Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (6)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (6)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (6)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun.
 Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahım semavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır. 

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz- 

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez. 

Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz. 

Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Ey değerli kardeşlerim, Yüce Allah şöyle buyuruyor:

“Andolsun biz peygamberlerimizi açık seçik delillerle gönderdik. İnsanlar arasında adaleti ayakta tutsunlar diye beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik. Onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah’a ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah güçlüdür; üstündür.” (Hadîd 25)

Hadîd Suresi'nde geçen bu ayet, kendimize de devamlı düstur edinmemiz gereken peygamberlerin özelliklerini özetler niteliktedir. Bu özelliklerin başlıcaları; adalet, hukukun üstünlüğüve ölçüdür. Peygamberler sadece Yüce Allah’a itaati sağlamak için gönderilmediler... Tabii onların özelliklerinin başında tevhid de gelir. Yine gönderilmelerinin başkabir sebebi de hem müminler arasında hem onların dışındakilerarasında; yani tüm insanlar arasında adaleti ikame etmektir.“müslümanlar arasında adaleti ayakta tutsunlar diye” veya “müminler arasında adaleti ayakta tutsunlar diye” demiyor; “insanlar arasında” “tüm insanlar arasında” diyor. Ayrıca buna şu -i kerime de uzak bir anlamda değildir:

“Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 90)

O halde “Andolsun biz peygamberlerimizi açık seçik delillerle gönderdik. İnsanlar arasında adaleti ayakta tutsunlar diye beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik...” ayetinde geçen kitap ibaresi, ilim anlamına gelir; Kur’an, Tevrat, İncil kısacası tevhid, tevcih vehikmetler barındıran kaynaklar...

“beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik...” ayette geçen “ölçü” ise peygamberler ve beraberlerindekilerin onunlainsanların arasında adaletisağlasınlardiyedir. 

“Zulüm, zulümât olacak kıyamet gününde.”(Sahih-i Müslim)Sizin de bildiğiniz üzere sürekli zikrettiğimiz Hadis-i şerifte “Yüce Allah, mazlumun duasını geri çevirmez.” Velevki bu mazlum kâfir bile olsa...Duasından sonra Yüce Allah, kendisine “bir müddet sonra bile olsa muhakkak sana yardım edeceğim” der. Mazlum bir kimseyi müdafaa etmek Müslüman’ın görevidir. Hatta bu mazlum gayr-ı müslim bile olsa... Müslümanlar arasında hakkı üstün tutmak da Müslümanın görevidir, velevki Müslümanlar veya onlardan bazısı buna öfkelense bile...Çünkü kendisine tâbi olunmayı en hak eden şey, haktır.Bu hususla ilgili sayılamayacak kadar ayet vardır. Bu ayetlerin tümü tekrar tekrar hatırlatmak içindir. 

“Ey iman edenler adaleti ayakta tutun” (Nisâ 135) Yani insanlarla olan işlerinizde, yaşamınızda adaleti ayakta tutun. “Allah için doğru söyliyen şahidler olun” (Nisâ 135)yani Allah için şahidlik yapın; akrabalarınızdan veya aşiretinizden bir kimse için değil...

“Ey iman edenler adaleti ayakta tutun,Allah için doğru söyliyen şahidler olun; kendi nefisleriniz, anne babalarınız ve yakınlarınız aleyhine de olsa (doğru söyleyen şahidler olun)! İster zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Şu halde adaleti yerine getirme konusunda kendi tutkularınıza uymayın. Eğer dilinizi büker veya yüz çevirirseniz muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisâ 135) 

Şu iki ayet arasında ne fark var: “Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutun,  Allah için doğru söyliyen şahidler olun” Nisâ Süresi’nden okuduğumuz bu ayet ile ondan yaklaşık beş sayfa sonra gelenMaide Süresi’ndeki şu ayet: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun.”Adalet kelimesibirinde öne, diğerinde ise geriyealınmış halde her iki ayette de geçiyor.“ Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun.” Yani hakkı söylemeye çağrıldığınız veya çağrılmadığınız halde kendiniz gidin ve hakikati söyleyerek şahidlik edin. Buna çağrılmış olsanız da olmasanız da... birinde “Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun” diğerinde ise “adaleti ayakta tutun,  Allah için doğru söyliyen şahidler olun” yani siz hayattaysanız ve şahidlik etmeye çağrılırsanız Allah için doğru söyleyen şahidler olun. Maide Suresindeki ayet şöyle devam eder: 

