Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (7)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (7)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (7)

Hamd Âlemlerin rabbinedir.

Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun. 

Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahımsemavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır. 

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz- 
Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez. 

Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz. 

Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Kıymetli kardeşlerim Bakara Suresi’nde Haram Ayından söz ettikten sonra Yüce Allah şöyle buyuruyor: 

“Onlar eğer güç yetirebilirse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve sonra da kâfir olarak ölürse, işte onların yaptıkları işler dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada sürekli kalıcıdırlar.” (Bakara 217)

Yüce Allah bu ayetle biziİslam dinine ve Müslümanlara karşı yürütülensavaşın sürekliliği hususunda uyarıyor: “....sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler” bu ayette geçen zaman sigası, sürekliliksigasıdır. Örneğin “savaşmaya devam ettiler” demiyor. Yani hem geçmiş hem şimdiki hem gelecek zamanı kapsayan bir zaman kipidir. Müslümanların bu hususta bilinçli olmaları gerekir. Bizden hiç kimse düşmanımızın Müslümanları kendi kaderinde özgür bırakacağını zannetmesin. Hem geçmişte hem şimdi hem gelecekte tahakküm altına almak için hep savaşmıştır. Tabii İslam’a karşı yürütülen savaşın aynısı paygamberlere karşı da yürütülmüştür. Ayet-i Kerime’de: “Her peygambere biz bunu kıldık” diyor. Yani aynısı peygamberler için de geçerli. Süreklilik arz eden bir durum. Yani devamlı her peygambere karşı bir düşman çıkmıştır.

 “Bu şekilde her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Onlar aldatmak için, birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Sen onları uydurduklarıyla başbaşa bırak.” (En'am 112)

Buradaki söz konusu sadece savaşmak değildir...

Evet, bizimle savaşacaklarancak söz konusu olan şey; “sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler” hususudur. Peki ayette geçen “dönmek” ne demektir? Yani İslam’a karşı yürütülen savaşların tümü senden bir puta tapmanı mı veya dinini değiştirip Hristiyan ya da başka bir dine girmeni mi istiyor? Veya dininin bir cüzünden dönmenle yetinir mi? Evet, zaten onun en büyük hedefi bu dindeki gücün bazı yönlerinin eyleme geçirilmesini engelleyip onu işlevsiz hale getirmektir. Geçmişte bahsettiğimiz ve devamlı bahsedeceğimiz 1924’te Kudüs’te gerçekleştirilen o konferansı hatırlayalım.

1924 yani Britanya işgali altında gerçekleştirilen konferans. Bu konferans Müslümanları Hristiyan etmekle görevlendirilen misyonerler tarafından gerçekleştirilmişti. Konferansa başkanlık eden şahıs Zwemer adında bir papazdı. Hazır bulunanlara takdim edilen ilgili raporlara dayanarak bir konuşma yaptı. Takdim edilen raporlara göre Müslümanlar,kolay bir şekilde dinlerinden çıkmıyorlar, hatta dinlerine sıkı sıkıya bağlıydılar. İşte bu raporlardan yola çıkarak oryantalistlerin de buna dayanarak kitaplar yazdığı o tarihi konuşmasında şunu dedi: “Müslümanları Hristiyanlaştırmak istediğimizi kim iddia etti ki? Onları İslam’dan çıkardıktan sonra başka bir dine girmemeleridaha iyidir. Çünkü bu onları sömürge haline getirmemizi daha da kolaylaştırır.” 

Bu konuşma, anahtar bir konuşmadır; normal bir konuşma değil, onların hedeflerini ortaya çıkaran önemli bir konuşmadır. Misal bugün eğer bir Müslümancihad fikrinden veya Filistin davasından veya İslam ümmetininvahdeti fikrinden vazgeçerse artık o Hristiyaniçin, Amerikan için ve sömürgeciler için sâlih bir Müslüman haline gelir. Çünkü onun bu Müslümanlığı dünyadakimüstekbir otorite içinartık bir tehlike arz etmez olur.-ki bu müstekbir sulta daha önce Britanya’ydı, sonra Amerika oldu ve bir çok yerde çoğaldı.- 

Buradan yola çıkarsak Yüce Allah’ın “sizi dininizden döndürünceye kadar... “ sözünün İslâm’ı terketmek anlamına gelmediğini; İslâm dışı kimselere sorun yaratacak bazı şeyleri terk etmek manasına geldiğini anlıyoruz. Bu gerçeğin Maide Suresi’nde geçen bazı ayetlerle daha anlaşılır hale geleceğini umuyoruz: 

“ Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veliler (dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridirler. Sizden kim onları veli (dost) edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.” (Mâide 51)

“Veli” sözcüğü dost veondan yana rahat olduğun, kendisindennasihat dinlediğin samimi danışman anlamına gelir. Senin başkanın veya önderin olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Bu manaya delalet eden çok ayet vardır, konun dışına sapmamak için zikretmeye gerek yok. Ey Müslüman burda ayetler Hristiyan ve Yahudiler’in nasihatlerini tatbik etme hususunda seni uyarıyor. 

“ Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veliler (dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridirler. Sizden kim onları veli (dost) edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez.” (Mâide 51)

Bu ayetin ardından Yüce Allah, dünyaları için korkan, vehimden ibaret çıkarları için didinip uğraşan ve bunun için Yahudi ve Hristiyan’ı razı etmek üzere koşuşturan bir topluluğa işaret eder. -Tabii kardeşlerim bu dostluktan sakındırmak, birlikte yaşamakla, adil olmakla, Hristiyan'ın ortak bir vatanda yaşamanın gerektirdiği bütün haklarını vermekle ve küçük olsun büyük olsun hiçbir şekilde ona zulmetmemekle çelişmez.- Sırf Müslüman olmadığı için gayrimüslime zulmetmekten sakındıran bir çok ayet, Hadis ve tefsirden defalarca söz ettik. Bu iki farklı durumdur. Bir çok insan bunları birbirleriyle karıştırıyor. Yüce Allah’ın da buyurduğu gibi:

 “Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik etmekten ve onlara karşı adaletli davranmaktan sakındırmaz. Çünkü Allah adaletli davrananları sever. Allah sizi, ancak din hakkında sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanız için yardım etmiş olanları dost edinmekten sakındırır. Kim onları dost edinirse işte onlar zâlimlerdir.” (Mümtehine 8, 9) 

Maide Suresi’ne dönecek olursak bizi bundan sakındırdığını göreceğiz: 

“Kalplerinde hastalık bulunanların, “Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz” diyerek (yani onlarla ihtilafa düşersek başımıza bir iş açabilirler korkusuyla) onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allah, fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.”(Mâide 52)

Yani dünyalıkları için korkup onlara yanaşmaya çabalarlarken şartlar değişebilir ve durum apayrı bir hal alabilir. Geçmişte de bizden duyanlarınız olmuştur; bu ayetlerin tarihimizde yeri vardır. Beşir Cümeyyil (*Falanj Kataeb Partisi genel başkanı, Lübnan Eski cumhurbaşkanı ve Sabra Şatilla katliamcısı) seçildiğinde bu ayetleri yaşadık. Onu tebrik etmek ve onunla yeni bir sayfa açmak için kimileri adeta yarışa girdi. Fakat seçildikten yirmi gün sonra öldürdü. Öyle ki bu ayetler sanki o olaydan söz ediyor ve bize o olay için inmiş gibi gelmişti: 

“Kalplerinde hastalık bulunanların, “Başımıza bir felâket gelmesinden korkuyoruz” diyerek (yani onlarla ihtilafa düşersek başımıza bir iş açabilirler korkusuyla) onların arasına koştuklarını görürsün. Belki Allah, fetih ya da kendi katından bir iş getirir de onlar, içlerinde gizlediklerine pişman olurlar. O zaman iman edenler, “Bunlar mıdır sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle yemin edenler?” diyeceklerdir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de kaybedenlerden olmuşlardır.” (Mâide 52, 53)

Burda ayetlerin artarda gelmesinden sonra Allah bizi bir neticeye vardırıyor: “Ey iman edenler!” diyor: Bakara Suresi’ndeki “... sizi dininizden döndürünceye kadar...” ayetini Maide Suresi’ndeki şu ayetle tefsir ediyor:“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, kendisinin onları sevdiği onların da kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve güçlü, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan bir topluluk getirecektir. Bu Allah’ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah’ın lütfu ve nimeti geniştir, O bilendir.” 

