Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (5)

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (5)
Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp

Şeyh Mahir Hammud'un Cuma Hutbeleri (5)

Hamd Âlemlerin rabbinedir. Allahım, Ey Rabbimiz! Senin vechinin celâline ve senin hükümranlığının yüceliğine layık şekilde sana hamd olsun. 

Seni bütün eksiklerden tenzih ederiz. Ancak sen kendine layıkıyla senâ edersin; biz seni layıkıyla övmeye güç yetiremeyiz. Allahımsemavât dolusu, yeryüzü dolusu ve bunlardan öte dilediğin dolulukta hamd sanadır. 

Bütün övgüler ve yücelik sanadır. Kulların hak olarak söyledikleri sanadır. -ki hepimiz senin kulunuz- 

Allahım senin verdiklerine mani’yoktur; mani’olduklarına da verilecek/verecek yoktur. Senin katında sâlih amel dışında dünyalık kısmetlerin (mal – mülk, evlat) hiçbiri fayda veremez. 

Allah’tan başka ilah olmadığına; eşi benzeri ve şeriki olmadığına ve efendimiz, önderimiz, hâbibimiz, şefaatçimiz Muhammed’in O’nun kulu Resulü olduğuna şehadet ederim. Onu kendi kulları arasından seçip kendine dost kıldı. O da emaneti edâ etti, risâleti tebliğ etti ve ümmete nasihat edip Allah için hak üzere cihad etti. Biz de bütün bunlara şahitlik edenlerdeniz. 

Selât ve selamların en güzeli ona, pak aline, seçkin ashabına ve din gününe kadar kendisine ihsan üzre tabii olanların üzerine olsun.

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşr/18)

Ey değerli kardeşlerim! Yüce Allah, bu günümüzü anlamak için bize Peygamberlerin tarihinden bir çok örnek sunmuştur. Tarihinden ders almayanın geleceği yoktur. İster kadim tarih olsun ister modern tarih olsun hiç farketmez.Tarihten istifade etme hususuyla ilgili verilen şu misali çok beğendim: “Tarihine bakmayanın durumu, dikiz aynası olmadan araba sürenin durumu gibidir.”Çünkü arkasında ne olduğunu bilemez, dolayısıyla her an bir şey çarpabilir veya sürüşünde kötü bir şey meydana gelebilir. Geçmişten bir şey katan aynalara bak ki geleceği daha iyi göresin.

Peygamberlerin babası İbrâhim efendimiz. İsmi,“Ebu’l-Ümem”dir (أبوالأمم).Aslında “Ebu Humem” (أبوهمم).Çünkü İbranice’deveyaArapça'nın ve İbranice’nin de kökeni sayılanAramice’debelirtme takısı olan “el” (*veya harfi tarif olan “el”ال), “h” (*ه”) harfine dönüşür.İbranice’de örneğin:“Helmişmar” kelimesi “el-Musmar” kelimesine“Haaretz” kelimesi de “el-ard”kelimesine; yani ordaki “h”ler “el” e dönüşür. (*Yani şöyle: ال→ ه) Yani burdaki“h/ه”, harfi tarif (*belirtme edatı) olan “el/ال”dir. Böylece “Ebu’l-Umem” (أبوالأمام) “İbrâhim” (إبراهيم) e dönüştü. Peki neden Ebu’l-Ümem? (*Ebu'l-Ümem, ümmetlerin babası anlamına gelir)Çünkü ümmetler peygamberlere tabi olan topluluklardır ve İbrâhim’densonra gelen bütün Peygamberlerİbrâhim'in soyundan gelir. Bildiğimiz peygamberlerin arasından çokazıİbrâhim’den önce gelmiştir; İdris, Âd, Sâlih, tabii Nuh (a.s) ve Adem... Ondan sonra İshak’ın soyu gelir -ki bunlar İsrail oğullarına gelen peygamberlerdir- İsa (a.s)’a kadar ulaşır. Ve diğer yandanİbrâhim’in oğlu İsmail, İsmail’in oğluMuhammed’e ulaşır.