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun.Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten saptırmasın” bu ayetteki"ve la yecrimennekum"(ولا يَجْرِمَنَّكُمْ) ifadesi, (*ki bu ifade Türkçe’ye “sizi saptırmasın” olarak çevrilmiş) “cereme” ” "جرمkökünden türemiştir.Çok küçük bir şey anlamına gelir. Hatta biz bunun için semâdaki uzak yıldızlara -nokta kadar küçük göründükleri için- "Cürm” (جرم)diyoruz.O halde "Ve la yecrimennekum” -وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ- yani bir miskal kadar bile olsa zulmetmeyin / adaletten sapmayın. "şeneânu kavmin" (شَنَاٰنُ قَوْمٍ)  ifadesi ise bir kavme olan öfke anlamına gelir. Yani ben birine öfke duyuyorum dolayısıyla ona zulümlehükmedeyim! Hayır! Bu davranış,müminlerin sıfatlardan değil.

“Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Nisâ 8) “Bilin ki Allah cezası çok şiddetli olandır” (Nisâ 98)

Hz. Peygamber (s.a.v)’in kendisini Hayber hurmalarını Müslümanlar ve Yahudiler arasında ittifak edildiği üzerepaylaylaştırmakla görevlendirdiği sahabeAbdullah bin Revâha meselesini belki de yüz kez zikrettik. -Bu mesele onun şehit düşmesinden bir kaç ay önce olmuştu. - (kendisi hurmaları üleştirirken) arkasında duran bir Yahudi “adaletli ol ey ibn Revâha!” diye seslendi.Kendisi de ona cevaben: “Ey Yahudi topluluğu! Sizler Allah’ın yarattıkları arasında en buğz ettiğim halksınız fakat bu, beni bir hurma tanesiyle bile olsa size zulmetmeye sevk etmez olmaz” dedi. Yani o ayrı bir şey bu ayrı bir şey. Bunun üzerine Yahudi adam “işte bu hak terazisi üzerine gök ve yer bina edildi!” diye haykırdı.Denge ancak hak yani mizân üzre devam eder.
“Göğü de yükseltti ve mizanı (ölçüyü) koydu.” (Rahmân 7)

Tartıdahaddi aşmayın! Yüce Allah, evrenindeveranındaki dakikliği, ölçüyü senden talep edilen şeyle özdeş kıldı. -Ki evrenin deveranındaki nizamda en ufak bir aksama kaosa sebep olur- (*Yani her anlamda insandan dakik bir adalet talep ediliyor)Senden adalet ve amelininsemavâttaki ince ve dakik teraziyleuygunluk göstermesi isteniyor. Allah evrendeki nizamı nasıl dakik kılmışsa, değişme imkanı yoksa, senin adaletin ve amelin de öyle dakik olsun.“Ne güneşin aya erişmesi mümkün olur, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörünge üzerinde yüzmektedir.”(Yasin 40) Güneşin yüz yıl sonraki doğuş veya batış yerini dakik bir şekilde tahdid edebilirsin. Bunu nasıl yapabiliyorsun? Tabii ki de yeryüzünün dönüşündeki ince nizamdan dolayı, Allah'ın yarattıklarındaki incelikten dolayı... Allah senden yarattıklarıyla uyum göstermeni, küçükte olsun büyükte olsun her şeyde adil olmanı istiyor.-Velevki genel anlamda daolsa kendi kendimize devamlı bunu hatırlatmamız lazım.-Aksi takdirde yıldızların, gezegenlerin düzen içerisindeki hareketiyle aykırı bir bayağılığa düşersin. Müslümanlar veya herhangi bir fıkra olsun devamlıAllah’ın emrettiği bir hal üzerine olmayabiliyorlar. Dünyada nazari ve ameli anlamda uygunluk gösteren hiçbir topluluk yoktur. Bazen uygunluk gösterirler bazen de göstermezler.Fakat Müslümanlar Allah'ın şeriatı üzerine yürüdüklerinde kendilerine ufuklar açılır; insanlar Allah’ın dinine dalga dalga girerler, adalet ve mizan üstün kılınır ve müminler,evrenin hareket düzeniyle uyum içerisinde olurlar, böylece insanlığın kurtuluşu için çıkarılmış en hayırlı ümmet olurlar.