O halde bilmeliyiz ki eğer bir Müslüman dininin bir cüzünden dönerse Allah onun yerine başka kimseyi koyacaktır. Öyle bir kimse ki alçak gönüllü, Müslümanlara ve kendisi gibi olanlara kibirlenmeyen, Allah yolunda savaşan ve hiçbir şeyden korkmayan vasıfları vardır. Bu temel bir kaidedir. Devamlı alternatifler bulunacaktır: “Eğer yüz çevirirseniz yerinize başka bir toplum getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed 38)

Hangi dava Filistin davasından daha mukaddestir! Ta ki bu kerim ayetler ona tatbik olunsun. Burdan yola çıkarsak ey değerli kardeşlerim göreceğiz ki 73 yıldırbu davadan ne zaman bir topluluk vazgeçerse onun yerine başka bir topluluk ortaya çıkıyor. Her ne zaman bir ordu, bir parti veya bir taraf Müslümanların kendisine bağladıkları umudu boşa çıkarırsa hemen onun yerine başka bir topluluk ortaya çıkar. Bu davanın beşeri kararlara rehin bırakılması mümkün değildir. Her kim Filistin davasından vazgeçerse, İsrail’in zeval bulması düşüncesinden vazgeçerse onun yerine bu yolda yürüyecek başkaları ortaya çıkacaktır. Kim ki Siyonizmin, Amerika'nın çözüm teklfini kabul ederse onun yerine İslâm’ın şiarını taşıyacak ve Yüce Allah’ın “ilk defa girdikleri gibi mescide (Beyt'ül-Makdis’e) girecekler” sözünü tatbik edene kadar bu yolda yürüyecekler.

Şu sözü söylüyoruz ve devamlı tekrar ediyoruz. Çünkü gelişen olayların bazı Müslümanların akidesini etkilemesinden kaygılanıyoruz. Kardeşlerim Burc el-Şemali Mülteci Kampında meydana gelen olayı, Et-Tayyuna olayı, Halde’de, Şveyye’de meydana gelen olayları ile Batılı güçlerin Direniş Gücü’ne (*Hizbullah) karşı yürüttüğü savaş dozunun arttırılması birbirinden bağımsız değildir. İngiltere yeniden Hizbullah’ın hem siyasi hem de askeri kanadının terörist olduğunu iddia etmekte,  Avustralya bir müddettir bunu dillendirmekte, bin Selman’ın gezilerinde sürekli Direniş Gücü’nün silahları da Direniş Gücü'nün silahları deyip durması, Lübnan’daki bilindik Amerikalı sesler... Bunların tümü silahını bırakması için Direniş Gücü’nü kınama yarışına girmişler. Direniş Gücü’ne karşı alınmış uluslararası bir karar var; hem Lübnan sınırlarını hem İslâm bölgesinin sınırlarını aşan bir karar.

Tabii bunun yanında atılan o uğursuz normalleşme adımları da var. Yarışa girmişler adeta. Yüce Allah’ın buyurduğu gibi: “Kalplerinde hastalık bulunanların, onların arasına koştuklarını görürsün. “Trump’ın başkanlığı bitmeden onlarla uzlaşmak içinMağrib (*Fas), İmarât, Bahreyn ve daha başkalarının nasıl koşuşturduklarını gördük. Ne için acele ettiniz? Trump da gitti...

Biden’in yapılan bu uzlaşıları aynı şekilde takip edeceğini de zannetmiyorum. Tabii bilmiyorum... Çünkü iddia edildiği gibi bu gibi önemli kararlar derin devlet tarafından yani başa geçen kişiye göre değişemeyen devlet tarafından alınıyor. Her halükarda bir savaş vardır. Ve bu savaşlardan istenilen en önemli şey bizi birbirimize öldürtmektir. Neden? Çünkü kendi kanlarını esirgiyorlar...

Misal Amerika’nın kalbinde meydana gelen kanlı bir olayda dökülen kanı hesaplıyorlar veya Vietnam’da bizden kaç kişi öldürüldü, Kore’de kaç kişi öldürüldü, Afganistan’da kaç kişi öldürüldü gibi hesaplar yapıyorlar. Ancak biz Allah'ın inayetiyle genel anlamda tüm imanî zaaflarımıza rağmen bizden biri öldürüldüğünde Allah'ın kendisine lütufta bulunduğu bir şehit olarak addediyoruz. Yüce Allah’ın buyurduğu gibi“...ve aranızdan şehidler edinmesi için...” (Âl-i İmrân140) ifadesinde  Allah'ın şehirleri seçtiği anlamı vardır; yoksa herkese nasip ettiği bir lütuf değil. Onlar ise bu işe hesapla yaklaşıyorlar.