Peygamberlerin ve ümmetlerin babası İbrâhim... İbrâhim Kur’an’da,uzak bir manayla çokça tekrar edilen bir misaldir.En’amSüresi’ndeen meşhur kıssada (*hikaye) -tabii en meşhur diyemeyiz,  kıssalar arasında en meşhur iki kıssa diyelim, ayrıca oradabir çok ara nokta var onları da imkân bulursam size açıklayacağım inşallah-En’am Suresi’nde İbrahim’in yıldız, ay ve güneşle olan kıssasından sonra Yüce Allah şöyle buyurur: 

“Bu, İbrahim’e kavmine karşı verdiğimiz delilimizdir. İstediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin hakimdir, bilendir.” (En’am 83)

Delil… Bu öyle bir delil ki onunla küfrün, nifak ve yalanın hüccetini çürütüyor. Fakat bu delilin kafir vemüstekbirin üzerinde yararlı herhangi bir etkisi oldu mu? Onlara delil gösterdiğinde büyük putu işaret ederek “belki bu işi şu büyükleri yapmıştır” dedi. -Tabii kendisi diğer putları kırmakla itham edildiği için ondan bunu yapmadığına dair bir delil getirmesini istemişlerdi- Bunun üzerine “o, bunu nasıl yapabilir ki!” dediler. İbrahim onlara: “Size de ve Allah’tan başka taptıklarınıza da yuh olsun!” Bu putun kendisi gibi putları parçalamayacağını bildiğiniz halde nasıl olur da ona ibadet ediyorsunuz?! Yani onun hücceti diğer hüccetleri geçersiz kıldı. Buna rağmen onlar, kendisine: “Hay Allah senden razı olsun, sen haklısın bize delil getirip hakkı gösterdin” demediler. Peki ne dediler? “Onu yakın! Ve ilahlarınıza yardım edin, eğer bir şey yapacaksanız…” dediler. 

Delil (hüccet), selim akla yöneltilen bir şeydir; taassubun, heva ve hevesin, saplantının boyundurluğu altındaki akıllara hüccet/delil gösterilmez… Hüccet, ruhunu şeytana satmış olanlara fayda vermez. Buna rağmen bizler hücceti elden bırakmamamız lazım. Çünkü müminin kafir karşısındaki, dosdoğru olanın sapkın karşısındaki ve dürüstün münafık karşısındaki gücü hüccettir. Dolayısıyla hücceti elden bırakmamamız lazım… Ki bırakmak caiz de değil… velev ki cevapları “yakılacaksın!” “öldürüleceksin!” “tutuklanacaksın!” ya da “yalanlanacaksın!” olsa da… Aynı şey Musa (a.s)’ın da başına gelmişti: “Andolsun ki! Biz Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun’aHaman’a ve Karun’a gönderdik. Onlar ‘bu tam yalancı bir büyücüdür’ dediler.”(Mü’min 23-24)  “Böylece o, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince…”(Mü’min 25) -ne dediler?- “Onunla birlikte inananların oğullarını öldürün ve kadınlarını sağ bırakın” dediler.

Oysa kafirlerin oyunları muhakkak boşa çıkar.” (Mü’min 25) Yani onlara hak gelince böyle tepki verdiler. Aynı durum Ehli Kitab (*Yahudiler, Hristiyanlar) için de geçerli: “Onlar kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kinden dolayı ayrılığa düştüler…” (Şura 14)

Öyle anlaşılıyor ki ruhunu ve aklını hakkın dışına satan kimselere hüccet/delil getirmek faydasızdır. Böyle bir çabada bulunman değirmende şarkı söylemene benzer… Seni duymazlar, çünkü kulakları yalan ve batılı işitmeye alışmıştır. Bu,Ahmet Şevki’nin tercüme ettiği veya Arapçada ona nazire yazdığıFransız Edebiyatındaki o meşhur hikayeye benzer. Aslında bundan da önce hayvanlar üzerinden anlatılanKelile ve Dimne hikayelerine benzer. Şöyle ki: Kurt, kuzuyu yemeye karar verir. Bunun için bir bahane arar. Kuzu, kurdun su içtiği yerin aşağısından su içiyordu.Amaç bahane bulup onu öldürmek ya... Kuzuya der ki: Ey falanca neden içtiğim suyu bulandırıyorsun? Kuzu da ona “ Sen yukarıdan içiyorsun ben ise aşağıdan. İçtiğin suyu nasıl bulandırabilirim ki?” der. Sonra başka bir bahane arar ve kuzuya: Sen şöyle bir olay yapmıştın, der. Kuzu da, hayır o olay meydana geldiği zaman ben küçüktüm, der. Kurt ona: O olayı sen yapmamışsan bile senin ecdadından biri yapmıştır diyerek kuzuyu yer. Yani amaç onu yemek için bahane bulmaktı... Kurt ile kuzunun bu hikayesi devamlı tekrar eder...

Küfrün karşısında hakkın ve güçlü hüccetin timsali olan İbrâhim’in örnekliği bizi yakından ilgilendirir.İbrâhim’in hikayesi Irak'ın kuzeyindeki Ur şehrinde başlar...Bu,putlarla da olanhikayesiydi. Onlara hüccet gösteridğinde onu ateşe attılar.Onu uzak mesafeden mancınıklara benzer bir şeyle ateşe attılar. Peki neden mancınıklarla? Çünkü onu yakmak için tutuşturdukları ateş, etrafındaki yere de şiddetli bir ısı vevermişti. Böylelikle bu ateşin kuvvetinden, sıcaklığı ve yoğunluğundandolayı uzak durmak gerekiyordu. Ve İbrahim ateşe düştü ateş ise ona karşı“soğuk ve esenlik”oldu. Kimi rivayetlere göre günlerce hatta aylarca bu ateşin içinde bulunan bir dairede dolaşıp kaldı. İnsanlar onun nasıl ölmediğini izlemek için geliyorlardı. Hatta bazı müfessirler, onun yanına annesi ve kız kardeşi de geldi derler. Bu rivayetlerin kesin olmadığını varsaysak bile insanların onun ateşin kalbinde yanmadığını ve ordan sağ salim gülümseyerek çıktığını görmeleri bile yeterlidir. Bu hüccet yeterli değil miydi? Fakat buna rağmenmüslümanolmadılar.

En yüce ilahın bu yıldız olduğuna kanaat getirdiği hususundaonları ikna etmeye hazırlanırken de hüccete dayandı:
“Üzerine gece bastırınca bir yıldız gördü. "İşte bu benim Rabbimdir" dedi. Ancak o batınca: "Ben öyle batıp gidenleri sevmem" dedi. Ayı doğar halde görünce: “Benim Rabbim işte bu” dedi. O da batınca: “Eğer Rabbim beni doğru yola eriştirmeseydi şüphesiz sapıklar topluluğundan olacaktım” dedi. Güneşi doğarken görünce: “Benim Rabbim bu. Bu daha büyük!” dedi. O da batınca şöyle dedi: “Ey kavmim! Ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım.Ben dosdoğru bir inançla yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (En’am 76, 77, 78, 79)

Onlara:“Gelin âlemlerin rabbini araştıralım, -tabii bunları, onların inanç sisteminden aldı diyeceksiniz (* Çünkü Hz. İbrâhim’in mensup olduğu Babil halkı gök cisimlerine tapınırdı) –ayın, yıldızın veya güneşin Rab olduğunu iddia ediyorsunuz iyi de bunlar batıyor. Onlar batınca bu evreni kim idare ediyor?” dedi. Yani onlara hüccetle gitti. Lakin onlar kabul etmedi.Bununla ilgili Allah şöyle buyurur:

“Kavmi onunla tartışmaya girdi. O da şöyle dedi: “O beni doğru yola ilettiği halde, siz Allah hakkında benimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Allah’ın benim hakkımda bir şey dilemesi dışında sizin O’na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hala öğüt almıyor musunuz? Allah’ın size haklarında herhangi bir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmanızdan dolayı korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?Şu halde bu iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin. İman edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte güven onlaradır ve onlar hidayete ermişlerdir” (En’am 80, 81, 82)  Yani onlara diyor ki: siz beni olmayan ilahlarla, putlarla korkutuyorsunuz ben ise sizigökyüzünü ve yeryüzünü yaratanla korkutuyorum. Acaba kimin korkması gerekiyor, ben mi, siz mi?! “Bu, İbrahim’e kavmine karşı verdiğimiz hüccetimizdir.”(En'am 83) Ancak işe yaramadı... Ne bu ne şu hiçbiri işe yaramadı... Çünkü, dediğimiz gibi hüccet/delil selim akla yöneltilir; Yüce Allah'ın bahsettiği şu kimselere değil: “Hevasını kendine ilah edinmiş ve Allah’ın kendisini bir bilgi üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah’tan sonra kim doğru yola iletebilir? Yine de düşünmüyor musunuz?” (Câsiye 23)

Hevasını ilah edinen!... Heva, insanın arzulayıp rağbet ettiği şeydir. Bu mezheb sevgisi olabilir, kabile sevgisiolabilir, ideoloji veyahut parti sevgisi de olabilir. Ondakibu körü körüne sevgi ve tâbi olma durumu öyle bir hâl alır ki artık ideolojisini veya partisini bir ilah gibi görür, ona tapınır. Öyle ki ne göz ne kulakne de akıl ona fayda verir. Çünkü Allah onun kalbini hevasıyla mühürler.

Değerli kardeşlerim bunu devamlı hatırlatmamızlazım, ancak şu günlerde daha da fazla hatırlamamız gerekiyor: Hz. İbrâhimefendimiz hikmetin, hüccetin ve İslam’ın simgesidir. 

“Ey Kitap ehli, İbrahim konusunda ne diye tartışıp duruyorsunuz? Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? İşte siz böyle kimselersiniz! Diyelim ki, hakkında bilgi sahibi olduğunuz bir hususta tartışmaya girdiniz. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir hususta ne diye tartışıyorsunuz! Allah bilir, siz ise bilemezsiniz.İbrahim ne bir yahudi ne de bir hıristiyandı. Ancak o Hanif bir Müslümandı. O, müşriklerden de değildi. Şüphesiz insanların İbrahim’e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir. Allah da iman edenlerin dostudur.(Âli Îmrân 65, 66, 67, 68)

Bugün kağıt üzerinde duran bir proje hayata geçirilmek isteniyor. O da “Birleşikİbrâhimî Devletler” projesidir. Yani buna göre bizler yani Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler hepimiz İbrâhim’e inandığımız için eşitiz. Dolayısıyla Birleşik İbrâhimîDevletler’i kurmamız lazım!Ve tarihi arkamıza alıp tarihte olduğu gibi tekrardan onlarla (*yahudilerle) amcaoğulları olmamız lazım.İşte bu, bir siyonist projesidir. Bundan murad edilen İsrail’in işgal edilmiş Filistin’deki yerini iyice tesis etmek ve bölgedeki Amerikan sultasını pekiştirmektir. Ayrıca insanları Müslümanlıklarından uzaklaştırmak veya İslâm’ısadece teorik ve şekilsel bir dinden ibaret kılıp değersizleştirmek istenmektedir. 

Biz de onlara diyoruz ki: Sizin bu aptal düşüncelerinizi tartışmaya gerek duymuyoruz.Çünkü Âli Îmrân Suresi’nde zikrettiğimiz o üç ayet yeterli bir cevaptır: “İbrahim ne bir yahudi ne de bir hıristiyandı. Ancak o Hanif bir Müslümandı.”  Ayrıca İbrâhimen yakın olanlar, siz değil; biziz. Çünkü İbrâhim’e en yakın olanlar ona uyanlardır. Siz mi İbrâhim’i takip ediyorsunuz? İbrâhim, zulme razı gelir mi?! İbrâhim yaptıklarınızdan razı olur mu?! İbrâhim’e tâbi olanlar biziz... Yani bizim tâbi olmamız gerekir... -Müslüman ismi taşıyan herkesİbrâhim’e tâbi olmuyor tabii- 

“Şüphesiz insanların İbrahim’e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir. Allah da iman edenlerin dostudur. Kitap ehlinden bir topluluk sizi saptırmayı arzuladı. Oysa onlar sadece kendilerini saptırıyorlar da bunun farkında değiller.” (Âli Îmrân68, 69) Yani en nihayetinde başaramayacaklar... Doğrudur;çoğu yöneticimizonlarla yürüyor. Ve doğrudur; çoğu yöneticimiz, toprağı, hikmet ve hücceti sattıkları gibi dini de sattılar...

Bugün kurt ve kuzu hikâyesindenki misallerin bir örneğini görüyoruz; Muhammed bin Selman öldürüyor, boğazlıyor, insanları asitle eritiyor vebir halkı topluca öldürüyor... Bir kişi kalkıp da bu ne abes birsavaştır dese istifa etmesi gerekir.İşte bu, kuzu ve kurdun hikayesi değil midir?Aynısıdır!Kendisi dev bir petrol servetine sahipolduğuiçin,Amerika kendisine destek verdiği için -her nekadar bu destek Biden döneminde Trump dönemine oranla düşmüş olsa da-  ve gönülsüz olsalar bile hanedan aileyi kendi kontrolü altına aldığı için bizi zelil kılmak istiyor... Direniş Gücü ahalisini zelil kılmak istiyor ve direnen Lübnan’ı zelil kılmak istiyor. Lübnan ki Yahudiler'den önce Araplara ders verdi. Çünkü Arap orduları hezimete uğradı, ancak Lübnan zafer elde etti. Çünkü Araplar teslim olup anlaşmaya gittiler, Lübnan ise İsrail ve Amerika karşısında başı dik bir şekilde duruyor. Çünkü Lübnan onlara veonların mezhepçi ve kavmiyetçi fitnelerine itibar etmedi. Çünkü Lübnan’da özgürlüğe dair bir şeyler var, onlar ise insanları sindirmiş, dillerini çalmış ve hakikatlerin üstünü örtmüşler. Böylelikle insanlar, resmi medya aracılığıylasunulan yalanlardan başka bir şey bilmiyorlar.

O hâlde İsrail’e hüccet göstermek yararsızdır, Muhammed bin Selman gibilerine hüccet göstermek yararsızdır... veya herhangi bir müstekbirehüccet göstermek yararsızdır. Müslüman’ın dinine sımsıkı tutunması gerekir. Fitne ve imtihandan öyle anlar var ki insan, dini ve istikameti hususunda imtihan edilir. Her kim, Allah katında olanlar hakkında kesin inanca sahipse onun kalbi titremez, canı tereddüt etmez ve İbrahim gibi duruşunu değiştirmez.Rivayetlere göreo, ateşe atılırkenyer ve gök arasındaolduğu esnada Cebrail ona gelip “Rabbinden ne diliyorsun” diye sorar. O da der ki:“biliyorken halimi, ne yapsın dileğimi”yani O benim ne dilediğimibiliyor ve ya Rabbi! deme ihtiyacı duymuyorum.

Çünkü Allah kalplerdekini ve nefistekilerinibiliyor. İşte İbrahim (a.s), böyle yakîn bir inanca sahipti. Allah daona ihsanda bulunarak ateşi “soğuk ve esenlik”kıldı, düşmanların tuzağını butlana uğratıp“savrulmuş toz haline” getirdi.Bundan sonra bütün tehlikeleryerini güven ve emniyete bıraktı. YüceAllah, eşini ve çocuğunuekini olmayan bir vadiye bırakmasını kendisine emredince hem kendisi hem de eşi mutmaindi. Eşi ona, bunu sana Allah mı emretti ey İbrahim, dedi... O da evet dedi. Öyleyse gereğini yerine getir, Allah’ıntakdirineben mutmainim, madem ki bunu Allah istedi O, bizi bırakmaz ve terk etmez,dedi.Ve o ekinsiz, azıksız, susuz vadi tüm Arap kabilelerinin neşet ettiği bir yer haline geldi. Öyle ki,Cürhum Kabilesi o suyu gördüklerinde oraya yerleşmek için Hacer’den izin istemişlerdi.Gene bundan sonra İbrahim, evlâdını kurban etmek isterken, evladı ona der ki: “Beni boğazlayacağın zaman yüz hatlarımı görmemen için yüzümü toprağa çevir. Olur da yüzümü görür, duyguların harekete geçer ve Allah’ın emrini yerine getirmez olursun.” Yani boğazlama hususunda ona yardım ediyor! Ve dedi ki“beni bağla ki kaçmayayım, elbiselerimi çıkar kana bulaşmasın ki sonra gördüğünde acı çekmeyesin”

Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah, beni sabredenlerden bulacaksın.” (Saffat 102)

Toplumumuz bu seviyede olursa, -bu seviyede değil bu seviyenin yolunda olursa... İbrahim, Hacer ve İsmail gibi olalım demiyoruz- yani bu yolda yürürsek, Allah'ın katında bulunanlara yakîn olarak inanma yolunda, Allah’a hakkıyla tevekkül etme yolunda, Allah’ın katındaki olanların daha hayırlı ve kalıcı olduğuna iman etme yolunda olursak İsrail’in komploları bize zarar vermeyecektir. Ne İsrail’in saldırganlığı ne de Amerika’nın tuzakları bize zarar verebilir... Ne de işbirlikçi krallar ve emirlerbize zarar verebilir; ki bunlar hesapsızcaöldürüyorlar,geleceği düşünmeden zulmediyorlar, servetleri çalıyor onu kendi yerinden başka bir yere koyuyorlar... Allah bize yeterdir. Ve Allah onların yapıp ettiklerini görüyor. Allah, çok yakında hakkı galip getirecektir inşallah; bütün ufuklarda hak, galip gelecektir ve işgüzar entrikacılar, hezimete uğrayacaktır. Bu entrikacılardan bazısıİbrâhimîbir yeni din uydurarak bize yalan söylüyorlar. Bazısı bizden Amerikan siyasetine uymamızı veya İsrail ile normalleşme adımları atmamızı veya özgürleşmesi gereken Filistin diye bir devletin varlığını unutmamızı istiyorlar. Bütün bunlar birer vehimdir; “onlar tuzak kurar Allah da  tuzak kurar. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

Hamd âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salât ve selam yaratılmışların efendisi,Allah’ın elçisi Muhammed’e âline, ashabına ve ona tâbi olanların üzerine olsun. Allah’tan başka ilah olmadığına Muhammed’in O’nun Resulü olduğuna şehadet ederim.

“Ey iman edenler Allah’tan sakının.”

Evet değerli kardeşlerim, bu merhalede en çok zorluk çektiğimiz şey, bize düşmanlarımızın insan hakları namına içlerinde en ufak bir kırıntı bile bulunmadığını gösteren ekonomik ambargodur.Direniş Gücü'nün (*Hizbullah) varlığı sebebiyle Lübnan halkının tümünü aç bırakmakta bir sakınca görmüyorlar. Amerika’nın projesini uygulamak için Yemen’de bütün halkı öldürmekte bir sakıncagörmüyorlar... Ve halkları tüm aileleriyle birlikte öldürmekte bir sakınca görmüyorlar... Tabii bunun mukabilindeiman düzeyi yükselmedikçe alemlerin rabbi, onların karşısında durmak için bize yardım etmeyecektir. Bu da imanla bina edilmesi gereken kalplerle başlar. Ardından Allah indindekilere iman... Sonra dille, sözle ve daha sonra amelle iman... İmanı zayıflayan kimsenin durumu Hz. İsa (a.s)hakkında anlatılan o meşhur hikayedeki adamın durumuna benzer -hikayenin sıhhati ayrı bir konu- : Hz. İsa, yanlarındakine Allah’ın kudretiyle suyun üzerinde yürüyeceğiz, der. Ve suyun üzerinde yürüdüler ancak biri battı. Hz. İsa’ya sordular: neden biz suyun üzerinde yürüdük de o battı. Hz. İsa: Çünkü o şüphelendi, Allah'ın buna kadir mi, değil mi diye tereddüt etti. Hikayenin sahih olup olmadığına bakmıyoruz ancak bu düşünce sahih bir düşüncedir. Sen Allah’a sâdık ve yakîn bir şekilde tevekkül edersen O, sana hayatî meselende yardım edecektir. Yok sendener gibi yani bir bakalım tutar mı tutmaz mı der gibi tevekkül edersen Allah sana aklın ve zayıf imanın dolayısıyla yardım etmez. 

Bizim silahımız iman ve Allah’ın emrettiği gibi tevekkül gücüdür. Allah'ın bize vadettiği gibi kurtuluş yakındır inşallah.
“Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.”

Allah’ım! Efendimiz İbrahim ve âline salat ettiğin gibi efendimiz Muhammed ve âline salat et. 
Allahım (peygamber efendimiz) Hz. Muhammed ve âlini, Hz. İbrahim efendimiz ve alinî mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphesiz sen Hamîdsin, Mecîdsin.

Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabı üzerimizden kaldır, Allah’ım! Bizi gam ve kederden kurtar... Allah’ım! Dert ve tasamızı gider... Allah’ım meşekkatimizi feraha tebdil eyle. Allah’ım yoksulluğumuzu nimet lütfunla değiştir... Allah’ım öfke ve gazabını üzerimizden kaldır, Allah’ım işlerimizde bize doğru yolu göster, Allah’ım hak olanı bize hak olarak göster ve bizi ona tâbi kıl, Allah'ım bâtıl olanı bize bâtıl olarak göster ve bizi ondan uzaklaştır, dinimizde bize faydalı olanı öğret ve öğrettiklerini bize faydalı kıl, ilmimizi arttır ve bizi salihler arasına kat,bizimle birlikte ol bizim aleyhimizde değil... Allah’ım bizi muhafazanda veba, kıtlık ve düşmanların tuzağından emin kıl, Allah'ım bizi senin muhafazanda emin, salim ve muvaffak kıl. Vebanın, kıtlığın ve düşmanın tuzağını geri çevir ya Rabbe’l âlemin... Halimizi daha iyi bir hâle değiştir.

Ey Allah’ın kulları!

“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. “ (Nahl 90)

Sosyal medyada paylaş: Facebook Twitter Whtasapp


Hakkımızda

Uluslararası Siyasal Gündemin Kodları - Kudus Analiz | KA kudusanaliz.com


Kudüs Analiz sitesi bir Kudüs Medya AŞ portalıdır




Son Güncellenenler


Network Yazılım