Bu münasebetle yine çokça tekrar edilen bir konuya girmek istiyorum. O da Çalışma Bakanı'nın Lübnan'daki Filistinli çalışanlara yönelik tarihi yanlış uygulamaya yapmış olduğu düzenleme konusudur. Bu düzenlemeyle Filistinli çalışanlara yasaklanmış bazı işleri serbest haline getirdi. Bu düzenleme daha önce 2010’da da yapılmış ondan sonra tekrar iptal edilmişti. Gayet basit ve anlaşılır bir konu. Fakat yapılan yorumlar... Misal Cibran Basil'in (*Hristiyan siyasetçi ve Lübnan eski Dışişleri Bakanı)“bu düzenleme örtülü bir şekilde onlara vatandaşlık vermedir” sözünü duyduğumuzda anlıyoruz ki Lübnan savaş tarihinden bir şey öğrenmiş değiliz; hem Müslümanlar hem Hristiyanlar öğrenmemişler. Fakat Hristiyan tayfası daha da derin bir yanılgı içerisindeler. Kırk beş yıldır diyoruz ki “vatandaşlık verme” kaygısının  (*Filistinlileri yerleşik hale getirme korkusunu)tohumlarını siyonistler ve Amerikatarafından Hristiyanlarındimağına onları korkutmak ve Filistinlilere karşıkışkırtmak içinatılmıştır.

Böylelikle Hristiyanlar veya onlardan bazısı bunu bir akide  savunması için savaşmaya hazırhalegelsin; “ben toprağımı savunuyorum, beni burdan çıkartıp Amerika’ya veya başka bir yere yollayacaklar böylece bu toprak Filistinliler için alternatif bir vatan haline gelecektir” gibisöylemleri yaymaya başladılar.Biz böyle bir planın hiçbir zaman ciddi bir şekilde ele alındığını görmedik. Bu sadece bir vehimden ibarettir. Geçmişte birileri tarafından önerildi ancak hiç kimse tarafından kabul edilmedi. Buna rağmen Amerika ve Siyonistler bunu Hristiyanların zihinindebüyüttü, tıpkı Hristiyan savaşçıbirliğinin İsrail ile ilişkisinin olduğunu -ki bu bir gerçek- zihinlerde büyüttüğü gibi,böylelikle bunların İsrail'den bir cüz olduklarını dolayısıylaonlarla savaşmamızgerektiğifikrini zihinlerimizdebüyüttükleri gibi...Böylece Müslümanlar veya Müslümanların bir kısmıonlarla savaşmayı  akidenin bir gereğisaydılar. Çünkü onları Ulusal SiyonistYurdundanveya Ulusal Marunî (*Lübnan’daki Marunî Kilisesi’ne bağlı Hristiyan grup) Yurdundan bir cüz addettiler.

Buna karşın Hristiyanlar da yaklaşık 1400 yıldır yaşadıklarıtopraklarını savunmaya geçtiler.Tabii buraya dikkat etmemiz gerekir kardeşlerim: 6000 yıllık bir geçmişten bahsediyor, güyaLübnan’daki Hristiyanlar, Fenikeliler’in torunlarıymış dolayısıyla Lübnan onların 6000 yıllık Ulusal vatanıymış. Bu söylem büyük bir yalan. Marunî Hristiyanlar, İslam fetihlerine kadar Halep ve Humus’ta yaşıyorlardı. Müslümanlar bu şehirleri fethettiklerinde ve bu şehirler birer İslam şehirlerine dönüşünce onlar Müslümanlar arasında yaşamayı tercih etmediler. Bunun üzerine Hicri 50. Sene dolaylarındayani Müslümanlar’ın buraya gelmelerinden yaklaşık otuz kırk yıl sonra buraya intikal ettiler. Yani onlar Humus ve Halep’ten Müslümanlar bu bölgeye yerleştikten sonrageldiler. İslâm fethinden sonra... Bu sahil kesiminin Müslümanlarca fethi Hicri 17. Yılda gerçekleştiği kabul edilir.Hicri 50. Yılı dolaylarında ise Marunîler Humus ve Halep’tenpeyderpey Lübnan dağlarına intikal etmeye başladılar. Dağ yüksek olduğu için orayı tercih ettiler.

Çünkü İslam ordularıo dönemlerde -hatta şimdiki dönemlerde bile- dağlık kesime çıkartma yapmaktan uzak duruyordu. Çünkü dağlarda savaşmak ovada savaşmaktan daha zordur. Diyorlar ki biz sizden önce buraya geldik hayır bu doğru değil...Neyse fazla uzatmayalım... O halde hakkaniyetli olmamız gerekirse -ki hakkaniyetli olmayı kendimize talep ediyoruz- şunu da teslim etmek lazım: Dağları ektiler, güzelleştirdiler, düzenlediler, kar kış zamanında evden dışarı çıkmaya gerek bırakmayacak yemek çeşitleri buldular; keşk, kavurma gibi kışıninsanın evinden çıkmasına gerek bıraktırmayan yiyecekler... Medeniyet anlamında bir takım işler ortaya koydular. Örneğin güç bir şey olmasına rağmen dağın zirvelerinde imar ettiler. Buna saygı duyulur medeni anlamda. Fakat bu demek olmuyor ki onlarLübnan’ın mevcudiyetinde Müslümanlardan daha fazla emek vermişler veya Lübnan’ı Müslümanlardan daha fazla imar ettiler. Kesinlikle bu doğru değil! Asıl Müslümanlardı devamlı imar eden, inşa eden, bina eden...

ta Muaviye bin Ebû Süfyan valiliği ve Osman bin Affan Halifeliği döneminde (Allah onlardan razı olsun)Beyrut’taki Emevi Limanı’ndan imarbaşlıyor... Mühim olan kardeşlerim, Falanca biri kalkıp “bu örtülü vatandaşlaştırmadır” diyorsa bu, yalanın devam ettiği daha doğru bir ifadeyle yalanı tasdik etme eyleminin sürdüğü anlamına gelir. Tabii bu konuyu münakaşa etmek uzun sürer. Size sadece bir şey söylemekle yetineceğim: Lübnan’da (*Filistinlilere) vatandaşlık verme projesinin uygulanmasıkesinlikle mümkün değildir. Çünkü bunun için uluslararası karara gerek duyulur. Her şey uluslararası karara bağlıdır. Lübnan haritasını bile Lübnanlılar mı çizdiyoksa Versay Kurultayı mı çizdi? Öyle ki haritayı Fransa’ya gitmeye ayarlı bir şekilde çizdi kendisi burada herhangi bir yerde oturamazdı... Bu Lübnan haritasıdır, burası Lübnan’ın olsun şurası hayır dercesine çizdi...

Çizdikleri haritalardan birinde güney kısım Lübnan’ın sayılmıyordu... Başka bir haritada Suriye’nin güneyinde Lübnan’a yakın Tel Ekrad adındaki Hristiyan bir kasabayı Lübnan’ın sınırları içerisinde göstermişlerdi mesela... Yani bu harita (masa başında)çizildi... yoksa bu Lübnan'ın tarihi sınırları anlamına geldiği için böyle çizilmedi... Bu bir beşer ürünüdür ve uluslararası bir kararın neticesinde çizilmiştir... İşte vatandaşlık verme de bunun gibidir; uluslararası karara ihtiyaç duyar. Uluslararası karar olmadan bu mümkün değildir. Ayrıca bizzat Filistinliler bunu kabul etmezler. Ondan sonra bu, Arap Birliği tarafından da yasaklanmıştır; çünkü Fistinlilere vatandaşlık verirsek Yahudiler mülteci sorunundankurtulmuş olur, dediler. Bu, doğrudur. Bu üç sebep de doğrudur. Fakat bundan da öte Filistinlileri vatandaş haline getirmeyi engelleyen temel sebep İsrail’dir. Nasıl mı diye soracaksınız?

Çünkü İsrail, Filistinlileri işgal edilmiş topraklarına yakın bir yerde olmalarını istemez.Filistinlilere Cezayir’de vatandaşlık verilsinister, Sibirya’da, Uganda’da Güney Afrika’da, Belki Irak’ta, Körfez ülkelerinde ama Lübnan veya Ürdün’de onlara vatandaşlık verilmesini katiyen istemez. İsrail’in bunu kabul etmesi imkansız! Çünkü bilir ki Fistinliler (*topraklarına yakın bir yerde olurlarsa) topraklarını unutmazlar. O halde bu büyük yalana artık son verin lütfen! Ayıp! Bu dil cehaletin dilidir! Komplocuların dilidir. Halihazırda bizim burdaki sorunumuz Cibran Basil’i veya Tayyar’ı veya Mişel Avn’ı eleştirincetenkid ediliyoruz... Tamam bunlar kimsenin yapmadığı büyük bir iş yaptılar; Direniş Gücüyle (*Hizbullah) ittifak ettiler. Bu tarihte olmamış birşey; ne Marunîler’in ne de Doğu Hristiyanlığının tarihinde olmuş bir şey. Yahudilere karşı en büyük İslâmî savaş gücüyle ittifak ettiler...

Bu doğrudur. Fakat sevapların günahları sildiği gibi günahlar da sevapları siler... HakikatenParadoks içindeyiz; Cibran Basil’e hücum ettiğimizde bu sefer bundan Samir Caca karlı çıkıyor. Musibet gerçekten... Sihyabî der ki: “Firar etmek mi yoksa dönmek mi daha iyi? Dedim ki bunlar öyle seçenekler ki en tatlısı acıdır”İşte bunların ikisi de acıdır fakat kimse, SamirCaca ve onun fitneciliğiyle ve  onun devam eden entrikalarıyla kimse kıyaslanamaz. Peki Samir Caca karlı çıkmasın diye Cibran’ın hatalarını görmezden mi gelelim? Yok bu makul bir şey değil... Çünkü hak olanı konuşuyoruz ve bu hakikatin söylenmesi gerekir, velevki acı da olsa... 

Hakikatin edevatı zayıfsa -Yüce Allah'ın buyurduğu gibi: “Biz demiri indirdik” demir, yani silah; onunla hakikatin müdafaa edildiği araç, edevat- eğer hakikat onu savunacak bir aracın bulunmayışı yönünden zayıfsa bu, hakikatin batıl olduğu bizim de susmamız gerektiği anlamına gelmez. Gün gelecek şartlar değişecek ve herkes nerde durdurduğunu bilecek ve “Zalimler nasıl bir inkilapla devrileceklerini bilecekler.”(Şuara 227) Allah'ın izniyle bu uzak değildir...

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salât ve selam yaratılmışların efendisi, Allah’ın elçisi Muhammed’e âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet ederim. 

“Ey iman edenler Allah’tan sakının.” (Haşr 18)

Tabii ki hak, hak olarak kalacak bâtıl da bâtıl olarak... Roma'daki Papa, Lübnan hususunda konuştuğu vakit genel olarak güzel konuşur, Lübnan Marunîlerinden çok daha güzel... İlkesel açıdan Vatikan Lübnan konusunda nadiren hatalaryapmıştır.Fakat geçen öyle bir konuşma yaptı ki garipsedim; eşcinseller de insan, onların da hakları var gibi şeyler söyledi. Neden? Peki Tevrat ve İncil’in kıssalarını ne yapacaksın? Orda bu konuya tafsilatlarıyla yer verilmiş. Kur’an’dakinden daha fazla detay var. Biz yalnızca Lut Kavmi deriz. Onlar Sodom ve Gomora derler... Gerçekten de bu sapkınlığa düşenleri Allah en çetin şekildecezalandırmıştır. Acaba zamanla Tevrat ve İncil’deki öğretileri değiştir mi ki böyle bir açıklama yapıyor. Ve yine bu bağlamda Uluslararası alınan büyük kararlar var; televizyon programları, siyasilerin verdiği demeçler ve başka unsurlar üzerindenuygulamaya geçirilen kararlardır. Mesela Baydin’ın ana şiarlarından biri de bu meseleydi.

Hatta biri bana Amerika’daki Müslümanlar -orda kalabalık bir Müslüman nüfusu var MİT schinken’de olsun başka bölgelerde olsun- Trump’a oy verdi demişti. Sebebi de Baydin gelirse eşcinsel evliliği yasallaştıracak kaygısıydı.Tüm deliliklerine rağmen Trump’ın programında bu yoktu. Yani sözden kasıtuluslararası kararlar var. Bu da izlediğiniz o uğursuz televizyon programları eliyle yürütülüyor; sapkınlığın, gayrı meşru ilişkilerin, Müslüman bir kadının Hristiyan veya başka bir gayr-ı müslim ile evlenmesinin ve buna benzer durumların doğal bir şey olduğunun propagandası yapılıyor... Bununla İslâm’ın temellerini yıkmayı ve kalplerden dini söküp atmayıehedefliyorlar. Başaramayacaklar. Fakat bu, bizden ciddi bir çaba ister. 

Ey değerli kardeşlerim, bu mütevazı mescidin açılışından yirmi beş yıl sonra onunla bitişik bu arsayı da satın alabildik. Bu mescidin tam teçhizatlı bir mescit olabilmesi için çalıştık ancak bazı sebeplerden ötürü bu arzumuz gerçekleşmedi. Zikredemeyeceğimiz bazı sebeplerden dolayı... Ama bu arsayı almak nasip oldu. Şayet değerli kardeşlerden, cemaatten bağış toplanırsa oruç ayından önce açılışını yaparız. Şimdi biri bu camii dolmuyor ki, buna ne gerek var diyebilir. Korona ve ondan önce bilinen bazı sebeplerden dolayı dolmuyor şimdilik. Araba Park yeri için de yer açılabilir. Bu mescidin genişletilmesine ihtiyaç duyuyoruz böylelikle hanım kardeşlerimiz için de yer açılabilir... Her hâlükârda Allah bir yerin mescid olmasını takdir ederse bu iş için infak edecek olanı da bu iş için çalışacak olanı da hizmete geçirir. Çünkü bu Allah’a has kılınan bir mekandır. Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Mescidler Allah’ın yeryüzündeki evleridir. Orayı ziyaret edenler, imar edenlerdir. Kim evinde güzelce temizlendikten sonra evime beni ziyarete gelirse ziyaretçiyi ikram etmek ziyaret edilen üzerinde bir haktır gereği ona ikramda bulunurum.” Alla'ın yeryüzündeki evleri mescitlerdir.Bu yeryüzündeki herhangi bir yer olabilir. Bir Hadis’te şöyle buyrulur: Her kim Allah rızası için bir mescid imar ederse velevkibu mesciddeve toynağı kadar bile olsa... -tabii deve toynağı kadar mescid olamaz, şu kadarcık bir şey deve toynağı...burdaki maksatmescid inşa etmenin fazileti... – Herkim Allah rızası için bir mescid imar ederse Allah ona cennette bir ev bina eder.” Yine bu bağlamda“kim ki mescidden bir çöp atarsa Allah, cennette ona bir ev bina eder” diye buyrulur. Herkesininşa etme imkanı yok, buna iştirak edenin de hayrı vardır...İletişim araçlarından Hintli zenginin hikayesini duymuştuk. Her sene izin alır, yaklaşık bir ay boyunca Mescid-i Haram’da çalışmak için Mescid-i Haram'da çalışanların elbiselerini giyer. Kendisine rastgelen onlardan birine sadaka verir ve der ki ona bak bende neler var banka hesaplarını gösterir, benim otellerim var servetim çok Allah’a yakınlık kuruyorum çünkü Allah’ın evini temizliyorum. O halde Allah'ın evine ikramda bulunursak Allah da bize ikramda bulunur. 

“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allahım (peygamber efendimiz) Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabın üzerimizden kaldır, hâlimizi daha iyi bir hâledeğiştir. Hak olanı bize hak olarak bâtıl olanı da bize bâtıl olarak göster ve bizi ondan uzak tut, Allah'ım bizimle ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım Gazap ve kederi bizden uzak tut. Allah’ım annelerimize babalarımıza ve üzerimizde hakkı olanlara mağfiret buyur. İşlerimizi hayırla sonuçlandır. 

Ey Allah’ın kulları!

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. “ (Nahl 90)

KUDÜS GÖNÜLLÜLERİ EĞİTİM AKADEMİSİ

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündem - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler

18 Aralık 2022
15 Aralık 2022

Network Yazılım