Beşir Cümeyyil’in öldürülmesinden bir kaç gün önce onunla düşman İsrail Başbakanı Bigin arasında el-Bassa yakınlarındaki İnhariye’de yaşanan o ana konuşmada bile bu hesapçı düşünceye rastlıyoruz; Bigen Beşir Cümeyyil’e diyor ki seçildikten sonra ilk lahzada senin İsrail ile barış istiyoruz demen gerekiyordu, ancak bunu yapmadın. Yani Bigen onu azarlarken bir yandan da Şaron ona “sakin ol o senin baban sayılır” diye sakinleştirmeye çalışıyordu. Yine denildiğine göre ölümünden iki gün önce Beşir, Bigin’e gider ve ona “tamam sizin göreviniz bitti, Filistinliler de Lübnan'dan çıktı dolayısıyla ben barış içinde bir devlet oluşturmak istiyorum” der. Daha sonra meşhur Fransız gazeteci Elan Minarg tarafından keşfedilen evraklar ortaya çıktığında detayları okuyunca şaşırıp kaldık.

Bu kadar detaylı bilgi nerden alındı diye sormaya başladık. Bu bilgileri kendisine Beşir Cümeyyil Cumhurbaşkanı seçildikten sonra onun yerine Lübnan Kuvvetleri’nin başına geçen FadiFrem vermişti. Özel oturumların bilgisini olduğu gibi gazeteciye teslim etmişti. Yani çok özel bilgileri bu gazeteciye Fransızlara servis etsin diye vermişti.Bunu yapmasının sebebi zor günlerde Fransa’da siyasi ilticada bulunmak içindi. İnsan bu bilgileri okuyunca verilen detaylardan dehşete kapılıyor, bundan adeta insanın kalbi titriyor. Çünkü sadece analizden ibaret metinler değil oturumları harfi harfine aktarmışlar. Oturumların birinde Bigen ona diyor ki, seni Cumhurbaşkanlığı makamına getirmek için bizden beş yüz kişi öldürüldü.

Beşir Cümeyyil de kendisine cevaben, faka tbizden de ülkemizi savunmak için beş bin kişi öldürüldü, diyor. Demek istediğim öldürülme adedini nasıl da büyük bir titizlikle hesapladıklarıdır.

Her halükarda burdan kasıt değerli kardeşlerim büyük entrikalar çevriliyor. Siyonist gücün Amerikan kararlarını, Avrupa kararlarının büyük bir kısmını ve hatta Rusya’nın kararlarını bile etkisi altına aldığını görünce... -şimdi diyeceksin ki yahu Rusya Suriye meselesinde bizimledir. Peki siz Rusya’nın İsrail uçağını vurduğunu gördünüz mü? Hatta onlar Rusya ve İsrail arasında en güçlü ilişkilerin Suriye savaşından sonra oluştuğunu itiraf ediyorlar, aralarında tam bir koordinasyon mevcut, belli bir hususta rejimi (*Suriye Rejimini) savunuyor, belli bir hususta da İsrail’i müdafaa ediyor.- O hâlde siyonizmin Batı'nın ve Doğu'nun aklına, alınan karar ve silahlara nasıl güçlü bir şekilde nüfuz ettiğini görünce liderlerin, bakanların, yürütme organlarının ve zengin kodamanların yüzde doksandan çoğunun direk veya dolaylı bir şekilde siyonizmin avcunun içinde olduğunu görünce insan ümitsizliğe, takatsizliğe düşüp bir şey yapamayız diyebilir. Hayır! Yapabiliriz! Yüce Allah’ın yüzlerce kez şeytana karşı uyardığı gibi; “şeytanın adımlarını takip etmeyin” diyor. Seni şeytanın adım ve vesveselerine karşı, adımlarını izlemeye karşı uyarıyor. Sonra da buyuruyor ki:

“Öyleyse şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ 76)

Sen bir karar aldığın zaman şeytanın vesveseleri artık bir hiç olur; ne sana dokunur ne de eziyet verir. Çünkü buna karşı Allah sana yeterli bir bağışıklık verir.Yine devletleri ve topyekûn bölgeleri etkisi altına almış, devesasilah, servet ve etkiye sahip büyük ve geniş kapsamlı bu komplocu güce karşı koyma kararı aldığımızda da aynı sonuç meydana gelir. Tabii onlar da Burc el-Şemali’de yaptıkları gibi aralarına sızarak masum gençlerimizi katleder. T

abii bu mevzuyla ilgili söyleyeceklerim var: İlgili makamların olay hakkındaki beyanları kabul edilemez. Bu olaydanMilli Güvenlik biriminin mesul olduğu beyan etmişler.(*Lübnan resmi makamları bu olayı Filistin'deki el-Fetih'e bağlı Milli Güvenlik Birimini sorumlu tutmuştu.) Oysa bu olayFilistinlilerin arasına sızmak suretiyle gerçekleştirilmiştir denilmesi gerekirdi. Öyle ki her yere sızmışlar. Çünkü fitneyi hedefliyor.

Siyonistlere ve Amerika’ya göre en iyi Filistinli sadece ölü Filistinlidir. Bir kimse siyasi anlamda kısmen onun (*siyonistin)yanında durmuş veya bazı noktalarda ittifak etmiş olsa da bu onun için önemli değildir. -Tabii direnişçi onun için daha önemlidir.- Onun için herkes düşmandır. Sakın ola bir siyonistin dünyanın herhangi bir yerinde bir Filistinlinin rahat bir şekilde yaşamasını istediğini zannetmeyesin! Çalışma Bakanı Lübnan Çalışma Kanunu'nda bir düzenleme yaptığında SamirCaca gibi Amrika ve İsrail’in emrinde olan borazanlar hemen devreye girdiler. Cibran bile bunu yaptı... Tabii Cibran’ın apaçık İsrailli bir yönü var... Kısacası değerli kardeşlerim içimize kadar sızmışlar. Direniş Gücü (*Hizbullah) ile çatışmaya girmeden nasıl savaşırızın yollarını arıyorlar. Çatışmaya girmeden savaşmak isteyenlere biz saygı duyuyoruz...

En fazla söylentilerine misliyle cevap verilir... Tabii Tayyuna olayında büyük bir hata yapıldı; nişancılar içerden konuşlanmışlardı halk lüzumsuz yere mermi sıktı ki televizyonda gördüğünüz o sıkılan mermiler Müslümların evine doğru ateş edilmişti. Tabii insan ölümle burun buruna geldiği anlarda kendini böyle kaybedebiliyor...Çatı üzerinde konuşlanmış kişileri keskin nişancılar zannetmişlerdi daha sonra ordudan oldukları ortaya çıktı. Burc el-Şemali’ye gelince orda da öyle bir silah vardı ki ondan bir mermi bile sıkılmadan fitneyi alev almadan söndürdü. Laf yayıcılardan (* yapabilecekleri manipülasyondan dolayı) dolayı o silahın gösterilmesine gerek yok. Şimdi herkes hakkında tahkikat yapılması gerekir. Tabii bizdeki yargı unsurları da sorunlu; her biri bir yerden destekleniyor. Dolayısıyla hakikatin üstü örtülür muhtemelen. Buna rağmen başka alternatif bir çözüm yok. Çünkü izlenecek diğer yollar ölüme, fitneye, masum kanlarının haksız yere dökülmesine sebebiyet verecektir. 

Öyleyse değerli kardeşim, namaz kılan bir Müslümansan ve İslâm’ı Allah'tan indiği haliyle istiyorsan; insanların yazıp bu Allah’tandır dedikleri haliyle değil, meliklerin, emirlerin, hakimlerin yazdığı haliyle değil, IŞİD’lilerin, dışardan desteklenen İslâmî partilerin yazdığı haliyle değil, oryantalistlerin ve İslâm'ıMüslüman'lardan ders almayanların yazdığı haliyle değil; eğer sen İslâm’ı tıpkı Allah’ın inzal ettiği haliyle istiyorsan düşmana karşı uyanık olman lazım. Aksi takdirde onun istediğini yerine getirmiş olursun ve onun istediği de kardeşini öldürmendir; fitneden bir parça olmanı ister, birbirinizle nasıl savaştığınızı izlemeyi ister...

Bunda da epey başarılı oldu; İran-Irak savaşında olsun, bizzat Irak savaşında olsun, Suriye’ye açılan savaşlarda olsun, Libya savaşında olsun hepsinde başarılı oldu. Tüm bu savaşları kim fonladı?! Kim silah verdi?! İnsan haklarını savunduklarını iddia edenler ülkelerimizde demokrasi ve özgürlük olmasını istediklerini iddia edenler bunu yaptı. Bir biri ardına şehirlerimizi teker teker tahrip ettiler...

Çünkü onlar İslam ümmetinin diri olmasını istemiyorlar. Ki bunu hatıralarında ve konuşmalarında itiraf ediyorlar: “Ümmet, uykudadır fakat ölmüş değil!” an gelir de uyanır diye çok korkuyorlar! İslam ölmedi ve ölmeyecek...

Evet gaflet uykusundadır, İslam’ın önemli yön, erkân ve büyük hedeflerinden çoğu şeyi kaybetti ancak her an uyanışa geçebilir.

O hâlde ey uyanmışlardan olan değerli kardeşim, ümmetin uyanmasında sen de yerini al...

Ve Allah'ın izniyle bu uyanış yakındır. 

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salât ve selam yaratılmışların efendisi, Allah’ın elçisi Muhammed’e, âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet ederim. 

“Ey iman edenler Allah’tan sakının.” (Haşr 18)

Evet değerli kardeşlerim, geçen mescidin genişletilmesi beklentimizi dile getirmiştik. Bu isteğimize bir çok kış icabet etti. Daha yolun başındayız, onun için tekrar ediyoruz bu iş değerli kardeşlerin mübarek ve helal mallarından katkı bekliyor. Umulur ki bu iş oruç ayından önce tamamlanır. Tabii önceki kiracının mekandaki işlerinin bitirmemesi dolayısıyla bazı gecikmeler yaşanabilir... Bazılarının şunu demesinde hakları vardır...

Hani bir hutbe vardı iletişim araçlarında da epey dolaşımda olan bir hutbe...

Tarihteki en kısa hutbe diye adlandırılır, hâtip minbere çıkıyor ve; “bir aça vereceğin bir lokma, bin camii inşa etmekten daha hayırlıdır” der. Evet içinden geçtiğimiz şartlar itibariyle bu söz geçerli olabilir fakat biri malını cami için vakfetmişse bu vakfedişin yönünü değiştiremeyiz. Ayrıca Namaz kılanların ibadetleri ve Allah’ın zikrini duymaları yardım eden himmet ehlinin hasenat ve bereketiniarttırır. Allah’a hamd olsun ki içinden geçtiğimiz bu zor şartlarda şunu teslim etmemiz gerekiyor, güzel şeylere şahit oluyoruz; özellikle Lübnan’ın dışında yaşayan kardeşlerimiz akrabalarına, komşularına ve tanıdıklarına yardımda bulunuyorlar.

Bu olmasaydı içinde bulunduğumuz şartların zorluğu daha da katmerli bir hal alırdı. Her neyse daha önce de zikrettiğimiz gibi Lübnan için tasarlanan bu durum Direniş Gücü’ne (*Hizbullah’a) kısmi anlamda savaş açmaktır. Tasarlananın tümü uygulamaya geçirilebilseydi bugün iş daha uğursuz bir hal alırdı. Yüce Allah’ın izniyle olmadı...

“Şüphesiz Allah iman edenleri savunur. Allah hiçbir hain ve nankörü sevmez.” (Hac 38)

Bazı mülahazalara göre eğer bu kriz içindeki tüm planlarıyla eksiksiz bir şekilde uygulanabilseydi şiddetini herkes üzerinde daha bir şekilde gösterdi. İyi ve kötü günde Allah’a Hamd olsun. 

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allahım (peygamber efendimiz) Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider...

Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir, hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir, bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım hak olanı bize hak olarak göster ve bizi ona tâbi kıl, bâtıl olanı da bize bâtıl olarak göster ve bizi ondan uzak tut... bize şu durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla... Kur’an-ı Kerim’i kalplerimizin baharı kıl...Bizimle ol, bizim aleyhimizde değil. Allah’ım gazap ve kederi üzerimizden kaldır ya Rabbe’l alemin... Allah’ım bizi muhafazanda emin, ğanim ve salim kıl. Salgının, kıtlığın ve düşmanın şerrinden bizi koru... Hâlimizi daha iyi bir hâle değiştir... İşlerimizi hayırlarla sonuçlandır... 

“ Ey Allah’ın kulları!

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. “ (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım