize düşen insanların akidesini düzeltmek, ellerinden tutup akide, ahlak ve davranış bakımından doğru yere getirmektir. Fakat biz sâlih kimseler değilsek salahati başkasına nasıl taşırız. Temel kaide şunu der: Kaybettiğini veremezsin. Bugün genel olarak Müslümanlar maalesef İslâm’ın yüce Risâletini omuzlayacak durumda değiller. Fakat Allah’ın izniyle bu durumun değişmesini bekliyoruz.

(****İKİNCİ HUTBE****)

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salât ve selam yaratılmışların efendisi, Allah’ın elçisi Muhammed’e, âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet ederim.

 “Ey iman edenler Allah’tan sakının”

 Bugünleri geçirirken Şemsî Yılını bir çok acı, sıkıntı vesorun eşliğinde karşılıyoruz. Amerikalılar kendi sınırları dışında Bağdat’taki elçilikleri hariç dünyanın en büyük elçiliğini Lübnan’da inşa ediyorlar. Bağdat’takini anlarız, işgal etmişlerdi, orda askerleri bulunuyordu... Peki Lübnan gibi küçük bir yerde elli dönümlük bir elçilğe mi ihtiyaç vardı? İçinde başka binalar, uçak pistleri, askeri eğitim alanları da var. Yani bunun kolay bir açıklaması var mı... Bizim tahlilimize göre Amerika, bölgeyi İsrail’e boyun eğdirmek istiyordu. Ancak belli başlı ülkeler boyun eğmedi; Lübnan Direniş Gücü (*Hizbullah), Suriye ve Irak gibi ülkeler...

Hatta Ürdün ve Mısır halkı da bildiğiniz gibi normalleşme adımından yana değil. Evet, Körfez devletlerindeki alçaklar her şeyi yaptılar; İsrail başbakanı birkaç gün önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde karşılandı. Yine iki gün önceBurc Halife’deDavut Yıldızı yansıtılıp dünyaya ve İsrail’e sunuldu... Bir meşrulaştırma süreci hızlandı. Tam olarak bilmiyorum, sanırım İmarat (*BAE) vatandaşlığı alan İsrailli sayısı binlere ulaştı. İmarat'tan aldıkları vatandaşlıkla Arap ülkelerini geziyorlar. Tabii bununla hacca veya başka her yere kadar gitmeleri mümkündür. İsaril’in emir ve tuzakları uygulanıyor. Amerikan hayali elçiliği, Körfez ülkelerinde, Mağrib ve Bahreyn’de imzalanan normalleşme adımları, Direniş Gücü’nün varlığı sebebiylemuhasara altında almak ve aç bırakmak suretiyle Lübnan’a karşı yürütülen çok yönlü savaş, yine askeri operasyon başarısızlığa uğradıktan sonra Suriye halkının açlığa mahkum edilmesi işte tüm bunlar kurulan tuzak ve entrikaların uygulanmasıdır.

Bölgede karışıklık hakim. Dün de derste söz ettiğimiz gibi kardeşlerim bölgemizde neler döndüğünü bir bilseniz! Yüz yirmi beş yıldan beridir küçük olsun büyük olsun her siyasigelişmenin merkezinde İsrail vardır; ulusal bir İsrail vatanı oluşturmak ve onun güvenliğini sağlamaktır. Bu verdiğim insaflı bir rakamdır. Daha da geçmişe gitmemi isterseniz aslında iki yüz yirmi üç yıldan beri Napolyon, Mısır’a girdiğinde zihninde Yahudiler için ulusal bir vatan oluşturmak yatıyordu. Yaşanan büyük olayların tümünün,Osmanlı Devleti’nin yıkılışının -ki Osmanlı Devleti İsrail’in orda yerleşmesini kabul etmedi-, birinci ve ikinci dünya savaşlarının, diğer detayların, Lübnan savaşının, orda burda yaşanan gelişmelerin, yani bütünhadiselerin ekseninde Yahudilere bir ulusçu devlet oluşturmak ve onları komşularından daha güçlü kılmak vardır. Ve bu hedefe ulaşıldı değerli kardeşlerim. Ancak tasarlandığı gibi değil. Daha önce dediğimiz ve devamlı diyeceğimiz gibi bugün Filistin topraklarının herhangi bir yerinde yaşayan her siyonist,her lahzada ölüm korkusuylayaşıyor. Bir füzenin veya silahtan çıkan bir kurşunun isabet etmesinden, bir göstericiden hatta Allahu Ekber sözünden korkuyor. Sizin de müşahade ettiğiniz gibi bu söz söylendiğinde hemen kaçıyorlar. Çünkü diyor ki, bu kelime ile beraber bir mermi veya bir kurşun gelir.

Evet, manzara korkunç. Fakat ey değerli kardeşlerim, satır aralarını okuyan ve olayların perde arkasını gören kimse, bunların hiçbirinden korkmaz. Çünkü artık onlar selin yüzeyindeki köpük durumundalar ve Direniş Gücü geçmişten daha güçlü. Direniş Gücü derken muayyen bir direniş gücünü belli bir isimi kastetmiyorum. Halkımızın zihninde bulunan direniş düşüncesinden bahsediyorum. Bu düşünce, kendisinin aleyhinde tasarlanan bütün planlardan daha büyüktür. Bunun en büyük delili geçen mayıs ayında yaşanan Seyf'ül-Kuds (*Kudüs Kılıcı) çatışmasında ne olduğunu her kes gördü. Kırk sekiz Arapları ayaklandı. Ki bunlardan umut kesilmişti. Herkes, bunlarda umut yok, bunlar artık İsrail vatandaşı olmuş diyordu ve onlara İsrail Arapları deniyordu. Ama öyle bir harekete geçtiler ki tüm dünyayı şaşırttılar. Tabii İsrail ve Arapları da şaşkına çevirdiler.

 Ve biz ey değerli kardeşlerim...

Bunu en azından büzüştürmeden getir (* cemaatten biri kendisine büzülmüş bir kağıt uzatıyor, bunun üzerine gülerek bu cevabı veriyor)  Evet, doğrudur. İmarat’taki Cuma günü olan hafta sonu tatili artık iptal edilip tatil cumartesi, Pazar günleri olacak.Cuma namazına isteyen gidebilir... söylemeyi unuttuğumuz bundan da daha uğursuz olanı Riyad ve Cidde’de verilen çirkin partilerdir.

Güya Suudi yüz yıldır EMİR bi’l-MA‘RÛF NEHİY ani’l-MÜNKER (*İyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışma) ilkesi üzerine kurulduğunu iddia etmekte. Peki bundan ne anlamışlar. Geçen onlardan bir hoca çıktı, kendisi beş kuruş etmez biri. Diyor ki biz Nehyi ani’l-Münker derken münker olanı değiştirmeyi kastetmiyoruz; sadece bunun münker (*kötü, istenmeyen, günah) olduğunu söyleyeceğiz, yani bu haramdır diyeceğiz sadece. Aslında bunu da yapamıyorlar, eğlence kurumu adını verdikleri kuruluşa bu haramdır diyemiyorlar. Toplumun gelenek ve ahlak kaidelerini koruyorlar diye biz Suudilerin o uğursuz vehhabiliğine bile katlanıyorduk ancak şimdi ne o kaldı ne bu...

Tam bir musibet vallahi... Tüm bu ve sayamadığımız diğer musibetler bizim ancak imanımızı arttırıyor. Çünkü buna bakarak ümmet cüzi veya külli bir şekilde uyanışa geçecek. Ve İsrail’in sonu Allah’ın izniyle yakın ve beklenmedikbir şekilde olacak. Amin deyin...

 “Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

  (peygamber efendimiz) Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, bize bir çıkış yolu hazırla, bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım Kur’an-ı Kerimi kalplerimizin baharı kıl, dinimizden bize faydalı olanı öğret, bize öğrettiklerini bize yararlı kıl, ilmimizi arttır ve bizi salihler zümresine ulaştır, anne ve babalarımıza mağfiret buyur, hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir, bizden dualarımızı kabul et. Allah’ım efendimiz Muhammed’e âline ve ashabına salât ve selâm  eyle.

 Ey Allah’ın kulları! “Gerçek şu ki, Allah adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; yüz kızartıcı işleri, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp öğüt alasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım